Elif Şafak bana mail atmış geçen gün.
“Betty hanım, tesadüfen rastladım kitabınıza. Tahmin edersiniz ki şoke oldum. Benim kitabın kapağına kendi fotoğrafınızı yapıştırıp, kitap ismini ve yazarını da değiştirip , aşağıdaki şekliyle basına sızdırmışsınız. Sizinle görüşüp, tanışmak, niyetinizi anlamak isterim “ diye.
“Aaa, tabii Elif hanım, tabii gelirim, “ne olursan ol, gel” demez misiniz siz de” dedim. Tazminat davası açar, beni tutuklatır filan diye korkudan ‘Ama Elif hanım, baksanıza, daha güzel yakışmamış mı bana? Nasıl da cevval cevval gülmüşüm” deyip, kötü niyetim olmadığını anlatmaya çalıştım. Mailimi atmadan önce on sekiz kere filan okudum.
Dünyanın en zor işlerinden birisi, önemli bir mail attıktan sonra o mailin cevabını beklemektir. Benim gibi yumurta kırarken bile ne zaman pişecek diye sabırsızlanan birisi için, ne kadar zor olduğunu varın, siz tahmin edin.
Saç tellerim titriyordu, bir kısmı yukarı kalkıp kalkıp, tekrar yerine oturuyordu. Göbeğim durup dururken atıyordu, vücudumun titremesine engel olamıyordum. Mail canlanıp, üzerime gelecekti sanki.
“Nerede buluşalım , sizin için ne zaman uygun?” dedi.” Malum, çok yoğun birisiniz.’
“Aaaa, Elif hanım, hiç olur mu? Siz genelde Londra’dasınız, değil mi? Vizem de var, isterseniz oraya gelirim. Hyde Park’ta çiçekler açmıştır, ne güzel olmuştur, konuşuruz’ dediysem de dinletemedim.
‘Dışarıda buluşmak istemiyorum” dedi. Sizi görürler, fake haberler yaparlar, üzülürsünüz Betty hanım, ünlü olmanın zorluklarını bilirim. En iyisi siz bana gelin” dedi.
Neeeee, Evine mi? Elif Şafağın hem de...Bunu bir tweet atarak herkesle paylaşmak istedim ama Elif hanım bundan hoşlanmaz diye bu büyük sırrın aramızda kalmasına karar verdim. .
Acil alışveriş yapmam lazımdı. Siyah uzun kollu gömlek, iyi kumaştan siyah bol bir pantolon, siyah makosen ayakkabı ve tabii çok kaliteli bir çift çorap. Son zamanlarda at gibi tırnaklarım yüzünden bütün çoraplarımın sağ baş parmağı delikti.
Para umurumda değildi. Çok elit insanların gittiği bir mağazaya gittim. "Önemli bir devlet büyüğünle görüşmem var, bana lütfen çok kaliteli kumaşlardan yapılmış, şunları şunları verin” dedim. Caddede yürürken yürüyüşümün Elif Şafak gibi olduğunu fark ettim.(Onu yürürken hiç görmemiştim, hep otururken görmüştüm ama herhalde öyle yürürdü o da.)
O gün geldi, çattı. Kıyafetlerimi giydim. Saçımı fönlememe rağmen , kuaföre gitmemiş havası versin diye enseden bol bir atkuyruğu yaptım. Şakaklarımdan çıkmış arsız bir tutamı, çıkık elmacık kemiklerime doğru uzattım. Gözlerime çok hafif kalem çektim, mat pembe bir ruj sürdüm. Mevlana figürlü kolyemi taktım. Zengin komşumuz Ayfer hanımdan yalvar yakar pırlanta küpelerini istedim, ırım kırım etti ama Elif Şafak deyince, verdi. “Ama mutlaka benim adımı ver, ona çok selam söyle, “ dedi.
