Herkes var burada.Herkesten bir parça var. Sen de bulursun belki.Bak bakalım.
29 Nisan 2011 Cuma
SPOR SALONUNDAN HABERLER
Akşam en güzel kıyafetlerimi giyip spor salonunun yolunu tutmuşum. Hiç öyle adam kesmek adetim değildir. Zaten hepsi bebe kıvamımda. Onların dışındakilerde saç sakal bembeyaz ya da evliler filan var. (Gerçi en çok da evliler aranma pozisyonunda ya, neyse.)Spor salonlarında bana malzeme çok. Tam seyirlik anlayacağınız. Onların saçmalıklarına bakayım derken, spor yapma saatim uzuyor. Görme kızım bunları , önüne bak diyorum: lakin kime diyorum...of of
Bir kenarda en fazla 19 yaşında hatun kendini parçalıyor, erkekleri kesmekten hareketlerini yapamıyor. Saçlar upuzun , salmış onları , dudaklarda ruj, boynunda deri iplerden böyle kat kat bağlanmış bir kolye, Üstünde dışarıda giyilen,kolsuz, dökümlü bir penye. Hatun kilosunun beş katı ağırlığı kaldırmaya çalışıyor. Kaldıramıyor tabi, etrafa bakıyor, yardım istemeye çalışıyor ; neredeyse ”ay çok zorluyorum kendimi, bir ilgilenin benimle, aferin falan deyin, bişey yapın “ havalarında. Ya neyse hatun 19’unda normaldir diyorum.(Bu kızı ayrıca soyunma odasında gördüm memelerini herkese göstere göstere geziyor. Biz onun yaşındayken ayak parmağımızı göstermeye çekinirdik beeaaa))
Yan taraftaki çocuk, koşu bandında kendini parçalıyor. Bir yandan da havalı havalı benim rakamlara bakıyor. Kaçta çalışıyorum , kaç kalori harcamışım vs.. Böyle atlet giymiş, her yerinde dövme, bakış tepelerde. “Bütün kızlar bu vücudun peşinde “ havalarında. “Yerimmm seniiii, ergenim “diyorum ona (gözlerimle.))
Bir tane kız böyle ben diyeyim tepsi, siz deyin çamaşır leğeni. Beyaz bir eşofman giymiş dapdar, içinde de götsüz külotlardan var. Aman yarabbim!! o koşu bandını ben hiç böyle kullanmamıştım. O kıçını nasıl bir çalkalayış öyle. Kaslarını zorlamaktan bütün gece uyuyamamıştır tahminen. Beş dakika boyunca izledim arkadan, daha ne kadar sallayacak diye. Hatun azimli, yorulmadı valla.
Oh my god!! . Bir tane daha. Yer hareketlerinde üstün başarılı bir hatun(Muhtemelen hayatı böyle algılamış. Sallan, yat, yuvarlan) Yüzüstü duruyor, bacak bükülü , kaldır , indir. O Her kaldırışta portakal rengi götsüz külodu gözükecek diye sekiz oluyor hatun. Kaldır, indir, don gözüksün, hooop. Kaldır, indir , don gözüksün.
Şimdi bisikletteyim. Tek başına ,kendi halinde bir çocuk. Hani sümüğümü atmam cinsinden, tipim değil. Sadece baktım, selam verip bisikletteki yerimi aldım.
Amanınn... vermez olaydım o selamı, yanımda bir karaltı belirdi. Bir kadınımsı varlık. Şeytan dürter gibi gözümü çevirince o “sümüğümü atmam çocuğa” sarıldı. Yanağından öpüyor terli terli. Gözler bende. Parmağında yüzükler. Ay kocan senin olsun yavrum. Ondan bende bi dolu var . Üstelik terli terli halimle hiç çekici olmadığımı(gerçekte benden hiç su çıkmaz, terlemem öyle ) ama kendimi yine de ıslak hissediyorum.
Aman yarabbim! çocuk çekiliyor kenara, bu sıkıştırıyor, adamın yaptığı tek şey bisiklete binmek yani. Hani "baaak bende bundan var, sen tek başına koşuyorsunnnn" havasında. Aman al çirkin kocanı, istediğin gibi seviş canım.
Çıkmama aşağı yukarı yarım saat kaldı. Su içeyim bir kenarda diyorum. Kapı tarafında bir varlık belirdi. Ohh yarabbim! Tam tipim. 1.85 boylarında taş, Yaşını bilemedim. 30 da olabilir 35 de. Pırıl Pırıl cilt, havalı havalı duruş. En azından seyretmesi güzel olur bunu. Yapsın bakalım hareketlerini nasıl yapıyor, kasıyor mu kendini. Cool mu , yavşak mı? Birkaç harekette yan yanaydık hep. Yandan yandın bakıyor hiç oralı değiliz ikimiz de. Ağırlıklar desen tonla, nasıl kaldırıyor o adeleli kollarıyla. Öyle hiç sevmediğim kolsuz t-shirtlerden de giymemiş. Lacivert şort, beyaz adidas üst. Kıl oranı normal. Herşey güzel – güzel di- öyle olacaktı, bi dolu hayal kurdum. Çıkışta cafede kahve içip ona fal bakacaktım. Ben hareketlerimi tamamlamıştım neredeyse. Bu böyle ağırlıklara bir abandı o esnada yere çömeldi, götü attı arkaya , Allah'ım lütfen daha fazla ileri gitmesin, çirkinleşmesin derken; o gittikçe çirkinleşiyordu. Sıçar pozisyona geçti o ağırlığı kaldıracağım diye, o yüz nasıl kasılda yarabbim; köpek dişler çıktı mı ortaya. (O anda benim bakışımdaki o aptal ifadeyi kimler gördü bilemiyorum, nasıl bir hayal kırıklığıydı yüzümdeki göremedim ) Gitti tüm heyecanım. Öyle götü havada kaldı. Allah bilir o anda osurmuştur (çok afedersiniz ama tam da hissettiğim buydu). Bir koku geldi çünkü burnuma tarifsiz. Bittin sen güzelim bittin bi de bana bakmaz mı tip tip o ağırlıkları kaldırdıktan sonra. Bundan sonra o çocuğu hayalimde hep o sıçar(çok afedersiniz ama..) pozisyonda hatırlayacağım.
http://www.timsah.com/Tangali-kizlar-spor-yaparsa/prVddC3POcP
19 Nisan 2011 Salı
OH BE ...
Bir adama haketmediği bir sürü anlamlar katıp, onu hayali bir varlık haline dönüştürüp aşık oluyoruz ya .. hani kıçı kırık sıradan bir adam birden Yunan heykellerine dönüşüyor ya, hayatımızda gördüğümüz en romantik, en sempatik, en çekici adam oluyor ya -aslında hiç de öyle değilken- ..Bunları herkes biliyor, yaşıyor tamam ama , ben asıl ikinci kısmını daha çok seviyorum.
Kaybetmek korkusu biter ya hani; hani, “amaaan …. sevmiyorsan sevme beni , sen kimsin yaaa, senden başka sevgiyi hak edecek o kadar çok adam var ki" diyorsun ya, hani artık ona kendini beğendirmek için harcadığın enerji, kuvvet, sabır, artık tükeniyor ya.. O’ndan tamamen vazgeçip, bu işin olmayacağına inanıyorsun ya. İşte o zaman nasıl sonsuz bir huzura eriyorsun Ohh!!.. çok şükür Allah’ım bitti diyorum, bitti ve rahatladım diyorsun.
O varken nasıl da huzursuzmuşum. Ya kaçarsa , ya giderse, Ya tek başına yaşıyorsam bu heyecanı demekten içim daralmıştı günlerdir. Aradı mı aramadı mı, neden ilgilenmiyor.. bıdı bıdı vıdı vıdı..
Nasıl da fark etmemişim , al işte bak. Patates gibi suratı var, bak burnu da kocamanmış, üstelik dişleri de çirkin, ay koca götlünün teki bu, pis pis de kokuyordu, geceleri de horluyordu.. Yaaa bu da normal insanmış, osuruklunun tekiymiş, ne aşkı beee , bu adamın kendinden haberi yok, kişiliği gelişmemiş, kendini filozof sanan bir beyinsizmiş diyorsun, çünkü sen de onun artık insanüstü bir varlık olmadığını kabul ediyorsun ve huzura eriyorsun ….
O zaman, makyaj biraz daha hafifliyor , etek boyları normale dönüyor, topuklar düzleşiyor, ince çoraplar kotona geçiyor, Saçlar fönlüden atkuyruk modeline dönüyor, telefonlar ,mesajlar azalıyor. Güneşli bir günde yanıma almak istediğim kişi O olmuyor.ve ben kurtuluyorum o zaman aşkımın şiddetinden, beni köleleştirmesinden, hayatımı O’nun saatlerine gore ayarlamaktan…..
Suşi lerden tarhana çorbasına, Çin böreğinden ekmek arası bişeylere, Fındıklı vodkadan “dolapta bir şeyler olacak, bak’a dönüşüyor ikramlarım. O zaman bi rahatlıyorum bi rahatlıyorum. Kendimi sevmeye başlıyorum. Öyle çok seviyorum ki kendimi, bak ben bu aşkı BİLE bitirmeyi becerdim. Sana olan aşkımı öyle bir bitirdim ki, bunu sen bile beceremezsin diyorum. Senin hiç hak etmediğin o vahşi tutkumu da, o köpekliği de bitirdim ya ben, helal olsun bana diyorum. O zaman kendime bayılıyorum , aynaya geçiyorum “ bak ulan , kendini bak , neyin eksik, neyini beğenmiyormuş. O hayatında bunları görmüş mü diyorum. Ve kendimle gurur duyuyorum o an. Senden değil , tutkumdan vazgeçirebildiğim için kendimi…
Yakıyorum bir keyif sigarası, alıyorum yanıma patosları, çitosları, biramı, açıyorum “Desperate Housewifwe’ı, dünya güzel oluyor o an…ve herkes…siz de Kaale almayıp, ilgi göstermediğim İYİ KALPLİ ADAMLAR, sizin değerinizi anlıyorum o zaman. gözüme güzel görünürsünüz..
Kaybetmek korkusu biter ya hani; hani, “amaaan …. sevmiyorsan sevme beni , sen kimsin yaaa, senden başka sevgiyi hak edecek o kadar çok adam var ki" diyorsun ya, hani artık ona kendini beğendirmek için harcadığın enerji, kuvvet, sabır, artık tükeniyor ya.. O’ndan tamamen vazgeçip, bu işin olmayacağına inanıyorsun ya. İşte o zaman nasıl sonsuz bir huzura eriyorsun Ohh!!.. çok şükür Allah’ım bitti diyorum, bitti ve rahatladım diyorsun.
O varken nasıl da huzursuzmuşum. Ya kaçarsa , ya giderse, Ya tek başına yaşıyorsam bu heyecanı demekten içim daralmıştı günlerdir. Aradı mı aramadı mı, neden ilgilenmiyor.. bıdı bıdı vıdı vıdı..
Nasıl da fark etmemişim , al işte bak. Patates gibi suratı var, bak burnu da kocamanmış, üstelik dişleri de çirkin, ay koca götlünün teki bu, pis pis de kokuyordu, geceleri de horluyordu.. Yaaa bu da normal insanmış, osuruklunun tekiymiş, ne aşkı beee , bu adamın kendinden haberi yok, kişiliği gelişmemiş, kendini filozof sanan bir beyinsizmiş diyorsun, çünkü sen de onun artık insanüstü bir varlık olmadığını kabul ediyorsun ve huzura eriyorsun ….
O zaman, makyaj biraz daha hafifliyor , etek boyları normale dönüyor, topuklar düzleşiyor, ince çoraplar kotona geçiyor, Saçlar fönlüden atkuyruk modeline dönüyor, telefonlar ,mesajlar azalıyor. Güneşli bir günde yanıma almak istediğim kişi O olmuyor.ve ben kurtuluyorum o zaman aşkımın şiddetinden, beni köleleştirmesinden, hayatımı O’nun saatlerine gore ayarlamaktan…..
Suşi lerden tarhana çorbasına, Çin böreğinden ekmek arası bişeylere, Fındıklı vodkadan “dolapta bir şeyler olacak, bak’a dönüşüyor ikramlarım. O zaman bi rahatlıyorum bi rahatlıyorum. Kendimi sevmeye başlıyorum. Öyle çok seviyorum ki kendimi, bak ben bu aşkı BİLE bitirmeyi becerdim. Sana olan aşkımı öyle bir bitirdim ki, bunu sen bile beceremezsin diyorum. Senin hiç hak etmediğin o vahşi tutkumu da, o köpekliği de bitirdim ya ben, helal olsun bana diyorum. O zaman kendime bayılıyorum , aynaya geçiyorum “ bak ulan , kendini bak , neyin eksik, neyini beğenmiyormuş. O hayatında bunları görmüş mü diyorum. Ve kendimle gurur duyuyorum o an. Senden değil , tutkumdan vazgeçirebildiğim için kendimi…
Yakıyorum bir keyif sigarası, alıyorum yanıma patosları, çitosları, biramı, açıyorum “Desperate Housewifwe’ı, dünya güzel oluyor o an…ve herkes…siz de Kaale almayıp, ilgi göstermediğim İYİ KALPLİ ADAMLAR, sizin değerinizi anlıyorum o zaman. gözüme güzel görünürsünüz..
8 Mart 2011 Salı
AYFER SEVİL HANIM ve DİĞERLERİ
Çekirdek çıtlatarak, Pazar günü sahilde başıboş gezen Mehmet Efendinin karısı Ayfer. Nedense bu apartman görevlilerine hep “Efendi” sıfatı eklenir, nedenini bir türlü anlayamadım. Yaptığı iş küçümsenmesin diye eklenen bir yüceltme sıfatı mı, yoksa tam tersi; yücelteyim derken, Efendinin yapmacık bir saygı ifadesine dönüşmesi mi? karar veremedim.
O kapıcı Mehmet efendi bir kenarda dursun, onunla şu anda işim yok. Beni ve sizi ilgilendiren Ayfer olmalı.
Ayfer, memeleri çıktıktan , adet gördükten sonra, “ artık vakit geldi” diyerek başı erkenden bağlanan , Orta Anadolu’dan gelmiş bir kadın. Gözünü kendisinden on beş yaş büyük Mehmet Efendi de açmış. Henüz sevgilisi bile olmadan kocası olmuş. Mehmet Efendi, onu kaptığı gibi soluğu İstanbul’daki bir apartmanda almış. Şehir hayatını, çalışan kadınları, süsü püsü, bu apartmanda öğrenmiş.
Ayfer tutkulu aşkları ,gizli buluşup , sevişmeleri hayal ettimi hiç bilmiyorum. Belki de etmiştir bakmayın saf saf göründüğüne. Biri elinde, biri karnında çocukla yaşamak onun en büyük hayali miydi, onu da bilmiyorum. Hayal kurar mıydı?, var mıydı hayalleri? ondan da emin değilim. Ama bildiğim şu ki, Sevil Hanım o apartmana geldikten sonra Ayfer değişti.
Bir gün bir konuşmamızda, “Sigortamız da var, çok şükür” dedi. En büyük hayali sigortalı olmak mıydı yoksa?
Doğru ya, yaşamak için; yemek yemek, uyuyacak sıcak bir ev bulmak, kaynana ve kayınpederden uzakta yaşamak, bir de oyalanacağı çocuklar yapmaktan başka, ne gerekebilir di ki?
Ayfer, kitap okumaz, barlarda içip içip dağıtmaz, arada sırada eski aşkını düşünüp ağlamaz. Ayrı kaldığı sevgilisine mesajlar atmaz. Ama o da kadın işte. Onun da ruhunda yok mudur alevlenmeye hazır bir kıvılcım?
Birden onu gözümde, tombul memeleriyle, bir bar taburesinde oturup, barmenden içki isterken canlandırdım. Çok komik geldi. Bira bardağını kafasına dikmiş, diğer elinde ağızlıklı bir sigarayı tüttürürüyor, yanına gelen yalnız erkeklere göz ucuyla bakıp, havalı havalı gecenin tadını çıkarıyor... Bar çıkışında da, bir taksiye binip, yalpalaya yalpalaya kapıcı dairesine geldiğini, uyuyan kocasının yanına kendini atıp, “ yok be Mehmet, aşk meşk yok, varsa yoksa yatağa atmak karıları... erkeklerin tek isteği bu.” dediğini ve sonrasında Mehmet efendinin suratını, o daireden ne gibi gürültü patırtı geleceğini düşünüyorum. Yüzümde çarpık bir gülümseme beliriyor..
Mehmet Efendiye geçen gün sahilde rastlamış bir arkadaşım. Kırmızı kamyonetinin içinde, yarısı sarı, yarısı siyah saçlı bir kadınla konuşuyormuş.
“Tek başınaydı, Ayfer yoktu” Dedi. “Allah allah” dedim.
Son günlerde hareketlerinde ve giyinişinde bir tuhaflık vardı zaten, çöpleri alırken surat asıyor, paçaları kesik kotlar giyiyordu. İyi akşamlar desem bazen cevap bile vermiyordu. Herkes bunun farkındaydı. Herhalde bana gıcık oluyor diye düşündüm. Aşık mıydı yoksa başka bir kadına? Nerde buluşuyorlardı peki bu kadınla? Ayfer durumu biliyor muydu? O kadına cep telefonundan mesaj atıyor muydu?
...Ayfer onunla geceleri sevişmiyor, ona sevgisini vermiyor diye mi Mehmet Efendi bu kırçıllı saçlı kadına aşık olmuştu? Yoksa aşk falan değildi de, sadece para karşılığı bir beraberlik miydi?...
Ayfer’e gelince, o, bir arayış içinde olamazdı. Hayat ona bu kadarını vermişti, başka bir erkekle, başka bir seçenek, ancak filmlerde olurdu. Elindekilerle yetinecek, Alp’le birlikte kahvaltı edecek, onu okula yollayacak, okul çıkışında da diğer veliler gibi o da çocuğunu bekleyecekti. Pazar günleri de, ellerinde çekirdek paketleriyle , Mehmet efendi önde, o ve oğlu arkada, sahil boyunca etrafa baka baka, birbirleriyle hiç konuşmadan yürüyecekler. Yolda yürürken diğer apartmanlarda çalışan kapıcı arkadaşlarına rastlayacaklar, sağdan soldan konuşacaklardı. İşte Ayfer’in parlak şehir yaşantısından anladığı buydu...
Kocaysa koca , erkek evlatsa erkek evlat vardı işte. Arada bir iri memelerini mıncıklayarak kısa sürede sevişirdi ya Mehmet Efendi, tamam işte. Seks hayatları da harikaydı ya, tamam.. Ayfer bazen üşenirdi sevişmeye .”Hava soğuk , su ısıtılacak, yapma şimdi” derdi ama Mehmet Efendi takmazdı bunu. Ayfer’in ne istediği değil, onun ne istediği önemliydi. Kocası kısa sürede işini bitirir, arkasını dönüp horlaya horlaya uyurdu. Karşı apartmanın kapıcısına dert yanarken duydum bir gün “ Kendimi tavuk sanıyorum bazen, o da horoz, üstüme çıkıyor, bir iki debeleniyor sonra susuyor. Bunda yakınmadan çok, eğlenir gibi bir hava sezmiştim. Üzülmüyordu, Terapiste gidip” ten uyumu yok”, “orgazm olamıyorum” diye anlatmıyordu.
