14 Temmuz 2011 Perşembe

AMAN EMLAKÇIM! NE YAPTIN BANA?

Emlakçılardan oldum olası hazetmem. Onlarla muhatap olacağıma evsiz barksız kalırım daha iyi.

Ya , bu nasıl bir caka satmak, bu nasıl bir kendini beğenmişlik? Bu nasıl gözüne baka baka kandırmaktır , anlamadım. Onların eline düşmezsiniz umarım, donunuza kadar soyarlar sizi. Piyasayı onlar belirler. Onlara göre ev iyiyse, iyidir. Sizin yorum yapmanıza gerek kalmaz. Sizin gözünüz yoktur, anlayamazsınız bir malın değerini, ama onlar bilirler.

Eşinden yeni boşanan arkadaşım, kutu gibi şirin, sempatik, merkeze yakın bir ev ister her orta sınıf çalışan kadının istediği gibi. Hevesle gazete ilanlarına bakmaya başlar. Woww..”Gümüşsuyu”nda deniz manzaralı, şirin ev, tam size göre; 650 TL.”
Aman bu evi kaçırmayayım, merkeze yakın , Cihangir”e kahve içmeye giderim, İşime de yakın, bir de deniz görürüm, gelsin güzel günler, üstelik 650 TL”ye” der. Koşa koşa yılların emlakçısına gider.

Hoşgeldiniz , beş gittiniz derken, “eee, bir görelim evi o zaman” der arkadaşım.

Adam iki üç bitişik apartmanın- tabiri yerindeyse göt göte yapışık- binaların olduğu sokağa getirir. İçeriye hevesle girer arkadaşım.Tüm odaların kapıları birbirine açılıyor; yani salonun hem giriş hem çıkış kapısı var , yatak odasının ki de mutfağa açılıyor.

Eh demiş arkadaşım, napiiim, merkeze yakın , varsın olsun.” Şey” demiş, “deniz manzarası demiştiniz?? Hani?”

“Haa.” demiş emlakçı kızın koluna girerek çok bilmiş tavrı ile.” Gel bak, şu karşı ki daireyi görüyor musun?”

“Hııı.”

“Orada tiyatrocu bir çocuk oturuyor. O, salonun camını açtığında taaa koridorun diğer tarafı gözüküyor. Sırf deniz manzarası. O çok iyi bir çocuk, tanıyorum ben. Sen istediğin zaman söyle açar o.”

??





HEM GAZETECİ HEM EMLAKÇI

Yine aynı arkadaşım Bakırköy civarına bakıyor bu sefer. Emlakçıya gidince, “Ne iş yapıyorsunuz siz?” diyor emlakçı, arkadaşımı baştan aşağı süzerek.

“Gazeteciyim” diyor arkadaşım.
Birden gözleri parlıyor Emlakçının.
“Öyle mi? Hangi gazetede?”
“Bıdı bıdı gazetesinde”
“Hımm. Çok güzel. Meslektaş sayılırız desenize” diyor emlakçı göğsünü çıkarta çıkarta.
“Aaa , siz de mi gazeteciydiniz? Diyor arkadaşım.
“Evet” diyor emlakçı. “Bakırköy yerel gazetesinde şiirlerim yayınlanıyor” benim.
“Hııı.Memnun oldum” diyor ve ev bakmaya başlıyorlar.

8 Temmuz 2011 Cuma

FRİEND FEED DİLİ VE EDEBİYATI

İki şekilde öğretim vardır. Çevrim içi ve dışı. Birinci seçenek adından da anlaşılacağı üzre; canlı canlı yapılır. Diğeri ise dışarıdan, siz online olamazken.

HANGİ DERSLER İŞLENECEK

I.DÖNEMDE; Konuşma dili, işaretlerin anlamı, fotoğraf yükleme
II.DÖNEMDE; Kavga etme teknikleri, cadalozlarla başa çıkma dersleri, Ve FF dilini nerede nasıl kullanacağınız , değişik kelimelerin anlamı,

Görüldüğü gibi dersler gayet keyiflidir. Çalışan kazanır. Dersleri iyi dinlemeniz, katılımcı olmanız yeterli.

Madem FRİEND FEED dilini öğreniyoruz; kısa kısa size bazı küçük notlarım olacak.

NE NEDİR?

ATARLANMAK;
Bu dilimize yeni kazandırılan çok renkli bir kelimedir. Hayır, hayır, o sizin döneminizdeki atari oyunu ile alakası yok. Bilgisayarda oynanıyor yine ama bu öyle değil.Yani sinirlenmek, yani birinin lafına atlamak gibi bir anlamı var. Diyelim sosyal medyadan bir arkadaş FEED açtı. Yani birşeyler açıkladı o dikdörtgen içinde. Siz” heh, bak bana hitaben yazdı bunu hemen dersini vermeli” şeklinde hareket ederseniz Atarlanmış olursunuz. (Bende yeni öğrendim , umarım doğrudur.)

GİDERİ VAR; Bana bir sosyal medya arkadaşım dedi ki.” O kızın gideri var mı ?” Ben de zengin mi , iyi bir geliri var mı zannettim. “Nerden bileyim” dedim. “Belki de vardır iyi bir gideri” Güldüler. Meğer o değilmiş. Hani işe yarar mı? sevişilecek biri mi? bize de bir iş çıkar mı? gibi ayıp bir anlamı varmış. O yüzden sakın bana bunu bir daha sormayın. Giderim , gelirim yoktur benim.