Altı parmağımda da yüzük vardır, bu açıdan revizyona ihtiyaç duymadım yüzükler konusunda. Mistik ve buğulu bir bakış denemesi yaptım aynada. Araba farı gözlerimi açmadan konuşmam lazımdı. Dikkat ettim, entelektüel insanlar gözlerini açarak konuşmuyorlar ; gözler kısık oluyor, kelimeleri yavaş yavaş söylüyorlar, tane tane. Aynada bir iki konuşma denemesi yaptıktan sonra, yola koyuldum. Dolmuşun dolmasını bekleyecek sabrım yoktu. Taksiye atladım.
“Elif Şafağa” dedim. Taksici,” Pardon, anlamadım” dedi.
“Haa, Ay , pardon! Göktürk”e gideceğiz” dedim. “İkinci köprüden”
Çantama Osmanlıca bir kitap attım. Elimde de “Harname” vardı. İnsanlara bağıra bağıra “Elif Şafak”a gidiyorum, naabeeer” diye bağırasım vardı.
Benimle ne konuşacaktı acaba? Kızacak mıydı onun kitabının kapağını çalıp, arsız isimler uydurdum diye. Belki de ortak bir kitap yazalım diyecekti. Belki de ben onun olmak isteyip, gizlemek zorunda kaldığı kişiliğiydim. Ya da kapaktaki fotoğrafımı çok beğenmiş, gizli gizli gülüyordu yazdıklarıma. Belki de yanına gidince ellerini birbirine vurup, omuzumu iteleyerek “Ay, bettycim! senin bloğu okurken güüüül güüüül, öldük Eyüp'le diyecek hali yok ya. Elif Şafak, lan bu! Öyle istediği zaman gülemez, kalp yapamaz, kahkaha atamaz. Erkeklerle ilgili yorumlarıma “Al, benden de o kadar “ diyemez. Ne kadar sıkıcı düşünsene. Ay, ay...
Neyse, verilen adrese gittim. Bahçede uzun, beyaz elbiseler giymiş iki adam karşıladı beni. Etrafta hiç ses yok. Bahçe nasıl sükut, nasıl dingin. Elif elif uzandım kapıya; lal oldum, mey oldum, biraz da yok oldum.
Gömlek huzursuz etmeye başlamıştı; orasından burasından çekiştirirken sofistike havamı bozmamaya çalışıyordum. Makosen ayakkabıları biraz büyük almışım o heyecanla, ayağımdan çıkıyorlar. Kendimi resmen o kapaktaki adam-kadın gibi hissediyordum.
“Buradan buyrun” dedi, beyaz giymiş adamlardan biri. Kendi etrafında döne döne kapıya kadar getirdi beni. Göz göze gelmemeye çalışarak, “Elif hanım, sizi sofada bekliyor” dedi Elif hanımın oturduğu yeri işaret ederek.
Vücudum istem dışı bir ileri bir geri atıyordu, stresten hıçkırıp basmıştı, idrar torbam patlamak üzereydi. Biraz zorlansam oraya işeyiverecektim, Ahşap merdivenlerden yukarı çıkarken derinden derinden tasavvuf müziği geliyordu. Ev tütsü kokuyordu...
İşte! Orada duruyordu! Gördüm! Tüm ihtişamıyla!
Bağdaş kurmuş, otururken nasıl da naif görünüyordu. Sanki o muhteşem kurgularıyla o kitapları o yazmamış gibi akince sıradan bir kadın gibi oturuyordu. Hayır, tabii sıradan değildi. Üzerinde lacivert hint işi kıyafet vardı. Saçı ensesinde toplanmış , yeşil gözleri bir zümrüt gibi uzaktan gözlerimi deliyor, derinden derinden gülümsüyordu.Gülümserken sağ yanağındaki gamze belirginleşiyordu.
Ya bu bir komploysa, ya birazdan adamlar gelip, “ sen utanmıyor musun, o kitaba o başlığı atmaya” derlerse diye ödüm kopuyor, ahşap merdivenlerden yamularak çıkıyordum.