Oysa üst kattaki Sevil Hanımın uzun uzun seviştiklerini biliyordu . Bazen sesleri, inlemeleri, gülüşmeleri Ayfer uyurken kulağının dibine kadar geliyordu. Uykusundan uyanıp, kulak kabartıyor ve kalp atışları hızlanıyordu o zamanlar. “Allah , Allah, neden böyle atıyor kalbim, ben bu sesleri duyduğumda ?” diye düşünüp şaşırıyordu. Yanakları büyük bir suç işlemiş gibi kıpkırmızı oluyordu. Adam, kadına, bu kadar inlemesi için ne yapıyordu acaba ? Ayrıca onların sevişmeleri uzun sürüyor da, onunki neden kısacık oluyordu?
Bir keresinde Sevil Hanıma temizliğe gitmişti. Onun odasına girdiğinde yatağının üstünde, satenden koyu mor bir gecelikle, arkası ip şeklinde bir külot görmüştü. Utanarak eline almış, küloda bakmış, çok ilginç bulmuştu bu kıyafetleri.
Acaba bunları giydiği için mi uzun uzun sevişip, böyle sesler çıkartıyordu Sevil Hanım?
Çok korkmasına rağmen, o geceliği ve külodu giymiş, aynada kendini seyretmişti. Bembeyaz teninde mor gecelik, muhteşem olmuştu. Televizyonlarda kadınların, sık sık yakındıkları o selülözlü şeylerden yoktu kalçasında.” Ben de bunları giyince çok güzel oldum” diye düşündü. Göğüsleri geceliğin yakasından taşmıştı.” Başkaları da görse böyle, beğenirler mi acaba beni?” dedi. Başka bir erkeği heyecanlandırıbilir miyim acaba bu kıyafetlerle? Başörtüsünü de sıyırdı, gece gibi saçları belindeki gamzelere doğru su gibi aktı.
Ellerini yavaşça göğüslerinin üzerinde gezdirdi, kendi göğüslerini bir erkeğin okşadığnı hayal ederek yavaşça, yoğururak okşamaya başladı.bir erkeğin göğüslerden aldığı zevki tahmin etmeye çalıştı. Göğüs uçları tomurcuklanınca heyecanı daha da arttı. Şimdi film çeviren artistler gibi çok çekici olduğunu ve onu izleyen erkeklerin büyülendiğini hayal etti. Geceliği yavaşça sıyırdı, yaptığından derin utanç duymasına rağmen bu oyunu oynamaktan vazgeçmedi. Dudaklarını utangaç ama seksi bir ifadeyle araladı. Filmdeki kadınlar hep böyle bakıyorlardı erkeklere.
Saten geceliği sıyırıp, eli tam bacaklarının arasına geldiğinde, bu oyunun daha da heyecanlı bir hal alacağını düşündü. İçindeki uyuyan dereler çağlamaya başlamıştı, kendi istediği dışında bacaklarının arasından sürekli taşıyordu. Yavaşça, şimdiye dek kocasının hiç dokunmadığı yerlere dokununca , karnının altında bir yerde bir yangın topunun dolaştığını hissetti. Dokunuşları hızlandıkça, ağzından isteği dışında çıkan inlemenin kendisine ait olduğuna inanamadı. Sonra, hep sıktığı sesini bıraktı, o yabancı ses kulaklarına bu kez daha da kuvvetlenerek, duvarlara çarpıp, yankılanarak geldi .
Aynada, ellerini bacaklarının arasında gördüğünde, ne zaman yatağa uzandığını hatırlamadı bile. Kendi güzelliğine hayran olmuştu, bacaklarının arasında genç ve güzel bir erkeği hissettikçe, yerin dibine geçiyor, düşündükçe artan bu ıslaklığa şaşırıyordu. İyice yapışkan, sudan bir varlığa dönüşmüştü Ayfer o yatakta.
Tam derin bir çığlık dudaklarının arasından çıkmıştı ki, telefon çaldı. Gecelikle üstünü örtüp, yataktan öyle bir kalkışı vardı ki, cümle alem onu görmüş gibi hissetti. Çalan telefona tir tir titreyen elleriyle cevap vermeye çalıştı. Ama sesi o kadar titrek ve boğuktu ki, Sevil Hanım telefonun öbür ucundan “Ayfer, sen misin?, İyi misin? , Bir şey mi oldu ? “ diye sordu.
“Haa Sevil Hanım, benim benim, buyrun” dedi.
“Kızım nefes nefesesin, bir şey mi oldu ?”
“Yo, yok” dedi Ayfer, “ Balkonu yıkıyordum da telefon çalınca koşuverdim.”
“ Hee tamam, koşma sakın öyle kızım, ayağın kayar, düşersin bir yerlere sonra” dedi Sevil Hanım.
“Tamam tamam, siz merak etmeyin” dedi, bir eliyle orasını burasını kapatırken... Hiç böyle çıplak konuşmamıştı telefonda.
“ Odada Tuğrul’un lacivert takım elbisesi var, onu temizleyiciye verir misin?” diyecektim .
“Tabi tabi Sevil hanım, veririm. Diyerek kapadı telefonu Ayfer.
Tüm bu yaptıklarını Sevil Hanım görmüş gibi telefonda konuşamamıştı utancından. Hemen yatak odasına gidip kendi kıyafetlerini giydi. Geceliği bir kenara katladı. Nefes nefese kalmıştı,bacakları titriyordu. Ama işine devam etmesi lazımdı. Yoksa ne yaptığını anlar, rezil olurdu....
AYTEN;
Sekiz kardeş ve onların karılarıyla yaşamak onu bıktırmıştı. Köyden çok isteyen vardı onu, temizdi, namuslu bir kızdı, iyi huyluydu. Ama o burada yaşamak istemiyordu, ne olursa olsun, düzenli maaşı ve sigortası olan, ayrı bir evde yaşayacağı biriyle evlenecekti. En kötüsü bile olsa bu evden kurtulmak, sarayda yaşamak gibi güzel olurdu. Bu insanlardan uzaklaşacaktı.
“Çocuklarım olur, onları okula yollarım, yakalarını ütülerim, kızlarımın saçlarına bembeyaz kurdeleler takarım. Beni göndermediler okula ama, ben onları mutlaka okutacağım. Gündüz temizlik yaparım, akşam kocam gelmeden yemekleri pişirip, sofrayı hazırlarım, düzenli bir hayatım olur” diye düşündü çamaşırları asarken.
- Ayteeen, bayılıyorum kızım sana, senin kadar beyaz çamaşır yıkayan yok bu köyde. Kalbin gibi çamaşırların da beyaz
Diye laf attı karşı komşu Hamdiye teyze.
Hamdiye teyze, köydeki diğer kızları pek findirdek bulurdu. Onun gelini, temiz, namuslu, efendi olmalıydı. Çok istiyordu Ayteni oğlu Hurşit’e almayı ama Ayten istemiyordu bu köyde kalmayı. Oğlu da sevdalıydı Ayten’e, Ayten de yakışıklı buluyordu onu ama bu iş olmazdı...
Evin tüm yükü Ayten’deydi. Gece yatağına yatıp, rahat bir uyku bile uyuyamazdı çoğu zaman. Mutlaka birileri bir şey ister, ona ihtiyaç duyarlardıı gece yarısı bile olsa. Bütün gün ev ve bahçe işleriyle uğraştığı yetmezmiş gibi, gece içip içip, eve sarhoş denen ağabeylerinin peşlerini toplamak, üstlerini başlarını değiştirmek bile ona düşüyordu.
Yine yorgun bir gecenin sonunda, her gece içen ağabeyleri eve dönmüş, nara atıyorlardı. Bütün gün uğraşıp, temizlediği kilimin üstüne kusuverdi birisi. Her yer berbat olmuş, evin içi iğrenç kokmuştu. Ayten o kadar sabırlı olmasına rağmen o gece taştı sabrı ve “Allahım” dedi ellerini yukarı kaldırıp, “ bana böyle içen bir koca vereceksen al canımı öleyim daha iyi” diye dua etti.
(Duaları tuttu ve hiç içki içmeyen bir adamla evlendi. )
Ertesi sabah yorgunluğunu atamamışken , sabah altıda uyandı. Ahırı temizledi, inekleri sağdı, sütü ocağa koydu, evdeki gelinler, kardeşleri, ağabeyleri uyuyorlardı. Bir baktı, annesi çarşafı atmış üstüne, kapıdan çıkıyor
- Anaaa, nereye sabah sabah ?
Dedi üzülerek.
- Şehre iniyorum, biraz yumurta ve süt satacağım , ordanda ablana uğrarım, Cuma günü gelirim
- Ana bir sürü iş var , ben yetemiyorum artık bunlara..
- Yaparsın becerikli kızım, sana güvenmesem gider miydim ben?
Diyerek kapıdan çıkıp gitti, avludan uzaklaşmasını üzüntüyle seyretti Ayten.
Ayten yine bir dünya dolusu işle tek başına kalmıştı. Ne konuşacak kimsesi kalıyordu evde, ne de ona yardımcı olacak biri. Annesi yokken, yengeleri elini hiç bir işe sürmüyorlardı. Yemek yiyip kalkmayı, konu komşuya gitmeyi, dedikodu yapmayı seviyorlardı yalnızca. Ağabeyleri bütün gün aylak aylak geziyorlar, babalarının borç, harç açtığı bakkalı işletmek yerine dükkanda ne var ne yoksa arkadaşlarını toplayıp yiyiyorlardı. Bu da yetmezmiş gibi, babalarının üç kuruş maaşına da, yok sigara parası, yok çocukların okul parası bahaneleriyle göz dikiyorlardı. Ayten ise hiç bir zaman para istememişti evdekilerden. Bazen komşuların tarlasına çalışmaya gider, kazandığı gündeliği çeyizleri için biriktirirdi.
O sene köylerine ilkokul açılmıştı. Okul, evlerinin tam karşısındaydı. Babası, erkek çocukların hepsini onlar istemese de okula yazdırdı. Ama Ayten’in lafı bile geçmedi. “Gerek yok, o kız “ dedi. Oysaki köydeki bütün kızlar ,- bir tek Ayten hariç- okula yazılmıştı. O arkalarından ağlayarak bakmıştı. Bütün gün oynamak için onların okuldan dönmesini bekleyen Ayten, arkadaşlarının bahçelerine gittiğinde” Oynayamayız biz, öğretmen çok ders verdi” diye geri çevrilince, içi ezile ezile eve, onu bekleyen işlerin başına dönüyordu. Oysaki ağabeyleri okula gitmeyi hiç istememelerine rağmen, önlükler, defterler, yakalar alınmış, büyük bir adam olur diye hevesle okula gönderilmişlerdi. Ama hiç biri de okumamıştı. Okuladn kaçıp, bahçelerde içki içmişlerdi. Hele küçük ağabeyi, okul zilini duyduktan sonra, yataktan söylene söylene kalkıp gidiyordu. Onları giydirirken hep gözlerinden yaşlar boşanmış, bir Allah’ın kulu da “ Şu kızı neden okula göndermiyor sunuz?” diye sormamıştı. Teneffüs saatlerini bilir, o arada işini bırakır, okul bahçesinin parmaklıklarının arasından oynayan arkadaşlarını içi giderek seyrederdi. Ah bir bilselerdi, kalem ,defter kokusunu nasıl sevdiğini, kelimeleri okumayı öğrenmek için ne kadar heveslendiğini, yine de bırakırlar mıydı evde onu?
Bir gün köyde dikiş kursu açılmıştı, okullar tatil olduğu için, ilkokulu bitiren kızlar dikiş öğrenmeye gittiler. Ayten’i de çağırdılar, gel, bir iki şey öğrenirsin dediler, büyük bir hevesle gitti Ayten. Ancak öğretmenleri Ayten’in okuma yazma bildiğini varsayarak sayılarla ilgili bir şey sordu. Kıpkırmızı olan Ayten, ağlayarak kursu terk etti. “Ben kör gibiyim, ne okuyorum, ne yazıyorum, okula göndermediler, ömür boyu boynum bükük kalacak” dedi...
Ayten ikinci ekmeği yoğururken,
- Ya Sabır Allahım, kurtar beni buralardan
Dedi. Çingene de gelse sırf burdan gitmek için kabul edeceğim.
Ayten kapı önlerini yıkarken, köyün bir iki kızı salınarak geldiler yanına.
“Hamarat kız, kolay gelsin” dediler şımarık şımarık,
- Sen hep iş yap bakalım böyle bütün gün, biz şöyle bir turlayıp geleceğiz.
Kızlardan diğeri de:
- Benim de samanlıkta bir işim var
Dedi manalı manalı gülümseyerek.
- İyi de ne yapacaksın Samanlıkta, daha sabah temizlemiştin ya ...
- Hahaha kızım anlamadı bu, çok saf ya
Dedi öbür arkadaşı kolundan çekerek, kalçalarını sallaya sallaya uzaklaştılar. Arkalarından baka kaldı Ayten.
Cuma günü akşamüstü annesinin kara çarfını dalların arasından gördü.
Annesi avluya yaklaşınca seslendi
-Ayteeen, ben geldim.
- Hoşgeldin ana
dedi Ayten.
- Bir soluklanayım da sana bir şeyler anlatacağım.
- Ne oldu hayırdır ana?
- Dün Gülengül teyzelere İstanbul’dan bir misafir gelmiş. Ben görmedim ama yolda rastladım bir komşu söyledi.
- Sen gördün mü?
- Hee geldi, evet gördüm tabii. Ne oldu ?
- Kızım saf saf konuşma Ali’yi görmedin mi, arabanın içinde?
- Ali kim ana?
- Gelengül teyzenin İstanbul’dan gelen misafiri işte. Sen çamaşır asıyormuşsun adam sana vurulmuş. O ne kadar hanım bir kız başını kaldırıp bakmadı bile, ne kadar hanım bir kız demiş. İstanbul da dolmuşu varmış, şoförmüş. İsterse alır giderim İstanbul’a onu demiş.
Ayten’in elindeki tencere yere düşüyordu, zor yakaladı. Gözleri parladı, yüreği buruldu, buruldu, nefes alamadı bir ara. Anasından da utanırdı cevap vermeye.
- Ne bileyim ana, siz uygun görürseniz..
Dedi sadece.
- Bir araştırsın bakalım ağabeylerin, onlar ne der. Babana sorarız, sonra tekrar etraflıca konuşuruz.
Ayten içeri gitti, aynaya baktı. Beyaz teninde iki kırmızı elma gibi parlıyordu yanakları. Beyaz gelinliğini hayal etti. Saçlarının uçlarıyla oynayıp, sağa sola döndü, gülümsedi. Demek kurtulma vakti gelmişti buralardan. Şehir kadını olacaktı. Köyün kızları çatlasın bakalım, okuma yazma bilmeyen Ayten İstanbul’a gidiyor, ne haberrrr...
Ayrı evim olacak, tertemiz bir evim. Her gün temizleyeceğim, görenler bayılacaklar..
Haftanın bitmesine yakın , Ayten her gün ayrı bir hayal kurdu. Hafta sonunda Gelengül teyzelerle birlikte Ali de geldi. Ali avluda görününce, perdenin arkasına gizlenip oradan inceledi Ayten onu. Uzun boylu, kara bıyıklı, yakışıklı, tıpkı filmlerdeki artistlere benziyordu.” Aradağımı buldum artık” diyerek, titreyen elleriyle kahveleri dağıttı. Ali’’nin kahvesini verirken, onun gözlerini üstünde hissettikçe yanaklarına ateş bastı.
İşte, evlenmeden önceki tek aşk hikayesi buydu Ayten’in. Bir erkekle anlamlı bir şekilde göz göze gelmişti artık. Daha önce hiç bir erkeğin gözlerinin içine bakmamıştı Ayten...
Misafirler gittikten sonra, annesi yanına çağırdı Ayteni.
- Kızım gel otur hele, bak ne diyeceğim. Bu adam daha önceden evlenmiş. İki tane de oğlu varmış. Olmaz bu iş. Ben seni dul adama vermem.
Ama, ana diyecek oldu Ayten. “Olmaz “ dedi anası. “Üvey analık mı yapacaksın çocuklara?, üstelik ne kadar bakarsan bak, adın üvey ana olacak. Hepsi bu.
Köyde bu kadar bekar erkek varken buna mı varacan?”
Ayten Ali’nin hiç bir kusurunu görmüyordu. Aşk ateşi yüreğine düşmüşken, başka hiç bir şey öğrenmek niyetinde değildi. O gece, güneş doğana kadar düşündü. Gelengül teyze cevap bekliyordu. Ayten kararını vermişti.
- Benim kararım kesin ana, ben bu adamla evleneceğim.
Annesi kızılca kıyamet kopardı, ağladı, sızladı, yırttı kendini. Ama Ayten ilk defa istediğini yaptırtmıştı.
- Varsın çocukları olsun, ne olacak, bakarım onlara gözüm gibi, sanki burda yengemlerin çocuklarına bakmıyor muyum?...
Ayten için yüklü bir başlık parası alındı. Tek bir kuruşunu Ayten’e vermeden aralarında paylaştılar ağabeyleri.
Gelinlik çok yakıştı Aytene. Komşuları Hamdiye Teyze, oğlunu değilde, İstanbul’lu adamı seçtiği için çok kırgındı Ayten’e. Düğününe gitmedi bile. Oğlu Seyfi, Ayten İstanbul’a giderken arkasından bağırdı.
- Ömür boyu mutsuz olursun inşallah, İstanbullu senin gözünü boyadı , git bakalım, git. Sen beni yaktın , Allahta seni yaksın” dedi.
Ayten hariç herkes şaşırdı bu laflara. Ayten, yüreği mutluluktan çarparken bu lafların farkında bile değildi.
- Gidelim, bir an önce gidelim burdan
Dedi Ali’ye.
Ali İstanbul’da, bahçe içinde iki katlı bir evin üst kat dairesini kiraladı.
“Buraya çiçekler ekerim, çocuklarım olunca, şu ağaca salıncak kurarım” diye hayal kurmaya başladı hemen Ayten.
Düğün gecesinin ertesi günü, İstanbul’daki ilk günlerinde, işe çıktı Ali. Ayten temizlik yapmam lazım diyerek işe girişti, balkonu yıkarken gözleri bahçede oturan komşulara takıldı. “Gelsene” diye çağırdı komşular onu, Ayten utangaç bir şekilde gülümsedi ve içeriye girdi. Dış kapının kolunu çevirdi ama kapı açılmadı. Tekrar denedi. Yok, açılmıyordu bir türlü. “Allah, Allah, bozuk herhalde” dedi. Bir an önce yeni komşularıyla tanışmak istiyordu.” Ne yapsam acaba ?” diye düşünürken, köydeki alışkanlığı geldi aklına. Kapı olmazsa, balkondan inerdi avluya. Balkona gitti, yüksek sayılmazdı. Bir ağaç dalı balkonun içine geliyordu zaten. Ağaca çıktı ve beş adımda bahçeye indi. Komşular gülerek baktılar ona, “ilahi kız” dediler, “evin kapısı yok mu senin? “
“Var ama bozulmuş herhalde, açamadım” dedi. Komşular bu laf üzerine birbiriyle bakıştılar. Ayten’e çay ikram ettiler, sağdan soldan lafladılar. Ayten işini yarım bırakmıştı, bunun farkındaydı ama bu yeni komşularından ayrılmak da istemiyordu, neredeyse akşam olmuştu, köyde bile bu kadar sohbet ettiği çok enderdi. İçi içine sığmıyordu, yeni bir ev ve yeni komşular buldu diye.