STAYLA
; Yok, bu bir Rock şarkıcı ismi değil. Yoo , Boşnakça da değil. Bu "stil" anlamına geliyor. Mesela bir fotoğraf koyarsınız . Yan yan bakmışsınızdır, yüzünüzde pek bir mahsun ifade. Altına not düşer çevrenizdekiler hemen. “AA Küçük Emrah Styla” diye. Yani Küçük Emrah gibi boynu bükük çıkmışsın demek istiyorlardır. Evet canım, söylerken çok seksi geliyor bana da staylaaa...

ÖZET GEÇ PİÇ; Bir konunun altına toplanırlar. Uzar da uzar.. konunun başlığında “bugün çok güzel bir gün, ben ata bindim, bisiklete bindim” gibi bir duygu -durum bildirimi vardır. En alta baktığınızda” Sensin Kürt, piç” diye bir yorum çıkar. Haydaaa!!!... ne alaka dersiniz. Mutlaka aralara çok eksantrik yorumlar girmiştir. Hepsini nasıl okuyacaksınız şimdi.. hemen bir işaretle “özet geç piç” derseniz iyi yürekli bir arkadaş size bir satırlık yorumla durumu bildirecek ve sizi zaman kaybından kurtaracaktır.

ÇOK GÜSELSİİNNN
; Bildiğiniz” çok güzelsin” in emo”casıymış bu . EMO mu ne demek? Tabii tabii , zevkle açıklayayım. Duygusal yani (emotion) dan geliyor, yani tıpkı benim gibi. Fotoğraflarda kafa yana yatıktır, zayıf olurlar(ee tabi duygusal insan bunlar . et ye, göt ye, sonra nasıl duygusal gözükecekler o kilolarla?) . Siyah dar pantolon giyerler, bacakları sıskacık olur, altlarına genelde converse tarzı ayakkabılar giyerler. Göz farı olarak simsiyah tonlarını tercih ederler.Hee ne diyordum "çok güselsinn" lafının Emo'lar tarafından üretildiği söylenir.

BSG; “Bugün öğrendim, taze taze sunayım size; bi siktir git” miş.

CAPS YOK MU? ; Kameradan, fotoğraf makinasından bir görüntü istiyorlar arkadaşlar kimi zaman. Anlattığınız durumu, hali, vaziyeti, mekanı, yediğiniz yemeği anlattığınızda ya da “ben bugün bir bikini aldım” dediğinizde “caps isteriz “ diyorlar. Ben de” aa gerçekten mi?” demek istiyorlar gibi bir şey sanmıştım; değilmiş. “Bize lütfen bir fotoğraf göster” demek isterlermiş meğer. Bu caps isteme olayı önce yediğiniz yemekle başlar ardından külot, bikini ve tüm vücudunuzun capsini istemeye kadar gider..


KLAVYE DELİKANLISI
: İçinde Türk-kürt tanımı geçiyorsa, İslam- Din- türban geçiyorsa hemen atlayan tipler bu gruptandır. Sanal alemde saklanabildiği kadar saklanır, içindeki nefreti, kini, küfürü kusarlar. Kendi düşüncesinde olmayanlardan nefet eder, ezmeye çalışır, yargılarlar. Gerçek hayatta çok asosyal tipler olabilirler. Siz siz olun sakın klavye delikanlısı grubuna katılmayın.

NEFES ALSIN YETER: Erkekler bunu aradığı kadın özelliklerinde söylüyorlarmış: yoksa nefes darlığı olan falan yok, çok şükür. Ölen de yok.Kimisi der" uzun boylu, ince belli olsun" kimisi " ben ille de sarışın derim". Ufak şeylerden mutlu olan ve detaylara girmeyen bir erkek gelir "Bırakın bunları, nefes alsın, canlı olsun yeter!" der ve o günden sonra nefes alan bütün kadınlar kendileriyle gurur duymaya başlar.

28 Haziran 2011 Salı

MEME TUTMA TARZINDAN ERKEĞİ TANIMA SANATI

1) GIDIKLAR GİBİ DOKUNANLAR; Bu tip erkekler, memelerinizin üstüne böcek konmuş, ya da üzerinizde bir kilo toz varmış da  silkelemeye çalışıyorlarmış gibi dokunurlar memelere. Gören bir şey silkeliyor sanır. Parmak uçlarıyla, aşağı yukarı, sağa sola, sanki küçük bir çocuğu gıdıklamaya çalışırlarmış gibi ellerler memeleri. Bunu yaparken önemli bir halt becermiş gibi gıcık bir şekilde gülümseyerek, gözlerinize bakarlar ki; boğmadan mezara göm, diri diri. Bunlardan bir halt olmaz anacığım. Eğer heyecanlı bir ilişki arıyorsanız; ııhh, olmaz! Sizi tahrik ettiğini sanırlar...Sıkıcı , düz ve vasat adamlardır. Muhtemelen devlet dairesinde çalışıyorlardır ya da özel şirkette muhasebecidirler. Kısa kollu gömlek giymek en büyük özellikleridir. Annelerine son derece bağlıdırlar. Günde üç kere ararlar.