“Hoşgeldin, dost” Dedi, elini uzatarak,
Uzun, ince parmakları avucumdan bir tüy gibi geçti, gitti. (Allah'ım! Elif Şafağın o harika cümleleri yazan ellerini tutmuştum)
İnsanmış o da ,
elleri varmış ,
gerçekmiş, normal el yani.
On parmağı varmış.
Ne sıcak ne soğukmuş elleri.
Yüzükleri yüzüklerimle çarpıştı. “Tak!” sesi odada çınladı. Ne kadar da benziyorduk birbirimize , Ya Rabbim ! Sanki birbirimize benzemek için yaratılmıştık! (Tuhaf oldu bu cümle galiba.)
Yerde büyük bakır bir sini vardı. Elif hanım, kocaman fincanından usul usul bitki karışımı bir şey içiyor, yumuşak hareketlerle siniye geri bırakıyordu. O anda aklıma bir gün önceden onun için aktarlarda hazırlattığım yeşil çay karışımı geldi. Elimi çantama uzattım, en azından bir şeylerle meşgul olmak zorundaydım. “Elif hanım, size yeşil çay getirdim” dedim. Tam o sırada çantamdaki Aşık Paşa'nın Garib-Nağmesi'nin ucu çıktı. Başını yan çevirip, kitabın adını okumaya çalıştı. Gördükleri onun yüzünü gülümsetti. Yeşil gözleri bir zümrüt oldu, odayı aydınlattı. Şimdi beni kendine yakın hissettiğini biliyordum. Bu kitap orjinaldi ve Türkiye”de iki kişide vardı. Biri Elif Şafak”taydı...
“Munise hanım, Betty hanıma da yeşil çay getir” dedi. Bol zencefilli olsun.
“Zahmet olmasın” dedim.
“Betty dost ! Nükteli ve barışçıl bir insana benziyorsun. Bazı yazılarını okudum. Eyüp'e de okutturdum. Beğendik aslında. Neden yazıyorsun? “ Dedi.
“Yalnızlığımı bastırmak için, beni bir tek kelimeler dinliyor, çünkü" dedim.
“Hımm. Güzel söz, yarın bunu twitterda paylaşayım" dedi.
"Kaynak belirterek, tabii" dedim.
“Yaaa, twitter r dediniz de aklıma geldi, Beni takibe almışsınız Elif hanım ama inanın, dönüp sizi follow edecek vakti bulamadım"
Gülümsedi, "hiç önemli değil" dedi.
“Her ne kadar popülizme karşı olsam da insan bazen böyle basit, sıradan şeyleri okuyup, gülmek istiyor işte” dedi.
Sıradan olduğumu biliyorum ama şimdi böyle pat diye söyleyince , bir karınca gibi hissettim kendimi, ehehe..
“ Siz de haklısınız” dedim. (Ne deseydim, hepimiz popülistiz aslında, ( mı) deseydim)
“Zaten çıkardığın kitabın kapağından da ne kadar nükteli bir insan olduğun anlaşılıyor” dedi.
“Güzel müzik “ dedim, konuyu dağıtmak için.
Onaylar anlamında başını salladı. "Mesnevi ney" dedi.
“Elif hanım, şey diyecektim ben de tam” ...
İnce zarif parmaklarını dudağına götürdü, o kadar ince o kadar narindi ki, meleğin yeryüzünde bir sureti olsa adı olsa bu parmaklar olurdu ancak. “Şşşşt” dedi. “Sözümü kesme. Dinlemek bir lütuftur, Siz sanırım dinlemeyi değil konuşmayı seviyorsunuz. Ne der mevlana,...
Dedi, (yanaklarım, aşk kitabının kapağındaki renge dönmüştü.)
“Duyduğuma göre yazılarında 4 ya da 2 nokta kullanıyormuşsun 3 nokta yerine”
“Evet, kuralları sevmiyorum Elif hanım” dedim. Yoksa tabii ki imla kurallarına hakimim(Nah!)
“Elif hanım, Kürt Türk meselesi üze...”
“Şişş” diyor, yine. “Ayrımcı olma! Barışın olması kadar onu korumak da önemli” diyor.