Karşı apartmandan müzik sesi geliyordu. Balkona, elinde sigarasıyla, üstünde incecik askılı elbisesiyle, simsiyah saçlı havalı bir kadın çıktı. Kahkaha atarak, yüksek sesle konuşuyordu, hepsi birden gözlerini o balkona doğru çevirdiler. Sonra Ayten’e dönüp; Karşı bina yapılırken burayı da istedi müteahhitler ama toprak sahibi vermek istemedi. O kadın Sevil hanım, şu anda kendinden epey küçük bir adamla evli. Bu ikinci kocası, birincisinden boşandı. Hep böyle açık saçık giyinip, balkonda oturur...
Ayten de gülümseyerek yukarı doğru baktı, güzel kadın doğrusu diye geçirdi içinden.
Akşamüstü kocasının arabasını gördü, gözlerinin içi güldü. Kısa kollu, puantiyeli elbisesini şöyle bir düzelterek “ Ben artık kalkayım” dedi.
Kocasının yanına gülerek gitti.
Ali: “Sen nasıl indin bahçeye?
Dedi.
- Sen kapıyı yanlışlıkla kilitlemişsin, ben de balkondan indim
Dedi gülümseyerek... Durdu Ali bir nefes aldı.
Suratına” şrakkk” diye inen tokatla, işlediği yatak örtüleri, pişirdiği yemek, puantiyeli elbisesi, ilk defa sürdüğü sürme, çamaşır suyuyla sildiği taşlar, akşam giyeceği naylon gecelik uçuşup durdu gözlerinin önünde. Her şey etrafa dağılıyor, birbirine karışıyordu. Dengesini sağlamaya çalıştı, yere düşüyordu nerdeyse. Şimdi yüzü Ali’yi ilk gördüğü günkünden daha da kırmızıydı.
- Demek balkondan aşağıya, bu yarı çıplak halinle sallanarak indin,? karşıda işçiler seni izlemiştir bir güzel .Hiç kafan çalışmıyor mu senin? Bu adam kapıyı neden kitledi diye düşünmedin mi? Ama sen bana inat, balkondan çıkmışsın üstelik...
- ??
- Neden kızmıştı Ali ona, neden kilitlemişti ki kapıyı?
- Bir daha böyle kolları çıplak elbiseler giyme, yakarım bu kollarını
Deyip, elbiseyi carrt diye yırtıverdi.
Bu elbiseyi evlendiği ilk gün giymek için dikmişti. Şimdi odanın ortasında parçalanmış bir şekilde duruyordu.
SEVİL HANIM
Ayfer temizliği bitirmiş, çamaşırları yerine koymuş, Sevil Hanım’ın gelmesini bekliyordu. Bugün yaptıklarını anlamasın diye her yeri defalarca kontrol etmişti. Sanki duvarlar konuşacak ve herşeyi anlatacaklar diye öyle korkuyordu ki...
Sevil hanım kendine bir bardak viski koydu. Üzerine ince bir şeyler giydi, Sigarasını da aldı,rahatça uzandı koltuğa.
Sevil Hanım Ayfer’in parasını verdi. Ayfer, göz göze gelmeden parayı alıp, evine gitti. Eşi telefon etti.
- Sevil’ciğim bu akşam toplantım var, Antalya’ya uçuyorum, toplantı sabah erkenden olduğu için akşamdan gitmeyi tercih ettim. Yarın akşam görüşürüz.
- Peki Tuğrul, sana iyi işler dilerim.
Diyerek telefonu kapadı Sevil hanım.
(Toplantıymış, ben bilmiyorum sanki senin toplantılarını. Sarışın, yirmilik sekreterinle yine toplantı yapacaksınız desene. Pis herif, yetti artık be, göz yumduk, yumduk, sanki bana erkek yok.)
Diyerek bir tekmeyle viski bardağını yere devirdi.
Telefona uzandı.
- Cem ne haber, nasılsın ? Müsaitsen akşam gelsene bana. Yer, içer, laflarız, canım sıkkın biraz.
Sevil, Ayfer’i aradı, dışarıdan bazı siparişler verdi. Güzel bir sofra hazırladı. En güzel elbiselerinden birini giydi. Mumları yakarken bir yandan da (iş toplantısıymış he..hadi bakalım.kim iş toplantısında? Sen mi, ben mi?)
Ayfer o akşam çöpleri toplamaya geldiğinde Sevil Hanımın kapısını dinledi. Ona gelen yakışıklı adamı görmüştü. Bir kaç kere daha gelmişti o adam. Kimbilir neler yapıyorlardı içeride, kalbi gümbür gümbür atmaya başladı yine.
Sanki yakışıklı adam Sevil Hanımla değil Ayfer’l sevişiyordu. Sevil Hanımın o şuh inlemelerini duydu yine, eli ayağı titredi, yanakları kıpkırmızı oldu.
Ahh..., neler yaptıklarını izleyebilseydi, ne kadar güzel olurdu...
O gece hiç uyuyamadı Ayfer. Aklı yukarıda olanlardaydı...
Sabah Sevil Hanım ve Ayfer, karşı bahçeli evden gelen çığlıklarla uyandılar
- Ne oldu Ayfer, bu sesler ne?
dedi balkona geceliğiyle fırlayan Sevil Hanım
- Yandaki eve bir gelin geldiğdi ya bir kaç gün önce , hani bahçede çamaşır asıyordu, japone kollu puanlı elbisesi vardı. O kız canına kıymış.
- Vah vah, yazık gencecik kıza, Neden intihar etti acaba kız?..
Bütün gün intihar eden Ayten’in haberleriyle çalkalandı sokak. Ayfer çok etkilendi bu olaydan. Akşam olup kocası Mehmet Efendi geldiğinde
- Ayfer suyu ısıt, hazırlan, ben yatağa geliyorum
Dedi,
Ayfer; “ Suyu ısıtmayacağım, bundan böyle sen istediğinde de bu yatağa girmeyeceğim
Dedi.
O kapıcı Mehmet efendi bir kenarda dursun, onunla şu anda işim yok. Beni ve sizi ilgilendiren Ayfer olmalı.
Ayfer, memeleri çıktıktan , adet gördükten sonra, “ artık vakit geldi” diyerek başı erkenden bağlanan , Orta Anadolu’dan gelmiş bir kadın. Gözünü kendisinden on beş yaş büyük Mehmet Efendi de açmış. Henüz sevgilisi bile olmadan kocası olmuş. Mehmet Efendi, onu kaptığı gibi soluğu İstanbul’daki bir apartmanda almış. Şehir hayatını, çalışan kadınları, süsü püsü, bu apartmanda öğrenmiş.
Ayfer tutkulu aşkları ,gizli buluşup , sevişmeleri hayal ettimi hiç bilmiyorum. Belki de etmiştir bakmayın saf saf göründüğüne. Biri elinde, biri karnında çocukla yaşamak onun en büyük hayali miydi, onu da bilmiyorum. Hayal kurar mıydı?, var mıydı hayalleri? ondan da emin değilim. Ama bildiğim şu ki, Sevil Hanım o apartmana geldikten sonra Ayfer değişti.
Bir gün bir konuşmamızda, “Sigortamız da var, çok şükür” dedi. En büyük hayali sigortalı olmak mıydı yoksa?
Doğru ya, yaşamak için; yemek yemek, uyuyacak sıcak bir ev bulmak, kaynana ve kayınpederden uzakta yaşamak, bir de oyalanacağı çocuklar yapmaktan başka, ne gerekebilir di ki?
Ayfer, kitap okumaz, barlarda içip içip dağıtmaz, arada sırada eski aşkını düşünüp ağlamaz. Ayrı kaldığı sevgilisine mesajlar atmaz. Ama o da kadın işte. Onun da ruhunda yok mudur alevlenmeye hazır bir kıvılcım?
Birden onu gözümde, tombul memeleriyle, bir bar taburesinde oturup, barmenden içki isterken canlandırdım. Çok komik geldi. Bira bardağını kafasına dikmiş, diğer elinde ağızlıklı bir sigarayı tüttürürüyor, yanına gelen yalnız erkeklere göz ucuyla bakıp, havalı havalı gecenin tadını çıkarıyor... Bar çıkışında da, bir taksiye binip, yalpalaya yalpalaya kapıcı dairesine geldiğini, uyuyan kocasının yanına kendini atıp, “ yok be Mehmet, aşk meşk yok, varsa yoksa yatağa atmak karıları... erkeklerin tek isteği bu.” dediğini ve sonrasında Mehmet efendinin suratını, o daireden ne gibi gürültü patırtı geleceğini düşünüyorum. Yüzümde çarpık bir gülümseme beliriyor..
Mehmet Efendiye geçen gün sahilde rastlamış bir arkadaşım. Kırmızı kamyonetinin içinde, yarısı sarı, yarısı siyah saçlı bir kadınla konuşuyormuş.
“Tek başınaydı, Ayfer yoktu” Dedi. “Allah allah” dedim.
Son günlerde hareketlerinde ve giyinişinde bir tuhaflık vardı zaten, çöpleri alırken surat asıyor, paçaları kesik kotlar giyiyordu. İyi akşamlar desem bazen cevap bile vermiyordu. Herkes bunun farkındaydı. Herhalde bana gıcık oluyor diye düşündüm. Aşık mıydı yoksa başka bir kadına? Nerde buluşuyorlardı peki bu kadınla? Ayfer durumu biliyor muydu? O kadına cep telefonundan mesaj atıyor muydu?
...Ayfer onunla geceleri sevişmiyor, ona sevgisini vermiyor diye mi Mehmet Efendi bu kırçıllı saçlı kadına aşık olmuştu? Yoksa aşk falan değildi de, sadece para karşılığı bir beraberlik miydi?...
Ayfer’e gelince, o, bir arayış içinde olamazdı. Hayat ona bu kadarını vermişti, başka bir erkekle, başka bir seçenek, ancak filmlerde olurdu. Elindekilerle yetinecek, Alp’le birlikte kahvaltı edecek, onu okula yollayacak, okul çıkışında da diğer veliler gibi o da çocuğunu bekleyecekti. Pazar günleri de, ellerinde çekirdek paketleriyle , Mehmet efendi önde, o ve oğlu arkada, sahil boyunca etrafa baka baka, birbirleriyle hiç konuşmadan yürüyecekler. Yolda yürürken diğer apartmanlarda çalışan kapıcı arkadaşlarına rastlayacaklar, sağdan soldan konuşacaklardı. İşte Ayfer’in parlak şehir yaşantısından anladığı buydu...
Kocaysa koca , erkek evlatsa erkek evlat vardı işte. Arada bir iri memelerini mıncıklayarak kısa sürede sevişirdi ya Mehmet Efendi, tamam işte. Seks hayatları da harikaydı ya, tamam.. Ayfer bazen üşenirdi sevişmeye .”Hava soğuk , su ısıtılacak, yapma şimdi” derdi ama Mehmet Efendi takmazdı bunu. Ayfer’in ne istediği değil, onun ne istediği önemliydi. Kocası kısa sürede işini bitirir, arkasını dönüp horlaya horlaya uyurdu. Karşı apartmanın kapıcısına dert yanarken duydum bir gün “ Kendimi tavuk sanıyorum bazen, o da horoz, üstüme çıkıyor, bir iki debeleniyor sonra susuyor. Bunda yakınmadan çok, eğlenir gibi bir hava sezmiştim. Üzülmüyordu, Terapiste gidip” ten uyumu yok”, “orgazm olamıyorum” diye anlatmıyordu.
Oysa üst kattaki Sevil Hanımın uzun uzun seviştiklerini biliyordu . Bazen sesleri, inlemeleri, gülüşmeleri Ayfer uyurken kulağının dibine kadar geliyordu. Uykusundan uyanıp, kulak kabartıyor ve kalp atışları hızlanıyordu o zamanlar. “Allah , Allah, neden böyle atıyor kalbim, ben bu sesleri duyduğumda ?” diye düşünüp şaşırıyordu. Yanakları büyük bir suç işlemiş gibi kıpkırmızı oluyordu. Adam, kadına, bu kadar inlemesi için ne yapıyordu acaba ? Ayrıca onların sevişmeleri uzun sürüyor da, onunki neden kısacık oluyordu?
Bir keresinde Sevil Hanıma temizliğe gitmişti. Onun odasına girdiğinde yatağının üstünde, satenden koyu mor bir gecelikle, arkası ip şeklinde bir külot görmüştü. Utanarak eline almış, küloda bakmış, çok ilginç bulmuştu bu kıyafetleri.
Acaba bunları giydiği için mi uzun uzun sevişip, böyle sesler çıkartıyordu Sevil Hanım?
Çok korkmasına rağmen, o geceliği ve külodu giymiş, aynada kendini seyretmişti. Bembeyaz teninde mor gecelik, muhteşem olmuştu. Televizyonlarda kadınların, sık sık yakındıkları o selülözlü şeylerden yoktu kalçasında.” Ben de bunları giyince çok güzel oldum” diye düşündü. Göğüsleri geceliğin yakasından taşmıştı.” Başkaları da görse böyle, beğenirler mi acaba beni?” dedi. Başka bir erkeği heyecanlandırıbilir miyim acaba bu kıyafetlerle? Başörtüsünü de sıyırdı, gece gibi saçları belindeki gamzelere doğru su gibi aktı.
Ellerini yavaşça göğüslerinin üzerinde gezdirdi, kendi göğüslerini bir erkeğin okşadığnı hayal ederek yavaşça, yoğururak okşamaya başladı.bir erkeğin göğüslerden aldığı zevki tahmin etmeye çalıştı. Göğüs uçları tomurcuklanınca heyecanı daha da arttı. Şimdi film çeviren artistler gibi çok çekici olduğunu ve onu izleyen erkeklerin büyülendiğini hayal etti. Geceliği yavaşça sıyırdı, yaptığından derin utanç duymasına rağmen bu oyunu oynamaktan vazgeçmedi. Dudaklarını utangaç ama seksi bir ifadeyle araladı. Filmdeki kadınlar hep böyle bakıyorlardı erkeklere.
Saten geceliği sıyırıp, eli tam bacaklarının arasına geldiğinde, bu oyunun daha da heyecanlı bir hal alacağını düşündü. İçindeki uyuyan dereler çağlamaya başlamıştı, kendi istediği dışında bacaklarının arasından sürekli taşıyordu. Yavaşça, şimdiye dek kocasının hiç dokunmadığı yerlere dokununca , karnının altında bir yerde bir yangın topunun dolaştığını hissetti. Dokunuşları hızlandıkça, ağzından isteği dışında çıkan inlemenin kendisine ait olduğuna inanamadı. Sonra, hep sıktığı sesini bıraktı, o yabancı ses kulaklarına bu kez daha da kuvvetlenerek, duvarlara çarpıp, yankılanarak geldi .
Aynada, ellerini bacaklarının arasında gördüğünde, ne zaman yatağa uzandığını hatırlamadı bile. Kendi güzelliğine hayran olmuştu, bacaklarının arasında genç ve güzel bir erkeği hissettikçe, yerin dibine geçiyor, düşündükçe artan bu ıslaklığa şaşırıyordu. İyice yapışkan, sudan bir varlığa dönüşmüştü Ayfer o yatakta.
Tam derin bir çığlık dudaklarının arasından çıkmıştı ki, telefon çaldı. Gecelikle üstünü örtüp, yataktan öyle bir kalkışı vardı ki, cümle alem onu görmüş gibi hissetti. Çalan telefona tir tir titreyen elleriyle cevap vermeye çalıştı. Ama sesi o kadar titrek ve boğuktu ki, Sevil Hanım telefonun öbür ucundan “Ayfer, sen misin?, İyi misin? , Bir şey mi oldu ? “ diye sordu.
“Haa Sevil Hanım, benim benim, buyrun” dedi.
“Kızım nefes nefesesin, bir şey mi oldu ?”
“Yo, yok” dedi Ayfer, “ Balkonu yıkıyordum da telefon çalınca koşuverdim.”
“ Hee tamam, koşma sakın öyle kızım, ayağın kayar, düşersin bir yerlere sonra” dedi Sevil Hanım.
“Tamam tamam, siz merak etmeyin” dedi, bir eliyle orasını burasını kapatırken... Hiç böyle çıplak konuşmamıştı telefonda.
“ Odada Tuğrul’un lacivert takım elbisesi var, onu temizleyiciye verir misin?” diyecektim .
“Tabi tabi Sevil hanım, veririm. Diyerek kapadı telefonu Ayfer.
Tüm bu yaptıklarını Sevil Hanım görmüş gibi telefonda konuşamamıştı utancından. Hemen yatak odasına gidip kendi kıyafetlerini giydi. Geceliği bir kenara katladı. Nefes nefese kalmıştı,bacakları titriyordu. Ama işine devam etmesi lazımdı. Yoksa ne yaptığını anlar, rezil olurdu....
AYTEN;
Sekiz kardeş ve onların karılarıyla yaşamak onu bıktırmıştı. Köyden çok isteyen vardı onu, temizdi, namuslu bir kızdı, iyi huyluydu. Ama o burada yaşamak istemiyordu, ne olursa olsun, düzenli maaşı ve sigortası olan, ayrı bir evde yaşayacağı biriyle evlenecekti. En kötüsü bile olsa bu evden kurtulmak, sarayda yaşamak gibi güzel olurdu. Bu insanlardan uzaklaşacaktı.
“Çocuklarım olur, onları okula yollarım, yakalarını ütülerim, kızlarımın saçlarına bembeyaz kurdeleler takarım. Beni göndermediler okula ama, ben onları mutlaka okutacağım. Gündüz temizlik yaparım, akşam kocam gelmeden yemekleri pişirip, sofrayı hazırlarım, düzenli bir hayatım olur” diye düşündü çamaşırları asarken.
- Ayteeen, bayılıyorum kızım sana, senin kadar beyaz çamaşır yıkayan yok bu köyde. Kalbin gibi çamaşırların da beyaz
Diye laf attı karşı komşu Hamdiye teyze.
Hamdiye teyze, köydeki diğer kızları pek findirdek bulurdu. Onun gelini, temiz, namuslu, efendi olmalıydı. Çok istiyordu Ayteni oğlu Hurşit’e almayı ama Ayten istemiyordu bu köyde kalmayı. Oğlu da sevdalıydı Ayten’e, Ayten de yakışıklı buluyordu onu ama bu iş olmazdı...
Evin tüm yükü Ayten’deydi. Gece yatağına yatıp, rahat bir uyku bile uyuyamazdı çoğu zaman. Mutlaka birileri bir şey ister, ona ihtiyaç duyarlardıı gece yarısı bile olsa. Bütün gün ev ve bahçe işleriyle uğraştığı yetmezmiş gibi, gece içip içip, eve sarhoş denen ağabeylerinin peşlerini toplamak, üstlerini başlarını değiştirmek bile ona düşüyordu.