2) HAMUR YOĞURUR GİBİ OKŞAYANLAR; Bunlar yıllar önce Banu Alkan-Tarık Akan'lı filmleri seyretmiş adamlardır. Memelerinize baka baka , hatta ucuyla göz göze gelerek ,yoğurmaya başlarlar. Bildiğiniz baklava hamuru gibi. Yukarı aşağı, sağ sola. Bir yerde okumuşlardır, kadınlar bundan acayip zevk alıyor diye. Dakikalarca, baka baka yoğururlar. Bu adamlar genelde borç batağındadırlar. Hep iş peşinde koştuklarını, bir türlü paralarını alamadıklarını söylerler. Net bir işleri yoktur. Danışman, bazen ticaret , bazen marka yöneticisi ya da hiç duymadığımız meslekleri yaparlar. Ters hareketleri olabilir, bunların. Öyle yumuşak yumuşak yoğururken, birden kalkıp sigara içer " bak, hala hesabıma para yatmamış" diyerek odanın içinde stresli stresli volta atıp , önemli bir adammış izlenimi yaratmaya çalışırlar. Bunların ereksiyon problemi olabilir, dikkat edin. Sevişirken de aniden yataktan kalkıp, karşılıksız çeklere, telefonunu açmayan müşterisine sinirlenip, sevişmekten vazgeçebilirler. Biraz yakışıklı olanları varsa da genelde bunalımlı tiplerdir. Uğraşacak gücünüz yoksa ,uzak kalın derim.



3) ÇAMAŞIR SIKAR GİBİ DOKUNANLAR; Bu tip adamlar kendine güvensiz, takıntılı tiplerdir. Beceriksizce sıkıştırmaya çalışırlar göğüslerinizi; yüzlerinde de stresli bir ifade olur. Sanki iki göğsünüzü bir araya getirmek ister gibi, çok ciddi bir iş yaparmış gibi avuçlarının içiyle ittirirler. Ne yapıyor diye bakarsınız bir süre. O ise, son derece tahrik olmuş ve sizi de etmiş bir ruh haliyle kan ter içinde kalır. Meme sıkma işleminden sonrası bellidir. Asla şaşmaz. DALMAYA kalkarlar. Dallamalar ya...Sakın izin vermeyin...
Bunlar genelde kumaş pantolon, üzerine krem-kahve tonlarında dede hırkası giyerler. Asla bıyıksız gezmezler. Genelde mutsuz aile çocuklarıdır. Meslekleri muhtemelen yedek parça satıcısı, bir kısmı tuhafiyeci, yüncü, döşemeci ya da  kuru yemişçidir.

4) PARÇALARCASINA SIKANLAR; Sizi öpmeye başlar başlamaz, eli memelere gider. Siz, ” ay, bu adam çok güzel öpüşüyor, kim bilir memelerimi nasıl okşayacak?” diye heyecanla beklerken, Azrail'den kaçarmış gibi, sinir krizi geçiriyormuş gibi memelerinizi öyle bir sıkarlar ki; ciyak ciyak bağırırsınız da yan komşu yardıma gelir. Bir, iki derken, baktınız adam sanki cerrahi bir operasyon yapar gibi konsantre olmuş, can havliyle sıkıyor. Bir sonraki hamlesi  muhtemelen” dişlemek” olacaktır. Memelerinizin acıdığına mı, yoksa adamın psikopat olduğuna mı yanarsınız. "Yapma ama Orçuuuun, canım acıyor, mamografi mi çekiyoruz,  ay, orada bile böyle acımamıştı” deseniz bile o” Banuuuu.....mmhh. çok güzel bunlar, bebeyim, dayanamıyorum” diyecektir. Ama” dayaaan” demek gelir içinizden. Uzun süre psikolojik tedavi görmüş ama olumlu sonuç alamamış kişilerdir.Erken veya çok geç boşalma/boşalamama  sorunları vardır. Genellikle alkolik olurlar;  sinirlidirler ve hep bağırarak konuşurlar. Marjinal sevgili arayanlar için birebirdirler. Meslek mi? Avukat, doktor, iş adamı, bar -restaurant işletmecisi.

5) SADECE EMENLER; Bunlar annelerine doyamamış, sütten erken ayrılmış, ya da hiç anne sütü almamış çocuklardır. Her gördüğü dekoltenin arasına kafalarını koyup, emmeye başlarlar. Olmazsa kucağınıza alın; o emsin, siz de piş piş yapın.(O emerken siz de boş durmayın, bulmaca çözün) Emerken gözlerini kapatır bu adamlar; öyle bir zevk alırlar ki bu işten onu o anda ayırırsanız gözleri dolar, ağlar ya da küserler size. Vırç vırç sesler çıkartırlar emerken de. Beklersiniz, acaba ne zaman doğru dürüst elleyecek diye. Saatlerce bakarlar memelerinize, yakından konuşurlar onlarla, içinden satırlar, paragraflar, mısralar dökerler memelerinize. Yazar, şair, ressam ve editörler hep bu gruptandır.

6) TİTREYEREK DOKUNANLAR;
Meme gördüm mü ereksiyon olurlar bu adamlar. Dayanamazlar memelere. Arasına yerleşme, üstüne attırma, emme, yoğurma gibi sürekli memeli fanteziler kurarlar.” Benim niye böyle memelerim olmadı “ diye hayata küskündürler. Güzel göğüslü kadınlara hayran olmak bir yana, içten içe kıskanırlar. Memelerinize yaklaştıkça nefesleri hızlanmaya , gözleri kaymaya başlar. Bütün vücudu titrer. Ne oluyor böyle, ıslak zeminde kabloya mı bastı acaba?" diye yere bakar, kontrol edersiniz. Ama her şey normaldir. Adam meme fetişistidir. Gece gündüz memelerinizi açık görmek ister. Eğer dışarı çıktıysanız mutlaka dekolte giymenizi isterler. Yemek masasında memelerinizi izlerken, başkalarının da onlara bakmasından haz duyarlar.

7) OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ YAPANLAR; Bir yandan öperken , diğer yandan elini yavaşça gömlek , tshirt, body vs. nin altına sokar bu adamlar, aceleleri yoktur; bir heykel yaptığını hayal ederler tek göğsünüze dokunurken. Yavaş yavaş, dalgalandırarak, yoğurarak ve acıtmadan... tam kıvamında. Sonra yavaş yavaş biraz daha hızlı ve biraz daha sert mıncırmaya başlarlar. Sonra öpmeyi bırakıp,  dünyanın sekizinci harikasını seyreder gibi bakar ve derin nefes alırlar, kısık bir sesle " çok güzeller" derler.(nerdeyse ağlayacak, he he deyin, üstüne gitmeyin) "Ehhe, mersi" dersiniz ama pek bir yavan kaçar bu cümle o erotik ortamda. Beklersiniz, beklersiniz, devamı nasıl olacak, neler yapacak diye. Adam " Bunları kim bilir hangi erkekler elledi benden önce?" der kısık sesle. Siz de onun kulak memesini emip, kısık sesle; "İlkokuldaki sümüklü Ayhan!  bir kere! zorla!. Doktorum! geçen ay,  kitle var mı diye bir de annem bana çok kızdığında " dersiniz. Adam" ımhh.offf..  tam hayal ettiğim gibi bebeğim " der, "başkasının ellediğini düşünmek beni çok tahrik ediyor". Evet, karşınızda mükemmel,  taş gibi adam var her an ereksiyon vaziyette; o erkeği asla bırakmayın.O, memelerinize bakıp, yoğurmaya devam ederken, "boxerlarını annen mi dikiyor, pazardan mı alıyorsun? " deyin yine kısık bir sesle. O da eğer hayalinizdeki erkekse "Nnn..nannem dikti" diyecektir, "özel kalıp bu, benim ki sığmıyor da diğerlerine". Siz "Hımm, anlamıştım zaten, memelerimi tutuşundan belliydi" deyip onun egosunu okşayın.
Adam bir sonraki adımda : "Bak, farkındaysan hemen kalktı" diyecektir. Siz; "Evet, karnımı delecek ama sen memelerimle ilgilen, boşver onu şimdi" deyip, yoğurma işlemine odaklanmasını sağlayın. Taa ki göğüs uçlarınız sipsivri olup, dikilene dek. Lütfen onu kaçırmayın, lütfen bak.

8) BUNLARIN HEPSİNİ BARINDIRAN ADAMLAR; Yıllardır armut, elma, portakal ,kavun, silikon, sarkık , üzüm her tip meme görmüşlerdir. Bundan sonra göreceği meme doktorun hastaya bakışı gibi olacaktır. Canları isterse ilgilenirler memelerinizle. Cool adamdır bunlar, çapkındırlar, çünkü yeteneklidirler. Kadına nasıl davranacağınızı çözmüş , akıllı adamlardır. Şirket yöneticileri bu gruptandır. Akşamları işten gelince sadece kravatını gevşetip, soyunmadan viski içen tiplerdir. Fonda da genelde Beethoven olur. . Sevin ama bağlanmayın. Sizi aldatma olasılığı yüzde 100 dür.

16 Haziran 2011 Perşembe

BABALAR GÜNÜYMÜŞ. PEH!

Eski bir yazım...Her babalar gününde yayınlarım...Düzeltilecek yerleri çok ama bunu yazmak da zor...


“Anasını babasını kaybedenler, ansızın geriye
onların bıraktığı boşluğa çekilirler.
o güne kadar, yaşın ne olursa olsun,
yüzüne vuran aydınlık, arkanda uzanan gölgeden beslenirdi.
üçüncü boyutun elinden alınmış gibisin.
gölgeleşme sırası şimdi sende.

evet, gene sahnedesin kuşkusuz.
ama nesi var bu tiyatronun?
salon niçin bu kadar aydınlık da sahne karanlıklar içinde?
sen yine sensin, seyirciler de hep o seyirciler.
peki kimin aklına esmiş de, sırtları sahneye dönük oturtmuş onları böyle”


Çok teşekkür ediyorum sana;

Annemi ve beni , hastaneye güvenli ve sağlam getirdiğin için,

Erkek beklerken kız olarak geldiğimde, hiç şaşırmayıp mutlu olduğun için,

Annemin karnındayken canım yeşil erik istediğinde kış ortasında bir gece yarısı İstanbul’un bütün semtlerini dolaşıp erik aradığın için,

Gece yarısı ağlama krizim tuttuğunda, üşenmeden kalkıp, arabana bindirip gezdirdiğin için,
Evin orasına burasını tuvalet sanıp kullandığımda, sabırlı davrandığın için,

Sütümü almayı hiçbir zaman ihmal etmediğin için,

Gezmeye gideceğimiz bir gün, kıpkırmızı bir ruju gizlice sürdüğümde, arabanın dikiz aynasından görüp, gözgöze geldiğimizde kızmadığın için,

İğrenç esprilerime, katıla katıla gülüp, beni mahcup etmediğin için,
Matematikten zayıf aldığımda bana kızmadığın için,

Veliler toplantısında hakkımdaki şikayetleri bana söylemeyip, “çok konuşuyormuşsun ama çok da zekiymişsin” ” deyip konuyu geçiştirdiğin için,
Hediye ettiğim kravatları ve tarakları hiç beğenmesen de kullandığın için,

Karda kışta, sıcakta, tatile gitmeyip, bizi okutabilmek için her şeye katlandığın için,

Eğitimime sonsuza dek destek verdiğin için,

Çalışkan ve dürüst bir insan olmayı öğrettiğin için.....




Tam 6 yıl oldu, BABALAR GÜNÜNDE beni terkedeli.