Tam büyük bir huşu içinde kendimi neyin büyülü sesine kaptırmışken, içeriden itişe kakışa, bağıra çağıra Emi'rle Şehrazat geldi.
“Anne yaaa, Sünger Bop'u vermiyor bana. Neden ona aldın da bana da almadın? Akşama babamla konuşmamız lazım bu konuyu. “Of , ya anne, hep kitap okuyorsun, hep bu sıkıcı şarkıyı dinliyorsun, bahçemizdeki şu beyazlı adamları ne zaman kovacaksın?" diye şikayetlendi Emir.
“Ne süngeri, ne Bop'u yavrum, Ben sizi televizyondan bu kadar uzak tutmuşken, siz nereden duyuyorsunuz böyle şeyleri? Size iki çanak iki çubuk verdim, sadece bunlarla oynamanızı istiyorum. Sizi siyah sütlerle besledim, yine de istediğim gibi olmadınız" diye şikayetlendi , Elif Hanım.
“Anne yaaa, ne siyah sütü, yavvv. Ne diyorsun, bir şey anlamadım.” dedi Emir.
“Babamı aradım, o da toplantıdaydı. "Annene söyleyin, sizi AVM'lerden birine götürsün. Hamburgerle kola yedirsin“ dedi. Hep sizi siyah sütle beslediği için böyle yapıyorsunuz" diye bağırdı bana" diye ağladı Şehrazad. Birden o uhrevi evden çıkıp, sanki bir AVM'de outletten bir şeyler bakıyormuşum gibi geldi.
Elif Hanım onların kaba etlerini bana çaktırmadan mıncıklayıp, sıkıştırdıktan sonra, odalarına kitleme cezası verdi.
“Yapmayın, onlar çocuk” filan dediysem de beni dinlemedi.
Ev yine eski huzura büründüğünde, çayımdan koca bir yudum aldım, Elif hanımın gözlerine bakarken “glup “ sesi çıktı boğazımdan, bir daha, bir daha. Utandım. Çayın ikinci yudumu ağzımda kalmış, utancımdan yutamıyordum, Çocuklar bağırsa da tekrar şu güzelim çayı içsem diye dua ettim.
“Neyse Betty hanım, şu kapak meselesine gelirsek, sizin nükteli yanınızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Belli ki içinize kötülük tohumu kaçmamış, belli ki çocuk saflığınız hala devam etmekte. Barış yanlısı, insan canlısı, saf bir insansınız. Bana her gün yüzlerce mail geliyor, Elif hanım nasıl görmezsiniz bu kadını, sizinle resmen dalga geçmiş, cezasını verin, kendine gelsin, sizin üstünüzden reklam yapıyor, diye, ama ben insanları bu şekilde cezalandırmayı uygun bulmuyorum” dedi.
Evet, sözleri üzerimde hançer etkisi yaratmış, beni üçüncü gözümden göbek çakramın olduğu noktaya kadar ikiye bölmüştü oysa ki ben bir kitap yazmayı teklif edecek diye heyecanlanmıştım.
“Çok özür dilerim ama canım çok sıkılmıştı o gün. Sizi çok seviyorum, her gün fotoğrafınıza bakıp, o masum yüzünüzdeki gizemi çözmeye, sizin gibi başarılı ve güçlü olmaya çalışıyorum. İnanın size gıpta ediyorum ben de diğer 1,122,304 takipçiniz gibi “
Dedim. Gülümsedi o zaman. Kolunu omuzuma dokundurdu. “Dert etme” dedi. “Hepimiz gelip geçiciyiz. Dert etme, güzel dost” dedi.
Allah”ım dudakları nasıl da güzel kıvrılıyordu. Onda olup bende olmayan neydi? O da kadındı ben de. O da insandı, ben de. Onu da bir anne doğurmuştu, beni de...