Yine yorgun bir gecenin sonunda, her gece içen ağabeyleri eve dönmüş, nara atıyorlardı. Bütün gün uğraşıp, temizlediği kilimin üstüne kusuverdi birisi. Her yer berbat olmuş, evin içi iğrenç kokmuştu. Ayten o kadar sabırlı olmasına rağmen o gece taştı sabrı ve “Allahım” dedi ellerini yukarı kaldırıp, “ bana böyle içen bir koca vereceksen al canımı öleyim daha iyi” diye dua etti.
(Duaları tuttu ve hiç içki içmeyen bir adamla evlendi. )
Ertesi sabah yorgunluğunu atamamışken , sabah altıda uyandı. Ahırı temizledi, inekleri sağdı, sütü ocağa koydu, evdeki gelinler, kardeşleri, ağabeyleri uyuyorlardı. Bir baktı, annesi çarşafı atmış üstüne, kapıdan çıkıyor
- Anaaa, nereye sabah sabah ?
Dedi üzülerek.
- Şehre iniyorum, biraz yumurta ve süt satacağım , ordanda ablana uğrarım, Cuma günü gelirim
- Ana bir sürü iş var , ben yetemiyorum artık bunlara..
- Yaparsın becerikli kızım, sana güvenmesem gider miydim ben?
Diyerek kapıdan çıkıp gitti, avludan uzaklaşmasını üzüntüyle seyretti Ayten.
Ayten yine bir dünya dolusu işle tek başına kalmıştı. Ne konuşacak kimsesi kalıyordu evde, ne de ona yardımcı olacak biri. Annesi yokken, yengeleri elini hiç bir işe sürmüyorlardı. Yemek yiyip kalkmayı, konu komşuya gitmeyi, dedikodu yapmayı seviyorlardı yalnızca. Ağabeyleri bütün gün aylak aylak geziyorlar, babalarının borç, harç açtığı bakkalı işletmek yerine dükkanda ne var ne yoksa arkadaşlarını toplayıp yiyiyorlardı. Bu da yetmezmiş gibi, babalarının üç kuruş maaşına da, yok sigara parası, yok çocukların okul parası bahaneleriyle göz dikiyorlardı. Ayten ise hiç bir zaman para istememişti evdekilerden. Bazen komşuların tarlasına çalışmaya gider, kazandığı gündeliği çeyizleri için biriktirirdi.
O sene köylerine ilkokul açılmıştı. Okul, evlerinin tam karşısındaydı. Babası, erkek çocukların hepsini onlar istemese de okula yazdırdı. Ama Ayten’in lafı bile geçmedi. “Gerek yok, o kız “ dedi. Oysaki köydeki bütün kızlar ,- bir tek Ayten hariç- okula yazılmıştı. O arkalarından ağlayarak bakmıştı. Bütün gün oynamak için onların okuldan dönmesini bekleyen Ayten, arkadaşlarının bahçelerine gittiğinde” Oynayamayız biz, öğretmen çok ders verdi” diye geri çevrilince, içi ezile ezile eve, onu bekleyen işlerin başına dönüyordu. Oysaki ağabeyleri okula gitmeyi hiç istememelerine rağmen, önlükler, defterler, yakalar alınmış, büyük bir adam olur diye hevesle okula gönderilmişlerdi. Ama hiç biri de okumamıştı. Okuladn kaçıp, bahçelerde içki içmişlerdi. Hele küçük ağabeyi, okul zilini duyduktan sonra, yataktan söylene söylene kalkıp gidiyordu. Onları giydirirken hep gözlerinden yaşlar boşanmış, bir Allah’ın kulu da “ Şu kızı neden okula göndermiyor sunuz?” diye sormamıştı. Teneffüs saatlerini bilir, o arada işini bırakır, okul bahçesinin parmaklıklarının arasından oynayan arkadaşlarını içi giderek seyrederdi. Ah bir bilselerdi, kalem ,defter kokusunu nasıl sevdiğini, kelimeleri okumayı öğrenmek için ne kadar heveslendiğini, yine de bırakırlar mıydı evde onu?
Bir gün köyde dikiş kursu açılmıştı, okullar tatil olduğu için, ilkokulu bitiren kızlar dikiş öğrenmeye gittiler. Ayten’i de çağırdılar, gel, bir iki şey öğrenirsin dediler, büyük bir hevesle gitti Ayten. Ancak öğretmenleri Ayten’in okuma yazma bildiğini varsayarak sayılarla ilgili bir şey sordu. Kıpkırmızı olan Ayten, ağlayarak kursu terk etti. “Ben kör gibiyim, ne okuyorum, ne yazıyorum, okula göndermediler, ömür boyu boynum bükük kalacak” dedi...
Ayten ikinci ekmeği yoğururken,
- Ya Sabır Allahım, kurtar beni buralardan
Dedi. Çingene de gelse sırf burdan gitmek için kabul edeceğim.
Ayten kapı önlerini yıkarken, köyün bir iki kızı salınarak geldiler yanına.
“Hamarat kız, kolay gelsin” dediler şımarık şımarık,
- Sen hep iş yap bakalım böyle bütün gün, biz şöyle bir turlayıp geleceğiz.
Kızlardan diğeri de:
- Benim de samanlıkta bir işim var
Dedi manalı manalı gülümseyerek.
- İyi de ne yapacaksın Samanlıkta, daha sabah temizlemiştin ya ...
- Hahaha kızım anlamadı bu, çok saf ya
Dedi öbür arkadaşı kolundan çekerek, kalçalarını sallaya sallaya uzaklaştılar. Arkalarından baka kaldı Ayten.
Cuma günü akşamüstü annesinin kara çarfını dalların arasından gördü.
Annesi avluya yaklaşınca seslendi
-Ayteeen, ben geldim.
- Hoşgeldin ana
dedi Ayten.
- Bir soluklanayım da sana bir şeyler anlatacağım.
- Ne oldu hayırdır ana?
- Dün Gülengül teyzelere İstanbul’dan bir misafir gelmiş. Ben görmedim ama yolda rastladım bir komşu söyledi.
- Sen gördün mü?
- Hee geldi, evet gördüm tabii. Ne oldu ?
- Kızım saf saf konuşma Ali’yi görmedin mi, arabanın içinde?
- Ali kim ana?
- Gelengül teyzenin İstanbul’dan gelen misafiri işte. Sen çamaşır asıyormuşsun adam sana vurulmuş. O ne kadar hanım bir kız başını kaldırıp bakmadı bile, ne kadar hanım bir kız demiş. İstanbul da dolmuşu varmış, şoförmüş. İsterse alır giderim İstanbul’a onu demiş.
Ayten’in elindeki tencere yere düşüyordu, zor yakaladı. Gözleri parladı, yüreği buruldu, buruldu, nefes alamadı bir ara. Anasından da utanırdı cevap vermeye.
- Ne bileyim ana, siz uygun görürseniz..
Dedi sadece.
- Bir araştırsın bakalım ağabeylerin, onlar ne der. Babana sorarız, sonra tekrar etraflıca konuşuruz.
Ayten içeri gitti, aynaya baktı. Beyaz teninde iki kırmızı elma gibi parlıyordu yanakları. Beyaz gelinliğini hayal etti. Saçlarının uçlarıyla oynayıp, sağa sola döndü, gülümsedi. Demek kurtulma vakti gelmişti buralardan. Şehir kadını olacaktı. Köyün kızları çatlasın bakalım, okuma yazma bilmeyen Ayten İstanbul’a gidiyor, ne haberrrr...
Ayrı evim olacak, tertemiz bir evim. Her gün temizleyeceğim, görenler bayılacaklar..
Haftanın bitmesine yakın , Ayten her gün ayrı bir hayal kurdu. Hafta sonunda Gelengül teyzelerle birlikte Ali de geldi. Ali avluda görününce, perdenin arkasına gizlenip oradan inceledi Ayten onu. Uzun boylu, kara bıyıklı, yakışıklı, tıpkı filmlerdeki artistlere benziyordu.” Aradağımı buldum artık” diyerek, titreyen elleriyle kahveleri dağıttı. Ali’’nin kahvesini verirken, onun gözlerini üstünde hissettikçe yanaklarına ateş bastı.
İşte, evlenmeden önceki tek aşk hikayesi buydu Ayten’in. Bir erkekle anlamlı bir şekilde göz göze gelmişti artık. Daha önce hiç bir erkeğin gözlerinin içine bakmamıştı Ayten...
Misafirler gittikten sonra, annesi yanına çağırdı Ayteni.
- Kızım gel otur hele, bak ne diyeceğim. Bu adam daha önceden evlenmiş. İki tane de oğlu varmış. Olmaz bu iş. Ben seni dul adama vermem.
Ama, ana diyecek oldu Ayten. “Olmaz “ dedi anası. “Üvey analık mı yapacaksın çocuklara?, üstelik ne kadar bakarsan bak, adın üvey ana olacak. Hepsi bu.
Köyde bu kadar bekar erkek varken buna mı varacan?”
Ayten Ali’nin hiç bir kusurunu görmüyordu. Aşk ateşi yüreğine düşmüşken, başka hiç bir şey öğrenmek niyetinde değildi. O gece, güneş doğana kadar düşündü. Gelengül teyze cevap bekliyordu. Ayten kararını vermişti.
- Benim kararım kesin ana, ben bu adamla evleneceğim.
Annesi kızılca kıyamet kopardı, ağladı, sızladı, yırttı kendini. Ama Ayten ilk defa istediğini yaptırtmıştı.
- Varsın çocukları olsun, ne olacak, bakarım onlara gözüm gibi, sanki burda yengemlerin çocuklarına bakmıyor muyum?...
Ayten için yüklü bir başlık parası alındı. Tek bir kuruşunu Ayten’e vermeden aralarında paylaştılar ağabeyleri.
Gelinlik çok yakıştı Aytene. Komşuları Hamdiye Teyze, oğlunu değilde, İstanbul’lu adamı seçtiği için çok kırgındı Ayten’e. Düğününe gitmedi bile. Oğlu Seyfi, Ayten İstanbul’a giderken arkasından bağırdı.
- Ömür boyu mutsuz olursun inşallah, İstanbullu senin gözünü boyadı , git bakalım, git. Sen beni yaktın , Allahta seni yaksın” dedi.
Ayten hariç herkes şaşırdı bu laflara. Ayten, yüreği mutluluktan çarparken bu lafların farkında bile değildi.
- Gidelim, bir an önce gidelim burdan
Dedi Ali’ye.
Ali İstanbul’da, bahçe içinde iki katlı bir evin üst kat dairesini kiraladı.
“Buraya çiçekler ekerim, çocuklarım olunca, şu ağaca salıncak kurarım” diye hayal kurmaya başladı hemen Ayten.
Düğün gecesinin ertesi günü, İstanbul’daki ilk günlerinde, işe çıktı Ali. Ayten temizlik yapmam lazım diyerek işe girişti, balkonu yıkarken gözleri bahçede oturan komşulara takıldı. “Gelsene” diye çağırdı komşular onu, Ayten utangaç bir şekilde gülümsedi ve içeriye girdi. Dış kapının kolunu çevirdi ama kapı açılmadı. Tekrar denedi. Yok, açılmıyordu bir türlü. “Allah, Allah, bozuk herhalde” dedi. Bir an önce yeni komşularıyla tanışmak istiyordu.” Ne yapsam acaba ?” diye düşünürken, köydeki alışkanlığı geldi aklına. Kapı olmazsa, balkondan inerdi avluya. Balkona gitti, yüksek sayılmazdı. Bir ağaç dalı balkonun içine geliyordu zaten. Ağaca çıktı ve beş adımda bahçeye indi. Komşular gülerek baktılar ona, “ilahi kız” dediler, “evin kapısı yok mu senin? “
“Var ama bozulmuş herhalde, açamadım” dedi. Komşular bu laf üzerine birbiriyle bakıştılar. Ayten’e çay ikram ettiler, sağdan soldan lafladılar. Ayten işini yarım bırakmıştı, bunun farkındaydı ama bu yeni komşularından ayrılmak da istemiyordu, neredeyse akşam olmuştu, köyde bile bu kadar sohbet ettiği çok enderdi. İçi içine sığmıyordu, yeni bir ev ve yeni komşular buldu diye.
Karşı apartmandan müzik sesi geliyordu. Balkona, elinde sigarasıyla, üstünde incecik askılı elbisesiyle, simsiyah saçlı havalı bir kadın çıktı. Kahkaha atarak, yüksek sesle konuşuyordu, hepsi birden gözlerini o balkona doğru çevirdiler. Sonra Ayten’e dönüp; Karşı bina yapılırken burayı da istedi müteahhitler ama toprak sahibi vermek istemedi. O kadın Sevil hanım, şu anda kendinden epey küçük bir adamla evli. Bu ikinci kocası, birincisinden boşandı. Hep böyle açık saçık giyinip, balkonda oturur...
Ayten de gülümseyerek yukarı doğru baktı, güzel kadın doğrusu diye geçirdi içinden.
Akşamüstü kocasının arabasını gördü, gözlerinin içi güldü. Kısa kollu, puantiyeli elbisesini şöyle bir düzelterek “ Ben artık kalkayım” dedi.
Kocasının yanına gülerek gitti.
Ali: “Sen nasıl indin bahçeye?
Dedi.
- Sen kapıyı yanlışlıkla kilitlemişsin, ben de balkondan indim
Dedi gülümseyerek... Durdu Ali bir nefes aldı.
Suratına” şrakkk” diye inen tokatla, işlediği yatak örtüleri, pişirdiği yemek, puantiyeli elbisesi, ilk defa sürdüğü sürme, çamaşır suyuyla sildiği taşlar, akşam giyeceği naylon gecelik uçuşup durdu gözlerinin önünde. Her şey etrafa dağılıyor, birbirine karışıyordu. Dengesini sağlamaya çalıştı, yere düşüyordu nerdeyse. Şimdi yüzü Ali’yi ilk gördüğü günkünden daha da kırmızıydı.
- Demek balkondan aşağıya, bu yarı çıplak halinle sallanarak indin,? karşıda işçiler seni izlemiştir bir güzel .Hiç kafan çalışmıyor mu senin? Bu adam kapıyı neden kitledi diye düşünmedin mi? Ama sen bana inat, balkondan çıkmışsın üstelik...
- ??
- Neden kızmıştı Ali ona, neden kilitlemişti ki kapıyı?
- Bir daha böyle kolları çıplak elbiseler giyme, yakarım bu kollarını
Deyip, elbiseyi carrt diye yırtıverdi.
Bu elbiseyi evlendiği ilk gün giymek için dikmişti. Şimdi odanın ortasında parçalanmış bir şekilde duruyordu.
SEVİL HANIM
Ayfer temizliği bitirmiş, çamaşırları yerine koymuş, Sevil Hanım’ın gelmesini bekliyordu. Bugün yaptıklarını anlamasın diye her yeri defalarca kontrol etmişti. Sanki duvarlar konuşacak ve herşeyi anlatacaklar diye öyle korkuyordu ki...
Sevil hanım kendine bir bardak viski koydu. Üzerine ince bir şeyler giydi, Sigarasını da aldı,rahatça uzandı koltuğa.
Sevil Hanım Ayfer’in parasını verdi. Ayfer, göz göze gelmeden parayı alıp, evine gitti. Eşi telefon etti.
- Sevil’ciğim bu akşam toplantım var, Antalya’ya uçuyorum, toplantı sabah erkenden olduğu için akşamdan gitmeyi tercih ettim. Yarın akşam görüşürüz.
- Peki Tuğrul, sana iyi işler dilerim.
Diyerek telefonu kapadı Sevil hanım.
(Toplantıymış, ben bilmiyorum sanki senin toplantılarını. Sarışın, yirmilik sekreterinle yine toplantı yapacaksınız desene. Pis herif, yetti artık be, göz yumduk, yumduk, sanki bana erkek yok.)
Diyerek bir tekmeyle viski bardağını yere devirdi.
Telefona uzandı.
- Cem ne haber, nasılsın ? Müsaitsen akşam gelsene bana. Yer, içer, laflarız, canım sıkkın biraz.
Sevil, Ayfer’i aradı, dışarıdan bazı siparişler verdi. Güzel bir sofra hazırladı. En güzel elbiselerinden birini giydi. Mumları yakarken bir yandan da (iş toplantısıymış he..hadi bakalım.kim iş toplantısında? Sen mi, ben mi?)
Ayfer o akşam çöpleri toplamaya geldiğinde Sevil Hanımın kapısını dinledi. Ona gelen yakışıklı adamı görmüştü. Bir kaç kere daha gelmişti o adam. Kimbilir neler yapıyorlardı içeride, kalbi gümbür gümbür atmaya başladı yine.
Sanki yakışıklı adam Sevil Hanımla değil Ayfer’l sevişiyordu. Sevil Hanımın o şuh inlemelerini duydu yine, eli ayağı titredi, yanakları kıpkırmızı oldu.
Ahh..., neler yaptıklarını izleyebilseydi, ne kadar güzel olurdu...
O gece hiç uyuyamadı Ayfer. Aklı yukarıda olanlardaydı...
Sabah Sevil Hanım ve Ayfer, karşı bahçeli evden gelen çığlıklarla uyandılar
- Ne oldu Ayfer, bu sesler ne?
dedi balkona geceliğiyle fırlayan Sevil Hanım
- Yandaki eve bir gelin geldiğdi ya bir kaç gün önce , hani bahçede çamaşır asıyordu, japone kollu puanlı elbisesi vardı. O kız canına kıymış.
- Vah vah, yazık gencecik kıza, Neden intihar etti acaba kız?..
Bütün gün intihar eden Ayten’in haberleriyle çalkalandı sokak. Ayfer çok etkilendi bu olaydan. Akşam olup kocası Mehmet Efendi geldiğinde
- Ayfer suyu ısıt, hazırlan, ben yatağa geliyorum
Dedi,
Ayfer; “ Suyu ısıtmayacağım, bundan böyle sen istediğinde de bu yatağa girmeyeceğim
Dedi.
28 Şubat 2011 Pazartesi
KARİYER Mİ DEDİNİZ? AMAN BUNLARA DİKKAT!
KARİYER YAPMAK İSTİYORSANIZ BUNLARI YAPMAYIN
İllaki, ben ofis ortamında bi yerlere geleceğim, müdür olacağım, saygın bir yer edineceğim, yüksek maaşla çalışmak istiyorum diyorsanız buyrun size küçük tüyolar.... Bunlar her ne kadar komik gözükse de yeri geldiğinde konumunuzu değiştirmenizde çok önemli rolleri var.
Eğitim, bilgisi, tecrübesi, bildiği yabancı dilleri sizinle tıpa tıp aynı olan on kişi arasından birisini seçip müdür yapmaları gerektiğinde; bazen çok önemli ufacık detaylar sizi bir adım ileri ya da geri getirebilir. Ufak, komik ama yeri geldiğinde dikkate alınan noktalardır....