Bundan iki yıl önce sana farklı bir hediye vermek istemiştim. Kahvaltıya götürecektim seni o sabah, yerini de ayırtmıştım. Bu sefer “hayır” diyemeyecektin bana. ama olmadı işte.
Böyle bir günde gitmen daha da acı oldu....
Hediye almamızı istemezdin paramız boşa gitmesin diye. Babalar gününden bir hafta önce başlardın “hediye istemiyorum, hediye kabul etmiyorum” demeye.

Bir şeyler yapmak istiyorum bu sene senin için ama bulamıyorum, öyle kısıtlanıyor, öyle çaresiz kalıyorum ki; kendimi suçlu hissediyorum bu yüzden. Şimdi alacağım hediyeler çok daha kısıtlı çünkü.

Benden iyice uzaklaşan yeni evini ziyarete geleceğim yine.Taze çiçekleri alıp, kurularıyla değiştireceğim. Mezar taşını temizleyeceğim “ Ah baba! ne işin var orada, kalk da göreyim ,öyle özledim ki seni” deyip ağlayacağım. Dualar okuyacağım, dertleşeceğim seninle, hayattaki haksızlıklardan bahsedeceğim ama cevap veren olmayacak, konuşurken bir yandan da toprağını okşayacağım sen olduğunu hayal ederek. Cevap gelmeyecek biliyorum...

Ve üstesinden gelemeyeceğim tek şeyin “ölüm” olduğunu hatırlayacağım. Ölüm gelirken haber vermezmiş , hazırlıklı olmazmışız ölüm karşısında, hep erken ölümmüş tüm ölümler...Hiç yakıştıramazsınız, “ benim babam daha gençti, çok yaşayacaktı “dersiniz ama olmaz! Kolunuz kanadınız düşer, kabristandan çıkmadan önce bir kere daha geriye bakarsınız boynunuzu bükerek, içinize milyonlarca cam kırığı bata bata , acıya acıya... Çıkarsınız, onun bu mecburi konuk olduğu evden..mahcup olursunuz onu yalnız bıraktığınız için...

Hiç bir erkek babanız gibi sevmeyecektir sizi; bunu bilir ve katlanmak zorunda kalırsınız...

Şimdilerde, evde kimse yokken gizli gizli gardrobunu açıp, ölmeden önce son kez astığı gömleğini ve ceketini kokluyorum. Cebinde bozuk para buldum, belki benim için ayırmıştı onu. Hep kızardı; taksiye, dolmuşa binerken bütün para uzatan insanlara. Kokladım gizli gizli; gözlüğü vardı cebinde, taktım, onun gözleriyle bakmaya çalıştım, yaşlardan buğulandı gözlüğü, sonra büyük bir ayıp işlemişçesine yerine koydum.

Ve sonra da , okuduğumda; cam kırıklarını gözüme, yüzüme, ayak tabanlarıma, saç diplerime kadar ince ince batıran, soluk alıp verdiğimde bütün organlarımın kesildiğini hissettiren yazıyı okudum tekrar...Aynen onun harfleriyle yazıyorum.

“HediYE falan almaYIn,kafanızı UçurmıYaYım, “

Bu yazıyı ne zaman mı buldum ? hemen söyleyeyim: O “kendimi iyi hissetmiyorum, beni doktor götürün” dediğinde, koşa koşa ,bana hep öğrettiği gibi, 112’yi çağırmaya gittiğimde.....

“Babam ölüyorrrrr, çabuk gelin n’olurrrr! “

Telefonun tam önüne koymuştu bir gece öncesinden bu notu......

Hayatında ilk defa benden bir şey istemişti... Anneme; “ kızlar beni doktor götürsün, çok fenayım” demiş, Ah baba, getirmez miyim hiç, kaldırabilseydim kucağımda götürecektim seni. O kadar güçsüz ve çaresizdi ki o an; sanki o bir bebekti de , ben onun babasıydım . Benden ilk ve son isteği buydu; yerine getirmeye çalıştım ama başarılı olamadım....Bir gün daha fazla yaşatacak gücüm yoktu benim. ÇOK ÇOK üzgünüm...
Sen benim için çok şey yaptın, ben sana bir şey yapamadım , beni affet.

Babalar günü kutlu olsun Babacığım. Biliyorum ki; çok rahat ve huzurlusun. Bu dünya çok karışık be baba, aynen bıraktığın gibi.Bekliyorsun biliyorum, az kaldı geleceğim..

24 Mayıs 2011 Salı

NEYİNE YETMEZ KURU FASULYE




“Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer” dediler, inandım .Kolları sıvadım, en alengirli yemekleri yapmayı öğrendim. Adamı yemeğe çağırdım, Koccaaaa bir balık pişirdim, süperr süsledim. Bu maymun gibi yedi “fazla pişmiş “ dedi , Sonra evine gitti. Bir daha kendisinden haber alamadım. Aradan bir yıl geçti. Yolda rastladım buna. “Ne oldu, balıklar dokundu galiba” dedim...

“Yemek yemek onun için bir ayindir” diye tanıştırdıkları adama oturmaya giderken süper bir tramisu yaptım,, yanına da fırında patlıcan ezmesi. Ayı gibi yedi , “çok güzel olmuş, çok güzel olmuş” dedi. Ay, ben de sevindim, ne güzel becerikliyim falan diye.
Adam başka bir ülkeye taşındı, görüşmedik, sesi çıkmadı..Boğazına dizilsin o tramisular dedim.

Yeni birisi..” yemek yemeyi sevmem , sadece özel yemekleri yerim” dedi. Boşnak böreği ve baklava yaptım o gün, koskoca bir günüm gitti neredeyse. Bu adamı çok sevdim hem, tamam, buna değer dedim. Güzel güzel kaplara yerleştirdim. Piknik yaptık. “Hayatımda yediğim en güzel baklavaydı” dedi . Bir ay sonra gitti pislik. "İnşallah bir daha baklava yemek nasip olmaz da kıvrım kıvrım kıvranırsın baklava diye" dedim.