Ağzının içine hayran hayran bakarken, beyaz giymiş adamlar döne döne merdivenlerden yukarıya çıkıp, gitme vakti geldiğini hatırlattılar. Elif hanım ayağa kalktı, “ Ne yazarsan yaz, yine yaz, yine gel” dedi.
Gözlerimden yaşlar oluk oluk akıyordu. Mevlana figürlü kolyem ıslanmıştı. Kocaman yüzüklerimin yüzümü çizmesine aldırmadan, göz yaşlarımı sildim. Elini bir kez daha tuttum; sıcacık ve tüy gibiydi, hayal gibiydi, uçuyordu elleri.
Kapıyı kapatıp cadde boyu ilerlediğimde karşıdan Elif Şafağın AŞK kitabını elinde taşıyan iki genç kız geçti. Gülümsedim onlara, ama onlar beni görmedi. Naber kızlar, Elif Şafak'tan geliyorum, hehehe" diyesim geldi ama vazgeçtim.
Elif Şafak muhtemelen akşam yemeği için Osmanlı Kebabı sipariş ediyordu şimdi, Eyüp de birazdan gelir herhalde.
Böyle işte...
Herkes var burada.Herkesten bir parça var. Sen de bulursun belki.Bak bakalım.
KOMİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KOMİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Mart 2013 Perşembe
11 Kasım 2011 Cuma
YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN KISITLI BÜTÇEYLE FANTEZİLİ SEKS
“Ay, bunlara para lazım", "Nasıl yaparım"," Olmaz, Olmaz" falan demeyin; üşenmeyin. Sevgilinizi/kocanızı/yavuklunuzu/efendinizi/partnerinizi/gayinizi mutlu edin. Fanteziyi sırf zenginlerin,entelektüel kesimin işi zannetmeyin lütfen.
Yeterince sorun var, işler çok, çoluk çombalak derken, değil fantezi yapmak , yatakta beş dakikalık sekse bile vakit ayıracak halde değilsiniz; çok yorgunsunuz, biliyorum. Ama Sharon Emel”den eksiğiniz ne? Elinizdeki malzemelerle, çok kısıtlı bir bütçeyle neler neler yapabilirsiniz tahmin bile edemeyeceksiniz. Vakit kaybetmeden başlayalım.
Bu iş için kullanılacak malzemeler;
1 adet bornoz kuşağı,
Komşu çocuğunun bir gün önceden sizde kalmış plastik 2 adet renkli topu(Sizi bilmem ama bende hep oluyor)
Bir sokak ötedeki karakoldan alınan kullanılmış, eskimiş, atılmak üzere olan bir çift kelepçe,
Bir adet- işe koşa koşa giderken aldığınız kilolardan dolayı ağ kısmından cart diye yırtılmış- siyah ince çorap.
1 şişe bayatlamış süt(yenisini israf etmemek için),
Topuğu kırıldı kırılacak, yoksul insanlara vermek için ayırdığınız, pazardan 10 TL'ye aldığınız siyah ayakkabı,
Bakkala sepet salmak için kullandığınız ip.
Erkek kardeşinizin çocukluğundan kalan metal görünümlü plastik bıçak.(oyuncak)
Depremde kullanmak üzere kenarda bulundurduğunuz düdük.
Eski sevgilinizden “sana ait olan kullanmadığın bir eşyanı verir müsüüüünnn” diye istediğiniz ortaokul kravatı.
Askerden yeni dönen arkadaşınızdan edineceğiniz bir çift postal,
Pizza getiren pizzacıdan rica edip isteyeceğiniz bir çift eldiven
Karşı apartmanın alt katındaki kaynakçıdan isteyeceğiniz gözlük,
Halis Ayvalık zeytinyağı (yoksa illa ki bir yerlerde Johnson bebe yağı vardır.), Manavdan alacağınız bir adet muz.(kilosu 4 TL civarında . fazla bir şey değil yani.)
Malzemeler bunlar, şimdi geldik yapılışına.