1. Ofis ortasında burnunuzu karıştırmayın, düşen çorabınızı, yukarı çıkan sütyenininizi yerleştirmeye kalkmayın.
2. Ojesiz ve kirli tırnaklarla ofise gelmeyin
3. Ofisten biriyle aşk yaşamayın Her ne kadar heyecanlı olsa da.
4. 3.maddeyi gerçekleştirdiniz diyelim; sakın ola ki bu kişiyle ; arka bahçede, depoda, arşivde , toplantı odasında; öpüşüp, sevişmeye kalkmayın. Kimse görmez demeyin. Yerin gözü vardır.
5. Ofis ortasında asla ve asla, zırıl zırıl ağlamayın. (PMS döneminde olduğunuzu herkesin bilmesine gerek yok. )
6. Ofise minübüs, otobüs , tren ile gelmeyin. Kendinize bir araba edinin. (Bu şart değil ama daha şık duruyor.)
7. Ağzınızın soğan, sarımsak, sigara vs. kokmasina izin vermeyin
8. Başınızı kaşıdıktan sonra tırnak diplerinize kepek kalmış mı diye kontrol etmeyin. Bunları ince uçlu kalemle çıkarmaya çalışmayın.
9. Tırnak yemeyin.
10. Sık sık sigara molasına çıkmayın
11. İş arkadaşlarınızla yemeğe gittiğinizde; içip içip dağıtmayın, eski sevgilinizden bahsedip, ağlamayın. Gece masadan en son kalkan siz olmayın. Ofis arkadaşlarınıza el kol hareketleriyle birşeyler anlatmayın.
12. “Yok be, hadi ya, abiii, oha” gibi kelimeleri kullanmayın. Onları daha güzelleriyle değiştirin.
13. Erkek arkadaşınızı, kocanızı şirketin kapısının önüne kadar getirmeyin, hele yemek salonuna getirip asla yemek ısmarlamayın .Ne kadar ezik duracaktır yemek kuyruğunda tabldot tepsisini tutarken.
14. Stajyerlerle, güvenlik görevlileriyle, çaycıyla gereğinden fazla samimi olmayın.
15. Bilgisayarınızda gereksiz sitelere girmeyin. Türkçe pop dinleyip, sesini herkesin duyacağı kadar asla açmayın.
16. Çevre bölgelerden kız arkadaş getirmeyin. Diyelim ki geldi en fazla beş dakikayı geçmesin bu ziyaret.
17. Saç baş dağınık, kaçık çorapla asla işe gelmeyin.
18. Karnınız ağrıdığında iki büklüm masanın üstüne kıvrılıp, çalışmakta inat etmeyin. İzin alın ve çıkın
19. “Bizim zamanımızda bu böyle miydi. Şimdikilere bak, ohoooo” demeyin
20. Sık sık şikayet etmeyin.
21. Serçe parmağınızı kulağınıza yerleştirip zıngır sıngır sallayıp, “ay çok tatlı kaşındı yeaaahh” demeyin.
22. Sürekli hasta olmayın
23. Geliş gidiş saatlerinize dikkat edin. Sürekli geç kalmayın.
24. Sabahleyin bişeyler yeme işini abartıp, masanızı açık büfe salonuna dönüştürmeyin
25. Aşırı yüksek volümle kahkaha atmayın
26. Annenizi, teyzenizi, köydeki akrabanızı telefonla sürekli aramayın
27. Özel konuşmalarınızı herkesin duymasına müsaade etmeyin
28. Ofisteki kadınların giydiklerine” ayyyyy çok güzel nerden aldın? Kaça aldın? Ben de bunu pazardan aldım 10 liraya” demeyin. Gereksiz detaylara girmeyin
29. İş dışında arkadaşlarınızın odasına gidip kabul gününe döndürmeyin
30. Her gün yeni bir şeyler giymek zorunda değilsiniz, Bir kaç kat sade ama şık kıyafetiniz olsun yeter. Bunları abartısız şekilde kombine edip giyebilirsiniz. Yeter ki temiz ve ütülü olsun.
24 Şubat 2011 Perşembe
BANA NASIL ÖPÜŞTÜĞÜNÜ SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM.
“Adamı öpüşmesinden tanırım” diyenlerden misiniz? . Erkeğin öpüşmesi ruhunu yansıtır mı dersiniz, az da olsa ipucu verir mi ? Duygusal mı, aceleci mi, aşk öpüşmesi mi, meşk öpüşmesi mi anlar mısınız ? Bence anlarsınız anlarsınız..
.
1- DUDAK ISIRANLAR; Bunlar ilk öpüşmede dudağın genelde alt kısmına dişlerini geçirirler, Öpmeden ısırmaya kalkarlar, hele ki kaplama dişleri varsa önde, ne kadar ısırdığını ayarlayamaz sizi ciyak ciyak bagırtabilirler. Beklersiniz ki dudakları dudaklarınıza değsin romantik birşeyler olsun, ama yok, adam birazdan sizi yiyecek gibi,kendini durduramıyor. Yuh!
Nasıl Biri; Çok duygusal biri değil, daha çok işin eylem kısmında. Biraz da “ben farklıyım, klasik dokunuşları sevmem, ona göre kızım” mesajını vermeye çalışır. Bu adamla biraz daha ilerisini siz tahmin edin. Atla mı bir erkekle mi seviştiğiniz konusunda şüpheye düşebilirsiniz.
2- DİLLE ÖPÜŞENLER; Buna marjinal söyleyişle “French kiss” denir. Bu adamlar sizinle ilk başbaşa kaldıkları yerde yüzünü yüzünüze yaklaştırırlar. İki eliyle yüzünüzü tutarlar evet geliyor işte bakalım nasıl öpüşecek derken , adam ağzınızı aralar ve bukelamun gibi dilini ağzınızın içine daldırır ve bademciklerinizin üstündeki bütün organizmaları dağıtır. “Ohh! temizle yavrum temizle!” orda ne kadar bakteri varsa sil süpür” dersiniz, hatta bir ara ; "öpüşüyor muyum yoksa boğazımdan kültür mü alınıyor" diye kendinize sorarsınız. Beklersiniz ki adam bir dudak versin, dudaklarınıza değsin! hayır, hayır,, orda sondaj çalışmaları uzun süreceğe benzer, Kopartın o dili ,kuvvetlice ısırın, aklı başına gelsin.
Nasıl Biri;; Bu adam kesinlikle romantizmden uzak, şehvet dolu , seks bağımlısı, ibidosu yüksek biridir. “Bak bu sadece bir öpüşme, neler yapacağımı tahmin etmeni istiyorum” mesajını vermeye çalışır. Bütün kadınların nedense böyle mutlu olduğuna dair bir inanınışı vardır. Fazla bulaşmayın derim. Ya da bulaşın ,belki iyi sevişen biridir.(!)
3- DUDAK EMİCİLER; Bu adamlar önce elinizi tutarlar, gözlerinize yakın kadrajdan bakarlar. Gözlerini baygın baygın kapatıp alt dudağa odaklanırlar. Hele dudaklarınız biraz dolgunsa sizi birazdan yutacaklar sanırsınız. Emer de emerler, sanki emzik emiyor adam. Öyle kalırlar orada, mmmh mmmh diye beş dakika aynı pozisyonda kendinden geçerler.. Eeeee, hani atraksiyon falan olmayacak mı diye düşünürken, adam gözlerini kapamış emmeye devam ediyor. Kimbilir ne rüyalara daldı diye düşünürsünüz. Hatta siz yanından kalksanız bile adam ağzını eziştire büzüştüre devam edecektir
Nasıl biri; Bu adamlar hayal aleminde yaşarlar, Muhtemelen tek bildikleri bir dergiden okuyup” kadınları tahrik etmek için böyle iki dudağınız arasına alacaksınız alt dudağını yarım saat öyle vik vik emeceksiniz” diye bir yazı okumuş erkeklerdir. Her flört ettiği kıza bunu uygulamış ve kızlar tarafından terk edilince de" yok abi, bu kadınların hepsi frijit" diye söylenir dururlar. ,Ne mi yapmalı? çantanızı sessizce kolunuza takın ve bir taksiye atlayıp kaçın.
4- DUDAK YALAYICILAR; Bu adamlar tıpkı süt içen kediler gibi dilini dudaklarınızın üstünde sağlı sollu, yukarı aşağı yalar dururlar. Siz ağzınız açık beklersiniz. Yalaması bitsin de dudakları dudaklarıma kenetlensin diye. Adamın durmaya niyeti yok, napmaya çalışıyor diye beklersiniz. Bir süre sonra artık dili haşat olmuş olacak ve kokular çıkmaya başlayacaktır. "Böğggghhhkkk" dediniz değil mi?
Nasıl Biri; Sıkıcı, zeki sayılmayan, yaratıcı olmayan , hayvanlar alemindeki davranışları fazlaca izlemiş ve bunu insanlar üzerinde tatbik etmeye çalışan bir adamla berabersiniz. Arada bir dilini fırçalamasını kötü koktuğunu söyleyin Arada bir de olsa; dilini değil dudaklarını kullanmasını rica edin. Bir şans daha verin, ikincisinde de aynısını yapıyorsa “acil eve gitmem lazım” deyip yanından ayrılın, en yakın tuvalete gidip gargara yapın.
5- AĞZINIZIN İÇİNE NEFESİNİ ÜFLEYENLER; Bu adamlar dudaklardan başlarlar öpüşmeye, tamam buraya kadar her şey güzel, Ancak akabinde bir fare tarafından yenmeye hazırlandığınızı düşündürebilir size. Fareler sizi ısırıp ısırıp ,ardından üflerler ki acıyı hissetmeyesiniz.
Adamın nefesi sizinkine karışır, boğulacak gibi olursunuz. “ N"oluyor yarabbim, yüksek hava akımına mı maruz kaldım “ dersiniz, Bir de nefesinde soğan, sarımsak,çürük diş kokusu , sigara ya da daha iğrenç kokular varsa “ dur be adam , bırak fantaziyi ,elimi tut yeter" dersiniz. Öpüşmeyi bildin de üfleme kısmı kusur kalsın diye tersleyin, yoksa çok başarılı bir iş yaptığını düşünecek. Siz yandınız , başkaları yanmasın ..
Nasıl Biri; Hayatında bazı kadınlar olmuş onlar her yaptığı davranışa * Ayy Mehmet, çok güzel fantazilerin var canım, ne kadar değişik öpüşüyorsun gak guk “ deyip bu adamın kendisini don juan gibi hissetmesine sebep olmuşlardır. Ama siz o kızlardan değilsiniz sanırım. Bu adama haddini bildirin. Bir fareyle mi bir erkekle mi öpüşmek istediğinizi açıklayın.
6- MİNİK MİNİK BUSE KONDURANLAR; Bu adamlar önce burnunuza ,sonra yanağınıza öpücükler kondurup , yavaş yavaş hedefe ulaşmaya çalışırlar.” Oh my God!” yaklaşık yarım saattir çocukların öpmesi gibi öper bırakır ,öper bırakır. “Dal be adam, dal” demek istersin, adam dalmaz.
Nasıl biri; Bu adamın kesin küçük(!) bir sorunu var ve bunu kamufle etmek için size duygusal, sempatik ergen çocuk rolünü oynuyur. Sakın kanmayan. Ömür boyu böyle küçük (!) öpücüklerle vakit geçiremezsiniz. İlkokulda mıyız? annenizi mi öpüyorsunuz? n”oluyor sunuz yani değil mi? Bırakın bunları mik mik le vakit geçmez.
7- HEPSİNİ BİR ARADA BECEREBİLENLER; Heehh geldik işte başarılı erkeklere, bunlar ne zaman ısıracağını, ne zaman üfleyeceğini ne zaman emeceğini bilen erkeklerdir. Zamanlamaları, uyumları, ahenkleri son derece başarılıdır. Dans eder gibi öpüşürler. Kah ısırırlar, kah dilini sokarlar, kah üflerler ama ölçüsünde. Elleri de boş durmaz bunların. Belinizi tutarlar, boynunuzu tutarlar, saçlarınızı tutarlar. Yoruma gerek yok, asla sizi kötü kokan bir nefesle öpmek istemezler, sabahlayin sizden önce uyanıp dişini fırçalar, kahve içer ve sonra size öperler. İşte bu erkeklerin ayaklarını yıkayıp suyunu da için
(of ya şimdi sabah sabah sevgilimi de özledim, yazmayacağım böyle şeyleri bir daha )
“Adamı öpüşmesinden tanırım” diyenlerden misiniz? . Erkeğin öpüşmesi ruhunu yansıtır mı dersiniz, az da olsa ipucu verir mi ? Duygusal mı, aceleci mi, aşk öpüşmesi mi, meşk öpüşmesi mi anlar mısınız ? Bence anlarsınız anlarsınız..
.
1- DUDAK ISIRANLAR; Bunlar ilk öpüşmede dudağın genelde alt kısmına dişlerini geçirirler, Öpmeden ısırmaya kalkarlar, hele ki kaplama dişleri varsa önde, ne kadar ısırdığını ayarlayamaz sizi ciyak ciyak bagırtabilirler. Beklersiniz ki dudakları dudaklarınıza değsin romantik birşeyler olsun, ama yok, adam birazdan sizi yiyecek gibi,kendini durduramıyor. Yuh!
Nasıl Biri; Çok duygusal biri değil, daha çok işin eylem kısmında. Biraz da “ben farklıyım, klasik dokunuşları sevmem, ona göre kızım” mesajını vermeye çalışır. Bu adamla biraz daha ilerisini siz tahmin edin. Atla mı bir erkekle mi seviştiğiniz konusunda şüpheye düşebilirsiniz.
2- DİLLE ÖPÜŞENLER; Buna marjinal söyleyişle “French kiss” denir. Bu adamlar sizinle ilk başbaşa kaldıkları yerde yüzünü yüzünüze yaklaştırırlar. İki eliyle yüzünüzü tutarlar evet geliyor işte bakalım nasıl öpüşecek derken , adam ağzınızı aralar ve bukelamun gibi dilini ağzınızın içine daldırır ve bademciklerinizin üstündeki bütün organizmaları dağıtır. “Ohh! temizle yavrum temizle!” orda ne kadar bakteri varsa sil süpür” dersiniz, hatta bir ara ; "öpüşüyor muyum yoksa boğazımdan kültür mü alınıyor" diye kendinize sorarsınız. Beklersiniz ki adam bir dudak versin, dudaklarınıza değsin! hayır, hayır,, orda sondaj çalışmaları uzun süreceğe benzer, Kopartın o dili ,kuvvetlice ısırın, aklı başına gelsin.
Nasıl Biri;; Bu adam kesinlikle romantizmden uzak, şehvet dolu , seks bağımlısı, ibidosu yüksek biridir. “Bak bu sadece bir öpüşme, neler yapacağımı tahmin etmeni istiyorum” mesajını vermeye çalışır. Bütün kadınların nedense böyle mutlu olduğuna dair bir inanınışı vardır. Fazla bulaşmayın derim. Ya da bulaşın ,belki iyi sevişen biridir.(!)
3- DUDAK EMİCİLER; Bu adamlar önce elinizi tutarlar, gözlerinize yakın kadrajdan bakarlar. Gözlerini baygın baygın kapatıp alt dudağa odaklanırlar. Hele dudaklarınız biraz dolgunsa sizi birazdan yutacaklar sanırsınız. Emer de emerler, sanki emzik emiyor adam. Öyle kalırlar orada, mmmh mmmh diye beş dakika aynı pozisyonda kendinden geçerler.. Eeeee, hani atraksiyon falan olmayacak mı diye düşünürken, adam gözlerini kapamış emmeye devam ediyor. Kimbilir ne rüyalara daldı diye düşünürsünüz. Hatta siz yanından kalksanız bile adam ağzını eziştire büzüştüre devam edecektir
Nasıl biri; Bu adamlar hayal aleminde yaşarlar, Muhtemelen tek bildikleri bir dergiden okuyup” kadınları tahrik etmek için böyle iki dudağınız arasına alacaksınız alt dudağını yarım saat öyle vik vik emeceksiniz” diye bir yazı okumuş erkeklerdir. Her flört ettiği kıza bunu uygulamış ve kızlar tarafından terk edilince de" yok abi, bu kadınların hepsi frijit" diye söylenir dururlar. ,Ne mi yapmalı? çantanızı sessizce kolunuza takın ve bir taksiye atlayıp kaçın.
4- DUDAK YALAYICILAR; Bu adamlar tıpkı süt içen kediler gibi dilini dudaklarınızın üstünde sağlı sollu, yukarı aşağı yalar dururlar. Siz ağzınız açık beklersiniz. Yalaması bitsin de dudakları dudaklarıma kenetlensin diye. Adamın durmaya niyeti yok, napmaya çalışıyor diye beklersiniz. Bir süre sonra artık dili haşat olmuş olacak ve kokular çıkmaya başlayacaktır. "Böğggghhhkkk" dediniz değil mi?
Nasıl Biri; Sıkıcı, zeki sayılmayan, yaratıcı olmayan , hayvanlar alemindeki davranışları fazlaca izlemiş ve bunu insanlar üzerinde tatbik etmeye çalışan bir adamla berabersiniz. Arada bir dilini fırçalamasını kötü koktuğunu söyleyin Arada bir de olsa; dilini değil dudaklarını kullanmasını rica edin. Bir şans daha verin, ikincisinde de aynısını yapıyorsa “acil eve gitmem lazım” deyip yanından ayrılın, en yakın tuvalete gidip gargara yapın.
5- AĞZINIZIN İÇİNE NEFESİNİ ÜFLEYENLER; Bu adamlar dudaklardan başlarlar öpüşmeye, tamam buraya kadar her şey güzel, Ancak akabinde bir fare tarafından yenmeye hazırlandığınızı düşündürebilir size. Fareler sizi ısırıp ısırıp ,ardından üflerler ki acıyı hissetmeyesiniz.
Adamın nefesi sizinkine karışır, boğulacak gibi olursunuz. “ N"oluyor yarabbim, yüksek hava akımına mı maruz kaldım “ dersiniz, Bir de nefesinde soğan, sarımsak,çürük diş kokusu , sigara ya da daha iğrenç kokular varsa “ dur be adam , bırak fantaziyi ,elimi tut yeter" dersiniz. Öpüşmeyi bildin de üfleme kısmı kusur kalsın diye tersleyin, yoksa çok başarılı bir iş yaptığını düşünecek. Siz yandınız , başkaları yanmasın ..
Nasıl Biri; Hayatında bazı kadınlar olmuş onlar her yaptığı davranışa * Ayy Mehmet, çok güzel fantazilerin var canım, ne kadar değişik öpüşüyorsun gak guk “ deyip bu adamın kendisini don juan gibi hissetmesine sebep olmuşlardır. Ama siz o kızlardan değilsiniz sanırım. Bu adama haddini bildirin. Bir fareyle mi bir erkekle mi öpüşmek istediğinizi açıklayın.
6- MİNİK MİNİK BUSE KONDURANLAR; Bu adamlar önce burnunuza ,sonra yanağınıza öpücükler kondurup , yavaş yavaş hedefe ulaşmaya çalışırlar.” Oh my God!” yaklaşık yarım saattir çocukların öpmesi gibi öper bırakır ,öper bırakır. “Dal be adam, dal” demek istersin, adam dalmaz.