Yine bir gün avakado salatası, havyar mavyar, kavunun ortasında dondurma lı bir sofra hazırladım. Eş dost gelecek.Yemek bitti bu kıvrım kıvrım kıvranıyor, bir huzursuz, bir mutsuz
“Ay, ben doymadım” dedi. “Git bak aşağıda kokoreççi var, bir ekmek al evden giderken, anca doyarsın” dedim , Allah”ın kro su ne anlarsın sen....






Yapacaktım ekmek arası peynir, yapacaktım bir koca tencere makarna, kuracaktım sofrayı, doyuracaktım ..Yok anam yok, adamlara yapamadım bunu, yüreğim elvermedi. Bundan sonra kuru fasulyecide buluşacağım, bak belki iyi gelir.

17 Mayıs 2011 Salı

YÜKSEK KALDIRIMDA BEN..

HERKESİN BİR HİKAYESİ VARDI, DEĞİL Mİ?



Yüksek kaldırımlı caddeden geçerken kafamda bin bir türlü düşünce..O sokağa nasıl ve neden girdim, inanın hatırlamıyorum. Camekanlı yerden içeriye boş gözlerle bakarken yarı çıplak hatunu görünce irkildim ve anladım nerede olduğumu. Kerhaneleri severim. Ucuz, pis yerleri severİm. Orospuları, çirkin ve geçkin orospuları da severim. Çok gerçekler , çok doğallar.Onların yanında istediğim gibi konuşabilirim, ne der, ne düşünür sorunu olmaz..

Yetişkin bir erkek olmaya ilk adımı attığımda, babam tutup kolumdan getirmişti buraya; dün gibi aklımda; ayaklarım heyecandan birbirine dolanıyor, elim ayağım tutmuyor , dilim dönmüyordu. Aynen böyle bir evdi . İçeride kocaman göğüslü, geniş kalçalı orospular dilleriyle dudaklarını yalıyor, müşterileri çekmeye çalışıyorlardı. Ağzım açık bakakalmıştım. Seyrettiğim porno filmleri saymazsam çıplak kadını ilk kez görüyordum. O zaman şimdiki gibi sevgilimizle değil yatmak , el ele bile tutuşamazdık.

“Gel yiğidim” demişti içerideki sarışın hatun. Babam, “onlar sana ne yapacağını öğretir” diyerek bırakmıştı beni yarı çıplak kadınların yanına.

Bir gece önceden kadın dergilerine bakmış, iyice tahrik olup azmıştım. Ama boşalmamıştım , onu bugüne saklamıştım.

Neriman hayatımda unutamadığım kadınlardan biriydi. Ne yaptı ne etti sonraları bilmem. Cumartesileri iple çeker olmuştum onu görmek için.

Elimden tutup artist resimleriyle dolu odasına getirmişti beni. Kırmızı bir gecelikle tülden bir külodu vardı üstünde, hiç unutmam. Okulu kırıp piç Cemal”in videocu dükkanı olan ağabeyine gider “ bize bol sikişli sokuşlu film ver” derdik. Sonra evimize çekilir, izlerdik. Adamların çükünü gördükçe; “ yaaa.. bunlar neden bu kadar büyük, yoksa benim ki mi garip’ diye düşünürdüm. Gerçi onu da lisedeki herkes gibi ölçmüştük .Gayet normaldi.

Hele o filmdeki uzun saçlı sarışın kocaman göğüslü kadınlar.. nasıl da ağzımızın suyu akardı. Pürüzsüz tenleri, bacaklarını açıp her dakika sevişmeye hazır olmaları , erkeğin saatlerce sevişip boşalmaması, kasıklarımı sancılandırırdı izlerken. Öyle bir kadını becermek istiyordum ben de. Sarışın, koca memeli , kocaman popolu olan bir kadınla olmak istiyordum. Neriman da aynen böyle idi. Onu görür görmez, “ tamam “ demiştim, bununla yatmak istiyorum
.
“Orospular öpüşmez “ demişti Haydar bir keresinde.” Dudaklarını sevgililerine saklarlar onlar” “Vajinaları müşterilere, dudakları sevgililerine” . Demek onlarla öpüşemeyecektim. Ah Elif ! bir kerecik öpebilseydim onu.. O gülünce yana çarpıttığı dudaklarına bi kere değebilseydim...Yan sıraya oturduğunda çoğu zaman onun bacaklarına bakmaktan dersi dinleyemezdim. Diz altında çorap giyerdi . Onu izlerken eteğini yavaş yavaş yukarı sıyırdığımı ,bacaklarını usulca okşadığımı, külodunun altına elimi sokup, o gizli bölgesine dokunduğumu hayal ederdim. Kıpkırmızı olurdu yüzüm, ona bakamazdım sonra...