Bunlara bakıp hepsinin aynı anda kullanılacağını zannetmeyin. Size verdiklerimden birkaç model fantezi çıkar. Ben hepsini bir arada verdim ki, kenarda bulunsun, ayrı ayrı fanteziler için yorulmayın, vaktinizi harcamayın diye. Bunları kullanmak için yol yordam gösteririm, ama oyunculuk konusunda yapacağım bir şey yok. Orası size kalmış...Hemen başlıyorum anlatmaya.
Fantezi yapacağınız ortamın hijyenik ve düzenli olması gerekir. Fakirlik Allah'tansa pislik de ondan değil ya. Odada bulanan eşyaların konsepte uygun olmasına önem verin. Bir kenarda hacı anneannenizin duvara astığı tespih ve dini içerikli bir tablo, yerde artık yünlerden örülmüş paspas varken bu iş asla olmaz. Hemen kaldırın onları. Çarşaf, örtü, perde vs. renkleri uyumlu olsun. “ Sade ama temiz “bunu hiç unutmayın. Evinize ilk kez geliyorsa, kişiliğinize dair hiçbir ipucu vermeyin, vermeyin ki merakı daha da artsın.
Kütüphanenizde bir iki tane Sado- Mazo ile ilgili kitabı (varsa) öne çıkarın. Gazetelerin kuponlarından biriktirip aldığınız “ 101 adımda Seks” “Partnerinizi Çıldırtmanın 10 yolu” gibi kitaplar varsa hemen imha edin.
Bu işin gece yapılması, olayın gizemini artırır. Sizi rahatlatır. Onun için öğlen vakti , ikindi vakti olmaz bu işler. Gelecek kişi muhtemelen içki de getirecektir. Bir bardak içkiyi ona da ikram edin; sessizce karşılıklı için.
Yoksul insanlar için ayırdığınız; eskimiş ama biraz önce o gelmeden boyadığınız ayakkabılarınızla bir iki tur atın odada. Parkeye bastıkça tak tak diye inlesin. Elinize deri görünümlü bornoz kuşağını da alın, şimdi ona çaktırmadan belinize bağlayın. Kenarına yukarıda bahsettiğim “He-Man” çizgi filmindeki gibi görünen bıçağı sokun. Üstünüzde siyah eteğiniz, koltuğa, tam karşısına oturun. İçkinizi yudumlarken bacaklarınızı hafifçe aralayın, 1 TL” lik ağası kaçmış çorabınızın bir kısmını gösterecek kadar cömert olun. Adam çıldırdı muhtemelen. Keyfini çıkarın. Söylememe gerek yok, gözlerinize simsiyah( kedi gözü gibi olacak şekilde) kalemi çekmiş olduğunuzu düşünüyorum. İçki yavaş yavaş tüm bedeninizi kapladı değil mi? . Güzeell. Adamın gözleri kaymaya başladı.” Bu kadın birazdan ne yapacak?” diye düşünüyor. Onun gözlerine dik dik bakın; sert ve emreder gibi. Adamın omuzları yavaş yavaş aşağıya insin korkudan ve meraktan.
Çişi gelip kalkacak adam.” Tuvaletin yeri ner..” demeden “Ben sana kalkabilirsin dedim mi?” diye azarlayın onu. “Şey, özür dilerim”
“Sus! cezalısın! çabuk otur önüme!” deyin.
“Sil şu ayakkabıları” (eline kirli bir bez tutuşturun) Birini silerken diğer ayakkabınızın topuğuyla adamın baldırlarını yavaşça ezin.(yalnız dikkat edin, biraz önce boyadınız onları, boyası çıkmasın sakın) Bir bakın, tepkisi nasıl, sesini çıkarmıyorsa devam edin; hoşuna gitti.
Odanın bir kenarına koyduğunuz Ayvalık zeytin yağını yavaşça elinize alın.
”Çıkar şu çorapları! Çabuk! , Sakın yırtma, yırtarsan ceza vereceğim “ deyin. Adamın elleri titremeye başladı. Çorabı titreyerek çıkartıyor, ayaklarınıza geldi , şimdi onu tamamen çıkardı,
“Koy onu kenara, sersem!”