Nasıl biri; Bu adamın kesin küçük(!) bir sorunu var ve bunu kamufle etmek için size duygusal, sempatik ergen çocuk rolünü oynuyur. Sakın kanmayan. Ömür boyu böyle küçük (!) öpücüklerle vakit geçiremezsiniz. İlkokulda mıyız? annenizi mi öpüyorsunuz? n”oluyor sunuz yani değil mi? Bırakın bunları mik mik le vakit geçmez.
7- HEPSİNİ BİR ARADA BECEREBİLENLER; Heehh geldik işte başarılı erkeklere, bunlar ne zaman ısıracağını, ne zaman üfleyeceğini ne zaman emeceğini bilen erkeklerdir. Zamanlamaları, uyumları, ahenkleri son derece başarılıdır. Dans eder gibi öpüşürler. Kah ısırırlar, kah dilini sokarlar, kah üflerler ama ölçüsünde. Elleri de boş durmaz bunların. Belinizi tutarlar, boynunuzu tutarlar, saçlarınızı tutarlar. Yoruma gerek yok, asla sizi kötü kokan bir nefesle öpmek istemezler, sabahlayin sizden önce uyanıp dişini fırçalar, kahve içer ve sonra size öperler. İşte bu erkeklerin ayaklarını yıkayıp suyunu da için
(of ya şimdi sabah sabah sevgilimi de özledim, yazmayacağım böyle şeyleri bir daha )
9 Şubat 2011 Çarşamba
SOSYAL MEDYAYI KULLANMA KILAVUZU
BÖLÜM II.
1) FRİEND FEED;
Girmeden önce yapmanız gereken gerçek kimliğinizle mi, yoksa takma bir isimle mi katılacağınız. Gerçek isminizi kullanacaksanız bazı şeyleri baştan düşünmeniz gerekiyor. Yazarken, sizi tanıyan pek çok kişinin gözünde pot kırmak istemiyorsanız ,yazdıklarınıza dikkat etmek zorundasınız, Ama yok kimsenin gözünde nasıl gözüktüğüm benim için önemli değil , çekinecek birşeyim yok diyorsanız , buyrun meydan sizin. Gönlünüzden geçeni yazın. Abone sayısını artırmak istiyorsanız küçük bir öneri; her aklınıza geleni yazmayın, Tansiyonum düştü, merdivenden düştüm, karnım ağrıyor, kıçım ağrıyor, trafikte kaldım vs..Bunlar sizi entelektüel dünyadan alır götürür. Çok fazla gözönünde olursanız yüzünüz eskir. İnsanlar sizi daha az merak etmeye başlar. Bu da popüleritenizi düşürür.
Mümkünse gizlenin. Ne kadar gizlenirseniz o kadar peşinizden gelen olur. Bu her ortam için geçerli değil mi zaten. İnsanlar görünmeyene bilinmeyene ilgi duyarlar.
Eğer gizlenen biriyseniz: hayatınızın her yönüyle anlatın. (dün gece seviştim, sevgilimden ayrıldım, kocamı bir kadınla bastım, fışkırtmalı orgazm oldum, sevgilim üstüme işedi, beni kamçıladı, üstüne bal kaymak döküp yaladım, bir gecede 10 posta ...gibi) Ama eğer adınız sanınız belliyse bu belki sizin için riskli olur. Belki de olmaz sizin insanları ve hayatı ne kadar umursadığınıza bağlı.
Çok fazla like vermeyin. Verdiğiniz takdirde; kesin abone toplamak için yapıyor gibi düşünebilirler.
Size like vermeleri için kimseyi zorlamayın, bazen feed yayınlanır yayınlanmaz hep aynı kişiler like veriyor. Bunun aynı zamanda aynı ortamda bulunmaları lazım. Aksi takdirde zeki insanların dikkatini çeker ve size antipati duymalarına neden olur. Bunun sonu abonelikten çıkmaya, bloklamaya , hatta arkasından dedikodu yapmaya kadar varabilir.
Gösterin ama vermeyin...
Küfürde ve argoda aşırıya gitmeyin. Herşey yerinde ve zamanında güzeldir.
Her gittiğiniz yeri bildirmeyin. I”m at Starbucks” gibi (.Herkes buralara gidiyor inanın Starbucks “da olmak bir ayrıcalık değildir. )
Gittiğiniz sıradan tatilleri ballandıra ballandıra anlatmayın. Eğer çok sanatsal fotoğraflar çektiyseniz hariç tabii. Yoksa herhangi bir sahilde çekilmiş seksi bir fotoğrafınız size “ay çok şekermişsin” gibi iltifatlardan başka birşey getirmeyecektir.
Çok emin olmadığınız, yeteri kadar bilginizin olmadığı konularda ahkam kesmeyin. Diyelim ki öyle bir feed açtınız ve konu ilerledi, çaktırmadan o feedden bir şekilde ayrılmaya bakın. Ya da bu konulara iyi bilen bir arkadaşınızdan yardım isteyin konuyu dağıtması için. Siz de çaktırmadan feed den uzaklaşın.
Canınızı sıkan biri mi var? Ona hiçbir şey yapmadığınız halde, sizi bulduğu her yerde sıkıştırmaya, küfür etmeye, küçük düşürmeye ve aşağılamaya mı çalışıyor. Hemen bloklamayın. Önce güzelce tartışın, en kibar cümlelerinizle cevap verip, derdinin ne olduğunu anlamaya çalışın; baktınız seviyenizin çok aşağılarında, gerçekten ruh sağlığı bozuk ve kişiliksiz biri , işte o zaman zevkle engelleyin.
Diyelim ki karşı cinsten birini beğendiniz. Açtığı feedler, yorumlar muhteşem! Çok zeki, espirili, herşeyden anlıyor, müzik zevki , sinema bilgisi ohooo maşaallah!
Size olan tavrı son derece seviyeli. Hani neredeyse yıllardır aradığınız insanı buldunuz. Bir dakika durun lütfen! . Önce derin nefes alın, avınıza ağır ağır yaklaşın. Sizin açtığınız feedlerle ilgili yaptığı yorumlara hemen” ahahahah evet haklısın , mucuk, ben de seni seviyorum” gibi klişe cevaplar vermeyin, onun feedlerinin altında bir aslan gibi beklemeyin , onu seviyorsunuz , beğeniyorsunuz diye her yazdığını onaylamak ya da like yapmak zorunda değilsiniz. Size mantıksız gelen feedlerine de görüşünüzü bildirin. Ama sakın yüzünü görmeden, bir kere bile konuşmadan ona gereğinden fazla değer yüklemeyin, hatta yüzyüze görüşmeden saatlerce msn, gtalk , ya da skyp gibi iletişim kanallarında görüşme yapıp vakit kaybetmeyin. Aylardır konuştuğunuz ama yüzünü görmeye cesaret edemediğiniz bu hayranınız , yazdıklarınla hiç örtüşmeyen, hayalinizdeyarattığınızdan farklı , bambaşka biri çıkabilir. Hayalllerinizi suya düşürmeden, “ya ben bununla mı zamanımı harcadım” diye pişman olmadan önce çaktırmadan neyin nesi olduğunu araştırın. Benim gibi hemen fotoğraf isteyin ya da kamerada görüşün. Baktınız kafanıza yattı, umuma açık bir yerde görüşün. Ama bu arada mutlaka bu kişinin açtığı feedlere bakın. Kimin feedinde geziyor, başka şahıslara da size davrandığı gibi mi davranıyor. Yoksa bir olta atıyor kim takılırsa bahtıma mı diyor. Artık bunu bulmak da size kalmış. Sonradan hayal kırıklığı yaşamayıp üzülmeyin
Buradaki insanlarla cinsel ilişkiye girmeden önce dikkatli olun. Zira sizinle kavga ettikten sonra, aranızda geçen tüm özel yaylaşımlarınızı ortalığa rahatlıkla yayabilir. Bu sizi üzebilir, kariyerinize zarar verebelir, bu dedikodunun tüm çevrenize yayılmasına neden olabilir, gururunuzu kırabilir. (Eğer sizin için önemliyse tabi. )
Attığınız Özel Mesajları dikkat; Direkt Mesaj atarken çok dikkatli olmanız gerekiyor. Aynı kişi bir kaç fake hesap alıp, sizi tuhaf duruma düşürmek isteyebilir. Emin olmadan, kimseye özel bilgileriniz vermeyin, başkası hakkında dedikodu yapmayın. Ana sayfaya bu yazdıklarınızı koyup sizi rezil edebilir. O yüzden yine emin olmadığınız kişilerle düşüncelerinizi, özel hayatınızı paylaşmayın.
2- FACEBOOK
Milyarları peşine düşüren sosyal paylaşım ağında da bazı kurallar gerekiyor.
Toplu mailler; Size gelen toplu maillere toplu olarak cevap vermeyin. Sürekli mesaj uyarısı geliyor ve bu da posta kutunuzu dolduruyor. Hem çok gereksiz diye düşünüyorum.
Dürtme Beni; Samimiyetinizin olmadığı insanlar zaman zaman dürterler sizi. Beni en çok sinirlendiren sanal olaylardan biri de bu.
Mesaj atacaksan at, telefonla arayacaksan ara. Dürtmek de nesi? Kreş çocuğu muyuz biz? Yeterince zaman harcıyoruz internet başında, hiç değilse sadece messaj yazalım, dürtüşmeyelim. Yok doğumgünü hediyeleri , yok dürtmeler ,yok çiçekler böcekler, yiyiyorsa gerçeğini al öyle git arkadaşına.
Gruplara davet; Açıkçası bu davetlerin hemen hiçbirine bakmıyorum. Bir de hayran olduğu gruplara sizi de hayran olmak zorunda bırakırlar. “Rolling Stone severler grubu” mesela “hayron ol” böyle bir emir kipiyle söylenir(Olmazsan öleceksin. Korkudan oluyordum ilk başlarda şimdi okumuyorum bile) . hem diyelim ki hayran oldum, eee sonuç?? Devrim mi yaratacağız bu beğenmelerden. Adam bizi yemeğe , konsere mi davet edecek yani? Grubun çok da umurundaydı sizin ona hayran olmanız. Geçin bunları, en azından ben geçiyorum.
Duvara Yazma; Teşhirciliği sonuna kadar kullanmayın. Sevgilimden, eşimden ayrıldım, Allah onun belasını versin, Allah’a havale ettim, Bir adam sevdim zaten yoktu” gibi arabeske kaçan ve direkt bir kişiye yönelik olduğu besbelli olan mesajlar atmayın. Havanızı sarsmayın. Anlatmak istediğiniz bir arkadaşınız varsa yüzyüze görüşün, ya da telefon edin anlatın.
Ve yine bir arkadaşınıza yollamak istediğiniz güzel bir mesajı duvarına yazıp, reklam yapmayın, Mesaj kutusu var bir zahmet oraya yazın.
İlle de sizin sevgiliniz olduğunu kamuoyuna duyurmanıza gerek yok.
Fotoğraf Tag’lemek; Albümünüzde olan kişileri onlara sormadan tag lemeyin. En can sıkıcı meselelerden biri de bu . Belki arkadaşlarınıza orada olmak istediğinizi söylemekten kaçınıyorsunuz. Ama bir baktınız ki kabak gibi ortada bir fotoğrafla deşifre edilmişsiniz. Aman ne güzell...
Like’lamak; Yüzyılın en trajik kazası diye bir video koyuluyor, ya da birisi öldü , ya da “bizde göçük altından kimse çıkartılamadı” . Hemen like.. Şimdi kazaya mı like atıyorsunuz, yoksa olayı destekler babında bir like mı? Hee... beğendiniz yani bu trajik olayı.Zevk aldınız yani.. İyi aferin o zaman..Devam edelim beğenmeye..
Taciz etmeyin; Arkadaşlarınızın fotoğraf albümlerinden görüp, beğendiğiniz şahıslara arkadaşlık teklifi yollamayın. Belki evliler, belki sevgilileri var belki sizin tarzınız değil. Ne o öyle bakkaldan meyve mi seçiyorsunuz?
- 3- TWİTTER
Bana göre en cool sosyal iletişim ağı. Kimse sizi rahatsız edemez istemediğiniz takdirde. Kimseyi kolaylıkla rahatsız edemezsiniz. Kavga ortamlarına girip, sayıp dökemezsiniz , zaten topu topu 140 karakterle kimi, neyi dövüyorsunuz ?
Arkadaşlarınızla sohbet havasına girmeyin; Burası msn, google talk ya da skyp değil. Arkadaşlarınızla sohbetiniz kimseyi ilgilendirmiyor. “Jale bu akşam Berna yla Etiler bilmem ne cafedeyiz.” “Oldu ,tamam, bizim Erco yu da alıp geliyoruz” “Hahhah çookkk sheker..” . Sizi takip eden sayısında hemen ani bir düşüş olacak.
Uzun linkler vermeyin, Twitterda aradığım; sade öz ve temiz anlatım. Friend Feedde yazdıklarınızı Twitter’a da göndermeyin, hem göz hem kafa yoruyor.
Samimiyete dikkat; Gerçek hayatta çok seviyeli konuştuğunuz insanla, sanal alemde de birden “ense tokat” olayına girmeyin. Yüzünü görmüyorsunuz diye ne bu samimiyet?
Yeni tanıştığınız birini hemen twitter’a, Facebook’a ya da FF’e davet edip, aramaya kalkmayın. Hele ilk günden. Bırakın nefes alsın. Hem teknolojiden sonuna kadar faydalanmak bazen yararlı olamayabilir de.
Ünlülerle diyaloglar; Twitter ünlü medyacılar sanatçılar gazetecilerle dolu. Onlarla listenizi doldurupx zorla kendinizi takip ettirmek için uğraşmayın. Farkedilmek istiyorsanız gizlenin. Onlar sizi mutlaka bulur.
RT”den çekinmeyin; Ben bunu ilk başta Recep Tayyip zannettiştim. Öğrenmem zaman aldı. RT yapmaktan korkmayın, elleriniz titremesin. Sizden vazgeçip başkalarına gidecekler diye korkmayın. Bu sizin özgüveninizin yüksek olduğunun ispatıdır. Paylaşmak güzeldir,
1) FRİEND FEED;
Girmeden önce yapmanız gereken gerçek kimliğinizle mi, yoksa takma bir isimle mi katılacağınız. Gerçek isminizi kullanacaksanız bazı şeyleri baştan düşünmeniz gerekiyor. Yazarken, sizi tanıyan pek çok kişinin gözünde pot kırmak istemiyorsanız ,yazdıklarınıza dikkat etmek zorundasınız, Ama yok kimsenin gözünde nasıl gözüktüğüm benim için önemli değil , çekinecek birşeyim yok diyorsanız , buyrun meydan sizin. Gönlünüzden geçeni yazın. Abone sayısını artırmak istiyorsanız küçük bir öneri; her aklınıza geleni yazmayın, Tansiyonum düştü, merdivenden düştüm, karnım ağrıyor, kıçım ağrıyor, trafikte kaldım vs..Bunlar sizi entelektüel dünyadan alır götürür. Çok fazla gözönünde olursanız yüzünüz eskir. İnsanlar sizi daha az merak etmeye başlar. Bu da popüleritenizi düşürür.
Mümkünse gizlenin. Ne kadar gizlenirseniz o kadar peşinizden gelen olur. Bu her ortam için geçerli değil mi zaten. İnsanlar görünmeyene bilinmeyene ilgi duyarlar.
Eğer gizlenen biriyseniz: hayatınızın her yönüyle anlatın. (dün gece seviştim, sevgilimden ayrıldım, kocamı bir kadınla bastım, fışkırtmalı orgazm oldum, sevgilim üstüme işedi, beni kamçıladı, üstüne bal kaymak döküp yaladım, bir gecede 10 posta ...gibi) Ama eğer adınız sanınız belliyse bu belki sizin için riskli olur. Belki de olmaz sizin insanları ve hayatı ne kadar umursadığınıza bağlı.
Çok fazla like vermeyin. Verdiğiniz takdirde; kesin abone toplamak için yapıyor gibi düşünebilirler.
Size like vermeleri için kimseyi zorlamayın, bazen feed yayınlanır yayınlanmaz hep aynı kişiler like veriyor. Bunun aynı zamanda aynı ortamda bulunmaları lazım. Aksi takdirde zeki insanların dikkatini çeker ve size antipati duymalarına neden olur. Bunun sonu abonelikten çıkmaya, bloklamaya , hatta arkasından dedikodu yapmaya kadar varabilir.
Gösterin ama vermeyin...
Küfürde ve argoda aşırıya gitmeyin. Herşey yerinde ve zamanında güzeldir.
Her gittiğiniz yeri bildirmeyin. I”m at Starbucks” gibi (.Herkes buralara gidiyor inanın Starbucks “da olmak bir ayrıcalık değildir. )
Gittiğiniz sıradan tatilleri ballandıra ballandıra anlatmayın. Eğer çok sanatsal fotoğraflar çektiyseniz hariç tabii. Yoksa herhangi bir sahilde çekilmiş seksi bir fotoğrafınız size “ay çok şekermişsin” gibi iltifatlardan başka birşey getirmeyecektir.
Çok emin olmadığınız, yeteri kadar bilginizin olmadığı konularda ahkam kesmeyin. Diyelim ki öyle bir feed açtınız ve konu ilerledi, çaktırmadan o feedden bir şekilde ayrılmaya bakın. Ya da bu konulara iyi bilen bir arkadaşınızdan yardım isteyin konuyu dağıtması için. Siz de çaktırmadan feed den uzaklaşın.
Canınızı sıkan biri mi var? Ona hiçbir şey yapmadığınız halde, sizi bulduğu her yerde sıkıştırmaya, küfür etmeye, küçük düşürmeye ve aşağılamaya mı çalışıyor. Hemen bloklamayın. Önce güzelce tartışın, en kibar cümlelerinizle cevap verip, derdinin ne olduğunu anlamaya çalışın; baktınız seviyenizin çok aşağılarında, gerçekten ruh sağlığı bozuk ve kişiliksiz biri , işte o zaman zevkle engelleyin.
Diyelim ki karşı cinsten birini beğendiniz. Açtığı feedler, yorumlar muhteşem! Çok zeki, espirili, herşeyden anlıyor, müzik zevki , sinema bilgisi ohooo maşaallah!