İlk seferdi, annem evde yoktu o gün. Yorganın altına girip Elif”i düşünürken penisimin kalktığını, sertleştiğini hissettim. Ne güzel bir duyguydu bu. Gerildi , gerildi . Koskocaman, dağları taşları delecek bir canavara dönüştü. Onu hayranlıkla seyrediyordum. Bir yandan içimde dışarı çıkıp , taşmak isteyen bir his vardı , bütün vücudumu kaplamıştı. Gitgide büyüyordu penisim ve ben patlayacak gibi hissediyordum kendimi. Mastürbasyon yapmak çok keyif vericiydi. Ama şimdi çok daha büyük bir zevk alıyordum . Hayalimde Elif”in kalçalarının arasından içine giriyordum. Gözlerimi kapatmıştım, nefesim iyice hızlanmıştı. kendimi kocaman bir penis gibi hissediyordum bütün vücudum ,bütün oda ,bütün dünya sadece penisten ibaretti o an. Derken kasıklarım yanmaya başladı . Ağzımdan çıkan bir inlemeyle beraber öyle bir boşalmıştım kı ; içimde ne var ne yoksa akmıştı. Orgazm buydu işte. Herkesin diline dolanan orgazm buydu. Spermlerimin kokusu odayı doldurmuştu .Annem anlamasın diye bütün evi havalandırmış, kıyafetlerimi de alelacele yıkamıştım...

Evet, şimdi, babamın beni bıraktığı yerde dünyanın en büyük gizini yaşayacaktım. Bir kadının vajinasından içeri girecektim.

Neriman beni alışık olduğu canımlı cicimli sözlerle yatağa çekti.” Gel, donunu çıkart çıtırım” dedi. Külodumu çıkartınca utanıvermiş elimle kapamıştım çükümü
O ise ; “Ohh..maşaallah, büyükmüş seninki, gel yanıma, utanma “ deyip, bacaklarının arasına almıştı beni. Boylu poslu yakışıklı delikanlıydım. Dişlerimi de güzelce fırçalamıştım kötü kokmamak için. Güzel de parfüm sürmüştüm. Duvarda yarı çıplak kadın fotoğrafları vardı. Bir iki okşadı beni, memelerini avuçladım Neriman”ın; uçları koyu kahverengiydi, avucumun içinde dalgalandırarak yoğurdum. Ne kadar güzel bir kıvamdı o öyle. Benimki de iyice sertleşmişti. Sikimi tutup mastürbasyon yapmaya başladı. Bir an önce vajinasına girmem lazımdı, Ter içindeydim. Islak karanlık bir delikti. Kaybolmak istiyordum. İleri geri gidiyor ve her seferinde daha da dibine girmek istiyor kendimi ittikçe itiyordum. Dur dur sakin ol, dedi gülümseyerek. Kaçmıyorum bir yere.

Gülümsedim, en utangaç halimle. Saatlerce orada kalabilir, gidip gelebilirdim. Ama on dakika sonra büyük bir deprem oldu kasıklarımda. İnleyerek onun kucağında boşaldım. Olmuştu işte. Ben de bir erkektim. Yürüyüşüm değişmişti o günden sonra, “haftaya yine gelirim ben “demiştim , çok bilmiş edayla Neriman”a. Gülümseyerek alıştın desene demişti bana...

BU YAZI BİZİM OLSUN. DEVAMINI BERABER YAZALIM ...YASAKLI KELİMELERLE

YERLİ MARİLYN


“Bak canım, o zamanlar sesim güzel , kendim güzel, düşmüşüm buralara. Yapılacak tek iş bu. Sıkıysa yapma , başında o Hayvan Haydar dedikleri adam. Bizim evi işletirdi aynı zamanda Hayvan Haydar. İlk taze kızı yatağından o geçirir, kimseye kaptırmazdı; Bakire kız hastasıydı, önce ben derdi. Beni göreceksin ,su gibiyim o zamanlar; İncecik bel, kalçalar o biçim, göt de göğüs de yerinde anlayacağın. Ne delikanlılar gezerdi peşimde buralara düşmeseydim eğer. O Hayvan Haydar yoluma çıkmasaydı.. gençliğimi , hayatımı sikti, ibne pezevenk.

Neyse senin de kafan güzel, bozmayayım. Bak genceciksin , gençliğinin kıymetini bil, var mı sevdiğin? vardır vardır.. böyle adamı boş bırakırlar mı? cebinde parası, kaş göz desen okka gibi, altında arabası. Ah ah! sen beni o yıllarda görseydin. İlk kez milli olacakların durağı bendim. En taze olduğum için beni isterlerdi hep. Şimdiki halime bakma , o zaman saçlarım yaldır yaldır yıldızlar gibi parlardı, sapsarıydı, boya sanırlardı ama değildi işte Şimdiki gibi aklarla dolu değildi. Marilyn Monroe derlerdi bana, bazıları da Yerli Marilyn.

Çok müşterim vardı o zamanlar ama Haydar da bana göz açtırmıyor bu arada. Hala bir sevgilim olur, buralardan kurtulurum diye bekliyorum. Ah ah! İnsanın bir kez ters gitti mi işleri, öyle devam eder.... O geldi sonra, O’nu gördüm. Aynen senin gibi uzun boylu, tertemiz giyimli, güzel dişli. Gözleri, kirpikleri o biçim..Ağzı hiç kokmaz diğerleri gibi. Müşteri değil sanki peşimde koşan liseli genç gibi. O an sandım ki, okulumun önüne gelmiş, beni limonata içmeye götürecek. Ama odaya çıkıp soyunmaya başlayınca gerçeği anladım. Erkek milleti işte sikmek dedim mi akan sular durur. Neyse bu bir dahaki Cumartesi yine geldi. Bekliyordum aslında ,gelir diye. Hani onun kollarındayken para kazanmak için değil, istediğim için duruyordum, anladın mı?