“Al bu aromalı yağı, bacaklarıma masaj yap, çok yoruldum”
Eline dökülen ayvalık halis zeytin yağını hünerli elleriyle bacaklarınıza yedirmeye başlar. Hafif yukarılara çıkar,
“Sersem! oraya dokun dedim mi ben sana” diye bağırın.
Korkarak ayak bileklerinize inecek, oraya masaj yapmaya devam edecektir. Komşu çocuğunun biri sarı biri mavi topu kenardan size gülümsüyor. Bornoz kuşağını yavaşça belinizden çıkartıp, onun boynuna bağlayın. Adam yerde, elleri yağlı. Boğazını fazla sıkmayacak derecede bağlayın boynuna kuşağı , gözlerinin içine sertçe bakın, bacaklar hafif aralık unutmayın.
Elinizde bornozun ipi, onu mutfağa doğru dört ayak üstünde çekiştirin. “Buzdolabını aç ve şu sütü(bozuk olduğunu bilmesine gerek yok) bana ver !” deyin. Tekrar odaya dönün , sütü dudaklarınızdan göğüslerinize inecek şekilde döke saça için(içiyormuş gibi yapın.Unutmayın süt bozuktu) Ağzınızın kenarından aksın. Adamın tansiyon yükseldi, yanakları alev alev.
(“Sütle içki karışsa zehirler miydi lan ? “diye sormayın, ben de bilmiyorum ama size bir bok olmaz)
Adamın pantolonun önünde salatalığa benzer bir kabarıklık peydah oldu, neredeyse bacaklarınızı delecek. Gözlerinizi o salatalığa doğru dikin, yayılan sütleri de hesaba katarak iştahla dudaklarınızı yalayın. (Birazdan onu ağzıma alacağım, ifadesiyle bakın.) Siz dünyanın sekizinci harikasınız unutmayın; bu sefil adam burada sizi mutlu etmek için var. Kalp atışlarını oradan hissediyorsunuz, farkındayım.
“Gel bakalım buraya” deyip, ağzına mavi topu sokun. Karakoldaki tanıdık polisten aldığınız kelepçeyi takmanın tam sırası. Ellerini arkadan bağlayın, top ağzındayken pantolonunu ve gömleğini de topuklu ayakkabılarınızı kullanarak çıkartın; yırtın hatta.
Topuğunuzla cinsel organına bastırmaya başlayın, “agh ugh!” diye acı acı yanıt verince “ ne oldu? , canın mı yandı? Seni küçük köpek!” diye bağırın.
O ağzında top olduğu için “ yapma, çok acıyor” gibi bir ifadeyle ağlak köpek gibi bakacaktır yüzünüze. Acımayın sakın. O, bundan zevk alıyor, unutmayın. Şimdi biraz daha bastırın ama adamı da öldürmeyin, birazdan işinize yarayacak. Ayağınızın altında böyle kımıl kımıl kıvrıldığını hissedin organının. Keyfini çıkartın. Ohhh..
Adam boncuk boncuk terlemeye başladı. (Bu arada piç kurusu güzel de vücut yapmış; her yeri kaslı, hele şu adonisler, ben yemesem başkası yiyecek bunu)
Uzun bacaklarınız ve daracık deri eteğinizle kalçalarınızın sağ ve sol lobları iyice ortaya serilmiş durumda , seksisiniz yani. Adam yerde. Şimdi topu çıkartın ağzından , yeter bu kadar işkence.
Biraz da sizi mutlu etsin bakalım, köpek. Ellerini çözün, adam rahatlasın. Bir sigara yakın, dumanını suratının ortasına üfleyin, gözlerinizde yine o sert pis bakış.
Ayakkabılarınızı çıkarmadan sizi soymasını ve sevişmesini emredin. Hadi kolay gelsin. Bir sonraki kısıtlı bütçeyle fantezi köşemizde görüşmek üzre. Sağlıcakla kalın. İyi hafta sonları.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