Size olan tavrı son derece seviyeli. Hani neredeyse yıllardır aradığınız insanı buldunuz. Bir dakika durun lütfen! . Önce derin nefes alın, avınıza ağır ağır yaklaşın. Sizin açtığınız feedlerle ilgili yaptığı yorumlara hemen” ahahahah evet haklısın , mucuk, ben de seni seviyorum” gibi klişe cevaplar vermeyin, onun feedlerinin altında bir aslan gibi beklemeyin , onu seviyorsunuz , beğeniyorsunuz diye her yazdığını onaylamak ya da like yapmak zorunda değilsiniz. Size mantıksız gelen feedlerine de görüşünüzü bildirin. Ama sakın yüzünü görmeden, bir kere bile konuşmadan ona gereğinden fazla değer yüklemeyin, hatta yüzyüze görüşmeden saatlerce msn, gtalk , ya da skyp gibi iletişim kanallarında görüşme yapıp vakit kaybetmeyin. Aylardır konuştuğunuz ama yüzünü görmeye cesaret edemediğiniz bu hayranınız , yazdıklarınla hiç örtüşmeyen, hayalinizdeyarattığınızdan farklı , bambaşka biri çıkabilir. Hayalllerinizi suya düşürmeden, “ya ben bununla mı zamanımı harcadım” diye pişman olmadan önce çaktırmadan neyin nesi olduğunu araştırın. Benim gibi hemen fotoğraf isteyin ya da kamerada görüşün. Baktınız kafanıza yattı, umuma açık bir yerde görüşün. Ama bu arada mutlaka bu kişinin açtığı feedlere bakın. Kimin feedinde geziyor, başka şahıslara da size davrandığı gibi mi davranıyor. Yoksa bir olta atıyor kim takılırsa bahtıma mı diyor. Artık bunu bulmak da size kalmış. Sonradan hayal kırıklığı yaşamayıp üzülmeyin
Buradaki insanlarla cinsel ilişkiye girmeden önce dikkatli olun. Zira sizinle kavga ettikten sonra, aranızda geçen tüm özel yaylaşımlarınızı ortalığa rahatlıkla yayabilir. Bu sizi üzebilir, kariyerinize zarar verebelir, bu dedikodunun tüm çevrenize yayılmasına neden olabilir, gururunuzu kırabilir. (Eğer sizin için önemliyse tabi. )
Attığınız Özel Mesajları dikkat; Direkt Mesaj atarken çok dikkatli olmanız gerekiyor. Aynı kişi bir kaç fake hesap alıp, sizi tuhaf duruma düşürmek isteyebilir. Emin olmadan, kimseye özel bilgileriniz vermeyin, başkası hakkında dedikodu yapmayın. Ana sayfaya bu yazdıklarınızı koyup sizi rezil edebilir. O yüzden yine emin olmadığınız kişilerle düşüncelerinizi, özel hayatınızı paylaşmayın.
2- FACEBOOK
Milyarları peşine düşüren sosyal paylaşım ağında da bazı kurallar gerekiyor.
Toplu mailler; Size gelen toplu maillere toplu olarak cevap vermeyin. Sürekli mesaj uyarısı geliyor ve bu da posta kutunuzu dolduruyor. Hem çok gereksiz diye düşünüyorum.
Dürtme Beni; Samimiyetinizin olmadığı insanlar zaman zaman dürterler sizi. Beni en çok sinirlendiren sanal olaylardan biri de bu.
Mesaj atacaksan at, telefonla arayacaksan ara. Dürtmek de nesi? Kreş çocuğu muyuz biz? Yeterince zaman harcıyoruz internet başında, hiç değilse sadece messaj yazalım, dürtüşmeyelim. Yok doğumgünü hediyeleri , yok dürtmeler ,yok çiçekler böcekler, yiyiyorsa gerçeğini al öyle git arkadaşına.
Gruplara davet; Açıkçası bu davetlerin hemen hiçbirine bakmıyorum. Bir de hayran olduğu gruplara sizi de hayran olmak zorunda bırakırlar. “Rolling Stone severler grubu” mesela “hayron ol” böyle bir emir kipiyle söylenir(Olmazsan öleceksin. Korkudan oluyordum ilk başlarda şimdi okumuyorum bile) . hem diyelim ki hayran oldum, eee sonuç?? Devrim mi yaratacağız bu beğenmelerden. Adam bizi yemeğe , konsere mi davet edecek yani? Grubun çok da umurundaydı sizin ona hayran olmanız. Geçin bunları, en azından ben geçiyorum.
Duvara Yazma; Teşhirciliği sonuna kadar kullanmayın. Sevgilimden, eşimden ayrıldım, Allah onun belasını versin, Allah’a havale ettim, Bir adam sevdim zaten yoktu” gibi arabeske kaçan ve direkt bir kişiye yönelik olduğu besbelli olan mesajlar atmayın. Havanızı sarsmayın. Anlatmak istediğiniz bir arkadaşınız varsa yüzyüze görüşün, ya da telefon edin anlatın.
Ve yine bir arkadaşınıza yollamak istediğiniz güzel bir mesajı duvarına yazıp, reklam yapmayın, Mesaj kutusu var bir zahmet oraya yazın.
İlle de sizin sevgiliniz olduğunu kamuoyuna duyurmanıza gerek yok.
Fotoğraf Tag’lemek; Albümünüzde olan kişileri onlara sormadan tag lemeyin. En can sıkıcı meselelerden biri de bu . Belki arkadaşlarınıza orada olmak istediğinizi söylemekten kaçınıyorsunuz. Ama bir baktınız ki kabak gibi ortada bir fotoğrafla deşifre edilmişsiniz. Aman ne güzell...
Like’lamak; Yüzyılın en trajik kazası diye bir video koyuluyor, ya da birisi öldü , ya da “bizde göçük altından kimse çıkartılamadı” . Hemen like.. Şimdi kazaya mı like atıyorsunuz, yoksa olayı destekler babında bir like mı? Hee... beğendiniz yani bu trajik olayı.Zevk aldınız yani.. İyi aferin o zaman..Devam edelim beğenmeye..
Taciz etmeyin; Arkadaşlarınızın fotoğraf albümlerinden görüp, beğendiğiniz şahıslara arkadaşlık teklifi yollamayın. Belki evliler, belki sevgilileri var belki sizin tarzınız değil. Ne o öyle bakkaldan meyve mi seçiyorsunuz?
- 3- TWİTTER
Bana göre en cool sosyal iletişim ağı. Kimse sizi rahatsız edemez istemediğiniz takdirde. Kimseyi kolaylıkla rahatsız edemezsiniz. Kavga ortamlarına girip, sayıp dökemezsiniz , zaten topu topu 140 karakterle kimi, neyi dövüyorsunuz ?
Arkadaşlarınızla sohbet havasına girmeyin; Burası msn, google talk ya da skyp değil. Arkadaşlarınızla sohbetiniz kimseyi ilgilendirmiyor. “Jale bu akşam Berna yla Etiler bilmem ne cafedeyiz.” “Oldu ,tamam, bizim Erco yu da alıp geliyoruz” “Hahhah çookkk sheker..” . Sizi takip eden sayısında hemen ani bir düşüş olacak.
Uzun linkler vermeyin, Twitterda aradığım; sade öz ve temiz anlatım. Friend Feedde yazdıklarınızı Twitter’a da göndermeyin, hem göz hem kafa yoruyor.
Samimiyete dikkat; Gerçek hayatta çok seviyeli konuştuğunuz insanla, sanal alemde de birden “ense tokat” olayına girmeyin. Yüzünü görmüyorsunuz diye ne bu samimiyet?
Yeni tanıştığınız birini hemen twitter’a, Facebook’a ya da FF’e davet edip, aramaya kalkmayın. Hele ilk günden. Bırakın nefes alsın. Hem teknolojiden sonuna kadar faydalanmak bazen yararlı olamayabilir de.
Ünlülerle diyaloglar; Twitter ünlü medyacılar sanatçılar gazetecilerle dolu. Onlarla listenizi doldurupx zorla kendinizi takip ettirmek için uğraşmayın. Farkedilmek istiyorsanız gizlenin. Onlar sizi mutlaka bulur.
RT”den çekinmeyin; Ben bunu ilk başta Recep Tayyip zannettiştim. Öğrenmem zaman aldı. RT yapmaktan korkmayın, elleriniz titremesin. Sizden vazgeçip başkalarına gidecekler diye korkmayın. Bu sizin özgüveninizin yüksek olduğunun ispatıdır. Paylaşmak güzeldir,
SOSYAL MEDYA TİPLERİ VE SOSYAL MEDYAYI KULLANMA KILAVUZU
BÖLÜM (1)
Önce gözlemlediğim sosyal medya tiplerini tanıştırayım sizlere.
1)”Ne yedim, ne içtim'ciler. Bunlar genelde o anda yedikleri İskender kebabını, Şarap’ını, sahan köftesini, hamburgerini bizimle paylaşmayı seven insanlardır. Sofranın hemen fotoğrafı çekilir. Teknolojik bağlantılar sayesinde hoopp ekranlarda kebap, kek, mıhlama fotoğrafları.Tabii canı çekenleri hiç düşünmez bu tipler..
2) “Ben bugün bunu aldım'cılar; Bunlar çizmelerini, son moda ayakkabılarını giyip, fotoğrafını çeker, “bu benim oldu”, “dayanamadım aldım” gibi cümlelerle kıyafetlerini bizlerle tanıştırırlar. Bazısı giymeden sadece web sitesindeki fotoğrafı da koyar. Tabii alan var alamayan var düşünmezler.
3) “I am at Starbucks’çılar; Bir kısım SM(Sosyal Medyacılar) da girdiği bütün Sturbuck’s kafeleri bizlere bildirirler. Hani dersiniz Mars’a giden insansız uzay aracından bildiriyor. Bir de fotoğrafını çekip koyarlar. Dersiniz aydan alınan toprak parçasından yapılmış kahve. Ben zaten sevmem kahveyi. Bu yüzden de Starbuck kültürüm yoktu ama sayelerinde artık var. Hangi şube nerede var hepsini biliyorum.
4) Fotoğrafçılar; “Yakında benim olacaksın bebeğim”, “3.5 lik lens aldım”, “ bunlarla çektim” gibi makinaların cıbıl cıbıl hallerini teşhir ederler. Bu tip adamlar sayesinde gözümüz iki üç yer görmüş olur. Bu feedlerin altında “Ahh , çok muhteşem olmuş, ışığı iyi ayarlamışsın, kompozisyon çok iyiiii “, “beni de çek nolurrrrr” gibi yorumlar yığılır. Zaten biz millet olarak poz vermeyi, poz verdirtmeyi çok severiz.
5) Bunalımdakiler; Damarlarına acı biber kaçmış tiplerdir.. Sürekli mutsuz mutsuz dolanırlar ortalarda. Can Yücel’den, Nazım Hikmet’ten mısralar koyarlar.” İçim yandı, ciğerim yanıyor, o etti ben etmem” gibi ajitasyonlarla içimizi acıtırlar. Bütün acılı şiirler veşarkı sözleri onların acıklı aşkları için yazılmıştır. Eee şimdi böyle bir feedi görüp transit geçmek olmaz. “Üzülme unutursun, amaan biri gider biri gelir, o kaybetti” gibi teselli cümleleri verip, o feedi terk etmek zorunda kalırsınız. Millet zaman makinasını icat edecek, biz hala o sümüklü kadın/erkek lerin peşinde koşmaya devam edelim
6) Küfürbazlar; Bunlar reel hayatta bu kadar küfürü bir arada kullanmaya cesareti olmayan insanlardır. Hele de adı sanı açık değilse verir veriştirirler. Teyzesinden başlayıp, doktoruna, bütün organlarına kadar küfür ederler. Nasıl olsa kimse görmüyor onları. Rahat ol bebeğim , rahat ol. Ama Allah’ı var hayatımda duymadığım küfürleri duydum ben burda. Beni bir odaya kapatsanız, günlerce düşün ve küfür üret , yoksa öleceksin “ deseniz inanın o küfürleri bulamam ..
7) Pornocular,tesfiyeciler; Pornodan bahsetmeye bayılırlar. M deseniz " meme" anlarlar, gö deseniz göz değil göt anlarlar. S ile başlayan hiçbir kelimeye tahammüleri yoktur, hemen coşarlar. Türlü türlü manalar çıkartırlar. Eklediğiniz erotik bir fotoğrafta sizi “pornocu” ilan ederler ve "kadının cinsel problemleri var dikkat çekmeye çalışıyor" diye yorumlar yaparlar.Aman uzak durun..
8) Sıkılanlar, bunalanlar; Bunlar işten sıkılır sıkılmaz FF’i tıklarlar. Her Feede girip yorum yaparlar. Fazla uzatmayı sevmezler konuşmaları . Sevgilisinden,eşinden, işinden , kendinden sıkılan tiplerdir bunlar. Kendine uygun bir arkadaş bulduklarında; “ya senle bir ara konuşalım bu konuyu arkadaşım” diye DM atarlar.Konuşun tabii ama içinizi karartmamasına dikkat edin.
9) Partner arayanlar; İşte, okulda ,mahallede,arkadaş arasında bulunmamıştır. Burda çok güzel hatunlar/erkekler var diyenin aklına uyup gelmişlerdir.Genelde sempatik, sevimli, tartışmaya yol açmayan feedler açarlar. Çiçekli,böcekli, romantik şarkılı yazılar yazarlar.Gözüne birini kestirdim mi usulca onun feedinde yorumlara, like'lara başlarlar.
10) Çeteler; Çoğul ekinden de anlaşılacağı üzere bunlar gruplar ve çoğul halde takılırlar. Liseden ya da mahalleden toplanıp gelmişlerdir. Es kaza çeteden bir arkadaşına laf çaktınız mı; koloniler halinde size dönüş yaparlar. Sıkıştırmaya,ezmeye çalışırlar. Fikriniz son derece mantıklı da olsa asla sizi değil, kendi arkadaşlarının dediklerini doğru bulurlar. Aman uzak durun bu çetelerden, mümkünse bloklayın.
11) Teşhirciler; Bu kısım SM’cılar kendilerinden parçalar vermeyi severler bize. Bu bazen, kol bazen sırt, bazen bacak , bazen de popo, dudak, el ayak, parmak olabilir. Koysunlar. Hoşuna gidiyor olabilir. Beğenmiyorsanız bloklarsınız. İlle de bir amaç için fotoğraf koymuş olduklarını düşünmeyelim, kendisi beğenmiştir, fotoğrafı paylaşmak istemiştir. Çok görmeyin, incitmeyin, büyütmeyin
12) Aşçılar; Bu SM’cılar sayesinde yemek yapmayı bilmeyen kimse kalmayacak. Bunlar başlarına şapkalarını geçirip, elinde bir kepçe alır, otel mutfaklarını gezer durur, makoroni, suşi, köri soslu tavuk, avakado yatağında haşlanmış fil yumurtası, şarap soslu ördek bacağı, deniz börülcesi suyundan hazırlanmış yosunlu el fritto soslu makarna yapar dururlar.Gırtlakları beş dakika boş durmaz.
13) Çevre yapmak isteyenler; Aradığı arkadaşlığı, gruplaşmayı reel hayatta bulamamış, burada çok farklı arkadaşlıklar olabileceğini düşünen SY grubudur. Her tarzdan aboneleri vardır. Sıradışı, sıra içi, küçük, büyük, zengin ,fakir ayırt etmezler. Her tabakaya dalarlar .. Çevre yapmışlar mıdır peki? inanın bilmiyorum
14) Linux, Ubuntu şeyleri ile ilgilenenler ; Bunlar habire bilgisayarın teknik terimlerinden bahsederek göz zevkimi bozarlar X li sayılı şeyleri zaten hiç sevmem; bir de yanına Apple, Ipad, Iphone, Linux işlemci gibi hiç anlamadığım konuları yazıp gıcık ederler ana feedi.
15) Seminer verenler; Habire mutluluğun yollarını anlatmak için çeşit çeşit makaleler yazıp, TV de radyoda konuşmalara katılırlar. Seminerler düzenlerler. Herkesi mutlu etmek zorunda hissederler kendilerini. Yok ben böyle mutsuz iyiyim.
16) Tumbr’ciler; Tumb1r’i olamayan bizden değildir muamelesi yapıyorlar. Ben ne işe yaradığını anlamayamadım.Yararlı mı zararlı mı gerek var mı bilemedim.Mesela birisi güzel kadın fotoğraflarıyla doldurmuş, birisi çoraplar ve ayakkabılarla ..böyle bir şey işte...
17) Araftakiler; Kendileri bile nerede olduğunun farkında değildir. O siteye girer bu siteden çıkarlar. Kimle konuştuğunu unuturlar, bazen kavga eder, bazen kaybolurlar. Bazen bir metal şarkısına like verir bazen metalcilere söverler. Abone sayısını bilmez , kimlere abone olduğunu, kimi neden engellediğini hatırlamaz .Arafta gezinirler ...
18) Ünlü olmak için kendini yırtanlar; Bir yerden duymuşlar, burada çok abonesi olanlara kitap yapılıyormuş diye. Gece gündüz düşünürler: “ nasıl bir feed açsam da dikkatleri çeksem” diye. Haaa.. bir de böyle kasıntı feedleri uzaktan bile anlıyorum . Nasıl şekilde yazılmış, hangi surat ifadesiyle diye. Öyle de bir özelliğim var hani. Bir dergide, bir gazetede röportajlarının çıkması en büyük hayalleridir. Ne olacaksa....
19) Seksistler; Belaltı feedleri vardır bunları çoğunlukla. Cinsel içerikli feedlerde ararsanız mutlaka bir yorumuna rastlarsınız. Pıt diye düşer feedlerinize. S..li kelimeleri çok kullanırlar. Gece gündüz seks yaptığını zannedebilirsiniz. Gel gör ki bambaşka şeyler çıkabilir bu feedlerin altından..
20) Avatar değiştiriciler; Bunlar canları sıkılınca ara ara böyle “avatar açılımı yaptııımmm...Nasıl amaaa.”.Ya da “bunu mu avatar yapayım, bunu mu?” diye ısrarla soran SM”cılardır. Tamam güzelim, avatarını değiştirince ben görüyorum seni. Haa.. eğer çok beğenirsem büyüğünü de isterim, sen zahmet etme. Ya da göstereceğin birşey varsa açık açık koy benim gibi. Biz gerekli yorumu yaparız. Böyle sevmiyorum yaa , ilkokul öğrencileri gibi oluyor.
21) Sürekli sözlüğüme yeni kelimeler kazandıranlar; Öyle çok tanım, sıfat ,kelime var ki; aile içinde kullandığımda “o ne be?” “neyce bu, sankskritce mi?” diyorlar. Örnek veriyorum. Stayla. (Türkçesi stil oluyor.)” Gideri var”...(ee bunu yazamayacağım ..arkadaşlara sorun.))
22) Götü kalkık olmadığı halde öyle gezenler; Bu kısım insanların büyük yüzdesi nick le gezerler. Şımaracak bir özelliği bile olmamasına rağmen , öyle bir gezerler ki ; burnundan kıl aldırmazlar. Herkese selam vermezler. Kazayla feedine girip yorum yaptınız mı, sizi görmezden gelirler. Yokmuş gibi davranırlar. Bilemezsiniz neden böyle yaptığını, “ acaba bende mi bir problem var, yoksa herkesle konuşmayı sevmez mi bu ?” diye düşüncelere dalarsınız. Bence dalın, çıkmayın ordan. Karşınızdakinin ruh halini tespit edemezsiniz. Yüz vermiyorsa , kıçı kalkıkmış gibi geziyorsa; bırakın gezsin , nasıl olsa o göt bir gün inecektir.
23) Alemciler; Alemci gruplarımız da boş bulduğu her masaya rakı koymayı severler Yanına beyaz peynir attım mı; oohhh değmeyin keyfine. Her türlü bardakta içerler, maksat muhabbet olsun , eş dost içki masasında görsün. Vardır örnekleri , görmüşsünüzdür. Bir de fotoğraf çektirip atarlar ana feedimize. Canımız çeker. Alkolik olma yolunda adım adım ilerleriz. Bunların kadınla kızla işi yoktur. Vardır da, öyle çok da önemli değildir. Masaları herkese açıktır. “Buyur gel” muhabbeti yaparlar. Bazıları da “bendensin bu gece, ayıpsın , ne parası?” diye SM.”cıları gaza getirir , yollara düşürürler.