Adı Yunus”tu.Sesi de güzeldi . Bizim oralara gelen en güzel müşteriydi o. Bak hala müşteri demek gelmiyor içimden. Bir iki kere para istemedim ondan , bu ne demektir bilir misin. Artık ben seni beğeniyorum, seviyorum ,aşığım demektir. Kabul etmedi teklifimi, yine ödedi parayı.
Her hafta düzenli olarak geliyordu ve ben Yunus”umla aşk yaşıyordum üst kattaki odamda. Hayvan Haydar”ın gözünden kaçmamıştı yakınlaşmamız; sıkı takipteydi. O Cumartesi yine geldiğinde heyecanlıydı Yunus.“ Haftaya seni kaçıracağım, gelir misin?” dedi. Nasıl sevindim...bu sözleri duymak her kadının hayalidir orada çalışan. Yiğidimin boynuna atladım heyecanla, sonra kollarımı çözdüm , "ama olmaz “dedim, “seni vururlar” . “Bir şey olmaz bana” dedi. Babacandı, olgun adamdı , yakışıklıydı. İlk kez biri beni sahipleniyor, değer veriyordu.

“Bak bu memelerim var ya, bu memeler, uçları yukarı bakardı , sütyen takmazdım, herkes hayrandı “
Ne dedim . Heh. Yunus”um dedi ki; "haftaya hazırlan, her şeyi ayarlayıp kaçıracağım seni, beraber yaşayacağız evleneceğiz. Nasıl seviniyorum , oh kurtuldum buradan diye. Kader yüzüme güldü diye.

Ben markete çıkacaktım bir şey lazım diye. O da arabasıyla arka tarafa gelecekti. Sonra ordan güneye inecektik.
Neyi hazırlayacağım ki.. birazcık param var çantamda. Sadece onu aldım. Biliyorum ki yakalarsa Haydar, domaltıp ikimizi de siker sokak ortasında. Onun kadını olacağım diye nasıl seviniyordum.

Aseton alacağım diye çıktım markete. Hava nasıl sıcak, yapış yapış her yer. Ben heyecandan terler döküyorum..Marketin arkasına geçtim, bekliyordu yiğidim mavi arabasıyla..

Arabaya bindiğim gibi bastı gaza Yunus. Saçlarım rüzgarda savruluyor, ellerimi tuttu. Oldu bak dedi. Ben sürekli arkaya bakıyorum. Yakalayacak, vuracak ikimizi diye an kolluyorum.

Antalya'ya kaçtık oradan. Yunus'un orada bir yazlık evi varmış, bir süre burada otururuz dedi. Nerede olsa yaşardım onunla. Bir iki saat yoldan sonra mola vermek için benzinciye uğradık. Tuvalete girdik, çay içtik beraber. Çay içerken baktım karşıda , kel kafalı , şişman bir herif pis pis sırıtıyor. Yunus görmüyor, görse adamın yarağını kopartıp, ağzına sokar. Bana gelen müşterilerden biriydi. Esrar içerdi, her seferinde bana da uzatırdı , "iç kafan yerine gelsin" derdi. Küçükken babasının onu taciz ettiğinden bahsedip, ağlamıştı kollarımda koskoca adam. Şimdi pis pis sırıtıyordu. Sikti ya efendim oldu sandı. Kimse umurumda değildi, Yunus'um beni seviyordu. Bunu biliyordum.

"Ver şuradan bir şişe şarap daha ibne,yaşlandım diye yüzüme bakmıyorsun.." Sen beni tanısan var ya O günlerde, ayaklarımdan içerdin bu şarabı be.Heyyyt !! .. ne dedim heh,Antalya’ya gittik. İlk günler çok güzel , bana çiçekler getiriyor her akşam. Nasıl mutluyum nasıl mutluyum. Bir de hamile kalmam mı? Çocuğumu tertemiz büyüteceğim , anasıyla babasıyla olacak. diye sevinçliyim.

Yunus'a sabahları çay hazırlıyorum , ekmek kızartıyorum sonra da camdan uğurluyorum. O sabah kapının önünde bir araba durdurdu bunu. Bir şeyler konuşup arabaya bindirdiler. Ben evde dört dönüyorum, kimsem yok , kime anlatayım bunu. Akşama kadar kapılarda camlarda Yunus”u bekledim. O gece geç vakitte zil çaldı. Benim karnım burnumda. Uykusuzum, çıldırmışım. Açtım kapıyı, bunun ağzı burnu dağılmış , gömlek yırtık, kanlar içinde. Eyvahh diye bağırdım. Noldu sana . Yok bir şey dedi. Yıkandı , yattı , tek kelime demedi bana, yalvarsam da.
Hayvan Haydar mı yoksa dedim. Yine cevap vermedi.
Ertesi sabah gitme dedim dışarıya evde kal benimle kal bugün. Olmaz dedi, gitmem lazım. Israr ettiysem de gitti.
O geceden sonra dönmedi. Oğlumu tek başıma doğurdum. Bekledim ama, hep bekledim. Oğlum kucağımda geziyorum bir gün sahilde. Son paralarımı yiyorum, ne yapacağım diye kara kara düşünüyorum. Herifin biri girdi koluma , gel biraz sen dedi. Kimsin ne istiyorsun demedem arabanın içine tıktılar beni. Aynı kocama yaptıkları gibi. Kucağımda bebek ağlar. Terbiyesiz, kansız, ruhsuz herifler, hayvanlar. Dinlerler mi? Kimsiniz dememe kalmadan , beni bir eve getirdiler, etrafta kimse yok. İçeriden Hayvan Haydar denen o adam geldi, gözlerim yerinden fırladı. Oooo , Sultan hanım, ev kurmuşsun, çocuk yapmışsın. Hayırlı olsun dedi. Sesimi çıkartmadım, “ kocamı sen mi aldın?” dedim. Yunus mu? dedi. Hahaha! diye kahkaha attı pezevenk. Bir tokat attı ki ağzım burnum dağıldı o zaman.