24) Çıkarcılar; Bu tipler ordan burdan birşeyler ısmarlar ve parasını asla ödemezler. Bir yere gidilecekse “ benim araba serviste ama ağbi” deyip arabanızı kulanmak isterler.
İçki lafını duyduklarında “ ağbi ben gelirim, şöyle kafaları çekelim bu gece" derler, garsona aklına ne gelirse sipariş verirler, ancak hesap geldiğinde , bir bardak rakının hesabını ödeyip kalkarlar. Onun bunun sırtından geçinmeyi severler, hayatlarını böyle geçiren çok insan varken, size düşen; dikkatli olmanız, malınızı yedirmemenizdir.
25) Sürekli hesap kapatanlar; Bunları inanın çok uğraşmama rağmen çözemedim. Bir insan niye gider , tabii gider de, neden döner? Dönerse tekrar neden hesap kapatır? . Bağımlılık olduysa hesabı kapatmak yerine, hiç girme daha iyi değil mi? O kadar aboneyi nasıl toplayacaksın sonra, yazık değil mi? Hem bana da ayıp oluyor ama her seferinde” ben döndüm, yeni nikim bu, kaydet” ..E zamanımı alıyor ama. Yalama oluyor artık.
26) Kendi arkadaşından başkasına like vermeyenler; Bunlar tamamen ego özürlüdür ve mahalle baskısıyla sevmediği, tanımadığı birine gülmekten geberse de, çok beğense de, tapsa da like vermez. Elleri “like “kısmına gide gider döner, elleri titrer ama basamazlar like. Es kaza basarlarsa da bir hafta bunun acısıyla uyuyamazlar.” Neden yaptım ben bunu, o kız/o adam bana zamanında bıdı bıdı yapmıştı. Ay şimdi geri almak da olmaz, iyice dikkat çeker. “ diyerek sosyal medyayı kendine zehir ederler .
Hele ki arkadaş grubundan biri “ kızım, manyak mısın sen , ben o kızla kavga ettim, nasıl like verirsin öldürürüm seni , kanında boğarım , ilk ve son olsun” diye baskı yaparlar. Kız korkusundan like veremez, günleri böyle geçer gider. Beğendiği feedlerle tamamen platonik bir ilişki yaşar.
27) Sadece kız feedlerinde gezen erkekler; Bunlar kendilerine bir kaç çıtır hatun belirlemiş ve onlarla ilişki kurmak için sotede bekleyen tiplerdir. Kız bişey yazar “ooo ..harika ..hatta böyle hiç duymadığım kelimelerle süslenmiş cümleler kurarlar ki; birşey anlamazsınız. Çaktırmadan yanaşmaya çalışırlar, yorumları anlaşılır değil, esnektir hep.Her yöne çekilebilir. Yani kız "bana asılıyorsun" dese birşey ispatlayamaz,asılmıyorsun dese onu da ispatlayamaz. O yüzden tuzları kuru olarak gezerler ortalıkta. Entelektüel gözükmeye çalışıp, “ben çapkın değilim, her kıza vermem “ ayaklarında takılırlar ama biz yemeyiz..
28) Kediciler; Sosyal medyada kedisi olmayanı dövüyorlar.Herkesin sarı siyah minnoş, mırnav, tırmık tarzı kedileri var. En cici kıyafetler giyilip, bu hayvanlarla çeşitli pozlar verilir. Bazen bu kedilere sahip aranır. "Kedim sıçtı, kedim işedi, kedim ayakta duruyor, kedim çiftleşiyor"lu örneklerle hayatımıza girerler. Ve kediler de sonunda Sosyal Medyacı olup çıkarlar.
29) Teşhirciler; Fazla açıklamaya gerek yok. Kimi zaman yolda görmediklerimizi görürüz sayfalarda , daha yakın gelir bize bu görüntüler, daha samimi, bizden birini görürüz, görüntüler etkiler bizi. Kimi zaman sırt, bazen bacak, bazen popo, bazen göğüs.. Neden mi koyarlar? "Eee ruhumuzu açıyoruz, sırtımızı açmışız çok mu?" Hangisi daha gizemli kalmalı tartışılır aslında...
30) AKP Yandaşları ; Bu gruptakiler ne zaman laf etmeye kalksanız” komiksin , cahilsin, dolduruşa gelmişsin” gibi cümlelerle yargılar sizi. Onlar herşeyi çok iyi bilir. "Yetmez ama evet" çilerdir onlar.
31) Pipisi olmadığı halde herkesi becermeye çalışanlar; Ben bir kızın bir kızı becerdiğini burda gördüm. Hayır bana da anlatsınlar nasıl yapıldığını . Herkes herkesi s..kiyor haberiniz olsun.
32) Eski Solcular; Biz sadece yeşil parka giyerdik, nike ayakkabıyı solcu adam giymez' diye bas bas bağırırlar. 'Sen Lenin hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, önce bilgi sahibi ol, sonra fikir sahibi' diye karşısındakini ezerler.'Marks bunu baştan beri söylüyordu', "siz hepiniz tüketicisiniz, küçük burjuvasınız, liboşsunuz" diye ezer geçerler. Kazara "Bugün Tekel işçilerini destek eylemine gittim" deseniz." Sen tam bir faşistsin, geçen gün de adam dövenlere "oh iyi olmuş'diye feed açmıştın,ne alaka? şimdi de eylem falan?" diye hor görürler, küçük düşürürler. Ama herkesin içinde az da olsa eylem yapma, yürüyüşe katılma ruhu vardır, bunu da hesaba katmazlar.
33) Sorosçular
34) Asla tartışmaya girmeyenler; Bunları herhangi bir fikri, düşünceyi tartışırken bulamazsınız. Çünkü polemik yaratmaktan çekinirler. ve feedlerini açarken kendini kasmaktan,bir süre sonra ülser olurlar. Ödleri kopar tepki almaktn..Muhtemelen öğrecilik döneminde sınıfın ineklerindendir bunlar. çok çalışıp, yüksek not alırlar ve en ön sıralara otururlardı..kesin kesin...eminim..
Önce gözlemlediğim sosyal medya tiplerini tanıştırayım sizlere.
1)”Ne yedim, ne içtim'ciler. Bunlar genelde o anda yedikleri İskender kebabını, Şarap’ını, sahan köftesini, hamburgerini bizimle paylaşmayı seven insanlardır. Sofranın hemen fotoğrafı çekilir. Teknolojik bağlantılar sayesinde hoopp ekranlarda kebap, kek, mıhlama fotoğrafları.Tabii canı çekenleri hiç düşünmez bu tipler..
2) “Ben bugün bunu aldım'cılar; Bunlar çizmelerini, son moda ayakkabılarını giyip, fotoğrafını çeker, “bu benim oldu”, “dayanamadım aldım” gibi cümlelerle kıyafetlerini bizlerle tanıştırırlar. Bazısı giymeden sadece web sitesindeki fotoğrafı da koyar. Tabii alan var alamayan var düşünmezler.
3) “I am at Starbucks’çılar; Bir kısım SM(Sosyal Medyacılar) da girdiği bütün Sturbuck’s kafeleri bizlere bildirirler. Hani dersiniz Mars’a giden insansız uzay aracından bildiriyor. Bir de fotoğrafını çekip koyarlar. Dersiniz aydan alınan toprak parçasından yapılmış kahve. Ben zaten sevmem kahveyi. Bu yüzden de Starbuck kültürüm yoktu ama sayelerinde artık var. Hangi şube nerede var hepsini biliyorum.
4) Fotoğrafçılar; “Yakında benim olacaksın bebeğim”, “3.5 lik lens aldım”, “ bunlarla çektim” gibi makinaların cıbıl cıbıl hallerini teşhir ederler. Bu tip adamlar sayesinde gözümüz iki üç yer görmüş olur. Bu feedlerin altında “Ahh , çok muhteşem olmuş, ışığı iyi ayarlamışsın, kompozisyon çok iyiiii “, “beni de çek nolurrrrr” gibi yorumlar yığılır. Zaten biz millet olarak poz vermeyi, poz verdirtmeyi çok severiz.
5) Bunalımdakiler; Damarlarına acı biber kaçmış tiplerdir.. Sürekli mutsuz mutsuz dolanırlar ortalarda. Can Yücel’den, Nazım Hikmet’ten mısralar koyarlar.” İçim yandı, ciğerim yanıyor, o etti ben etmem” gibi ajitasyonlarla içimizi acıtırlar. Bütün acılı şiirler veşarkı sözleri onların acıklı aşkları için yazılmıştır. Eee şimdi böyle bir feedi görüp transit geçmek olmaz. “Üzülme unutursun, amaan biri gider biri gelir, o kaybetti” gibi teselli cümleleri verip, o feedi terk etmek zorunda kalırsınız. Millet zaman makinasını icat edecek, biz hala o sümüklü kadın/erkek lerin peşinde koşmaya devam edelim
6) Küfürbazlar; Bunlar reel hayatta bu kadar küfürü bir arada kullanmaya cesareti olmayan insanlardır. Hele de adı sanı açık değilse verir veriştirirler. Teyzesinden başlayıp, doktoruna, bütün organlarına kadar küfür ederler. Nasıl olsa kimse görmüyor onları. Rahat ol bebeğim , rahat ol. Ama Allah’ı var hayatımda duymadığım küfürleri duydum ben burda. Beni bir odaya kapatsanız, günlerce düşün ve küfür üret , yoksa öleceksin “ deseniz inanın o küfürleri bulamam ..
7) Pornocular,tesfiyeciler; Pornodan bahsetmeye bayılırlar. M deseniz " meme" anlarlar, gö deseniz göz değil göt anlarlar. S ile başlayan hiçbir kelimeye tahammüleri yoktur, hemen coşarlar. Türlü türlü manalar çıkartırlar. Eklediğiniz erotik bir fotoğrafta sizi “pornocu” ilan ederler ve "kadının cinsel problemleri var dikkat çekmeye çalışıyor" diye yorumlar yaparlar.Aman uzak durun..
8) Sıkılanlar, bunalanlar; Bunlar işten sıkılır sıkılmaz FF’i tıklarlar. Her Feede girip yorum yaparlar. Fazla uzatmayı sevmezler konuşmaları . Sevgilisinden,eşinden, işinden , kendinden sıkılan tiplerdir bunlar. Kendine uygun bir arkadaş bulduklarında; “ya senle bir ara konuşalım bu konuyu arkadaşım” diye DM atarlar.Konuşun tabii ama içinizi karartmamasına dikkat edin.
9) Partner arayanlar; İşte, okulda ,mahallede,arkadaş arasında bulunmamıştır. Burda çok güzel hatunlar/erkekler var diyenin aklına uyup gelmişlerdir.Genelde sempatik, sevimli, tartışmaya yol açmayan feedler açarlar. Çiçekli,böcekli, romantik şarkılı yazılar yazarlar.Gözüne birini kestirdim mi usulca onun feedinde yorumlara, like'lara başlarlar.
10) Çeteler; Çoğul ekinden de anlaşılacağı üzere bunlar gruplar ve çoğul halde takılırlar. Liseden ya da mahalleden toplanıp gelmişlerdir. Es kaza çeteden bir arkadaşına laf çaktınız mı; koloniler halinde size dönüş yaparlar. Sıkıştırmaya,ezmeye çalışırlar. Fikriniz son derece mantıklı da olsa asla sizi değil, kendi arkadaşlarının dediklerini doğru bulurlar. Aman uzak durun bu çetelerden, mümkünse bloklayın.
11) Teşhirciler; Bu kısım SM’cılar kendilerinden parçalar vermeyi severler bize. Bu bazen, kol bazen sırt, bazen bacak , bazen de popo, dudak, el ayak, parmak olabilir. Koysunlar. Hoşuna gidiyor olabilir. Beğenmiyorsanız bloklarsınız. İlle de bir amaç için fotoğraf koymuş olduklarını düşünmeyelim, kendisi beğenmiştir, fotoğrafı paylaşmak istemiştir. Çok görmeyin, incitmeyin, büyütmeyin
12) Aşçılar; Bu SM’cılar sayesinde yemek yapmayı bilmeyen kimse kalmayacak. Bunlar başlarına şapkalarını geçirip, elinde bir kepçe alır, otel mutfaklarını gezer durur, makoroni, suşi, köri soslu tavuk, avakado yatağında haşlanmış fil yumurtası, şarap soslu ördek bacağı, deniz börülcesi suyundan hazırlanmış yosunlu el fritto soslu makarna yapar dururlar.Gırtlakları beş dakika boş durmaz.
13) Çevre yapmak isteyenler; Aradığı arkadaşlığı, gruplaşmayı reel hayatta bulamamış, burada çok farklı arkadaşlıklar olabileceğini düşünen SY grubudur. Her tarzdan aboneleri vardır. Sıradışı, sıra içi, küçük, büyük, zengin ,fakir ayırt etmezler. Her tabakaya dalarlar .. Çevre yapmışlar mıdır peki? inanın bilmiyorum
14) Linux, Ubuntu şeyleri ile ilgilenenler ; Bunlar habire bilgisayarın teknik terimlerinden bahsederek göz zevkimi bozarlar X li sayılı şeyleri zaten hiç sevmem; bir de yanına Apple, Ipad, Iphone, Linux işlemci gibi hiç anlamadığım konuları yazıp gıcık ederler ana feedi.
15) Seminer verenler; Habire mutluluğun yollarını anlatmak için çeşit çeşit makaleler yazıp, TV de radyoda konuşmalara katılırlar. Seminerler düzenlerler. Herkesi mutlu etmek zorunda hissederler kendilerini. Yok ben böyle mutsuz iyiyim.
16) Tumbr’ciler; Tumb1r’i olamayan bizden değildir muamelesi yapıyorlar. Ben ne işe yaradığını anlamayamadım.Yararlı mı zararlı mı gerek var mı bilemedim.Mesela birisi güzel kadın fotoğraflarıyla doldurmuş, birisi çoraplar ve ayakkabılarla ..böyle bir şey işte...
17) Araftakiler; Kendileri bile nerede olduğunun farkında değildir. O siteye girer bu siteden çıkarlar. Kimle konuştuğunu unuturlar, bazen kavga eder, bazen kaybolurlar. Bazen bir metal şarkısına like verir bazen metalcilere söverler. Abone sayısını bilmez , kimlere abone olduğunu, kimi neden engellediğini hatırlamaz .Arafta gezinirler ...
18) Ünlü olmak için kendini yırtanlar; Bir yerden duymuşlar, burada çok abonesi olanlara kitap yapılıyormuş diye. Gece gündüz düşünürler: “ nasıl bir feed açsam da dikkatleri çeksem” diye. Haaa.. bir de böyle kasıntı feedleri uzaktan bile anlıyorum . Nasıl şekilde yazılmış, hangi surat ifadesiyle diye. Öyle de bir özelliğim var hani. Bir dergide, bir gazetede röportajlarının çıkması en büyük hayalleridir. Ne olacaksa....
19) Seksistler; Belaltı feedleri vardır bunları çoğunlukla. Cinsel içerikli feedlerde ararsanız mutlaka bir yorumuna rastlarsınız. Pıt diye düşer feedlerinize. S..li kelimeleri çok kullanırlar. Gece gündüz seks yaptığını zannedebilirsiniz. Gel gör ki bambaşka şeyler çıkabilir bu feedlerin altından..
20) Avatar değiştiriciler; Bunlar canları sıkılınca ara ara böyle “avatar açılımı yaptııımmm...Nasıl amaaa.”.Ya da “bunu mu avatar yapayım, bunu mu?” diye ısrarla soran SM”cılardır. Tamam güzelim, avatarını değiştirince ben görüyorum seni. Haa.. eğer çok beğenirsem büyüğünü de isterim, sen zahmet etme. Ya da göstereceğin birşey varsa açık açık koy benim gibi. Biz gerekli yorumu yaparız. Böyle sevmiyorum yaa , ilkokul öğrencileri gibi oluyor.
21) Sürekli sözlüğüme yeni kelimeler kazandıranlar; Öyle çok tanım, sıfat ,kelime var ki; aile içinde kullandığımda “o ne be?” “neyce bu, sankskritce mi?” diyorlar. Örnek veriyorum. Stayla. (Türkçesi stil oluyor.)” Gideri var”...(ee bunu yazamayacağım ..arkadaşlara sorun.))
22) Götü kalkık olmadığı halde öyle gezenler; Bu kısım insanların büyük yüzdesi nick le gezerler. Şımaracak bir özelliği bile olmamasına rağmen , öyle bir gezerler ki ; burnundan kıl aldırmazlar. Herkese selam vermezler. Kazayla feedine girip yorum yaptınız mı, sizi görmezden gelirler. Yokmuş gibi davranırlar. Bilemezsiniz neden böyle yaptığını, “ acaba bende mi bir problem var, yoksa herkesle konuşmayı sevmez mi bu ?” diye düşüncelere dalarsınız. Bence dalın, çıkmayın ordan. Karşınızdakinin ruh halini tespit edemezsiniz. Yüz vermiyorsa , kıçı kalkıkmış gibi geziyorsa; bırakın gezsin , nasıl olsa o göt bir gün inecektir.
23) Alemciler; Alemci gruplarımız da boş bulduğu her masaya rakı koymayı severler Yanına beyaz peynir attım mı; oohhh değmeyin keyfine. Her türlü bardakta içerler, maksat muhabbet olsun , eş dost içki masasında görsün. Vardır örnekleri , görmüşsünüzdür. Bir de fotoğraf çektirip atarlar ana feedimize. Canımız çeker. Alkolik olma yolunda adım adım ilerleriz. Bunların kadınla kızla işi yoktur. Vardır da, öyle çok da önemli değildir. Masaları herkese açıktır. “Buyur gel” muhabbeti yaparlar. Bazıları da “bendensin bu gece, ayıpsın , ne parası?” diye SM.”cıları gaza getirir , yollara düşürürler.
24) Çıkarcılar; Bu tipler ordan burdan birşeyler ısmarlar ve parasını asla ödemezler. Bir yere gidilecekse “ benim araba serviste ama ağbi” deyip arabanızı kulanmak isterler.
İçki lafını duyduklarında “ ağbi ben gelirim, şöyle kafaları çekelim bu gece" derler, garsona aklına ne gelirse sipariş verirler, ancak hesap geldiğinde , bir bardak rakının hesabını ödeyip kalkarlar. Onun bunun sırtından geçinmeyi severler, hayatlarını böyle geçiren çok insan varken, size düşen; dikkatli olmanız, malınızı yedirmemenizdir.
25) Sürekli hesap kapatanlar; Bunları inanın çok uğraşmama rağmen çözemedim. Bir insan niye gider , tabii gider de, neden döner? Dönerse tekrar neden hesap kapatır? . Bağımlılık olduysa hesabı kapatmak yerine, hiç girme daha iyi değil mi? O kadar aboneyi nasıl toplayacaksın sonra, yazık değil mi? Hem bana da ayıp oluyor ama her seferinde” ben döndüm, yeni nikim bu, kaydet” ..E zamanımı alıyor ama. Yalama oluyor artık.
26) Kendi arkadaşından başkasına like vermeyenler; Bunlar tamamen ego özürlüdür ve mahalle baskısıyla sevmediği, tanımadığı birine gülmekten geberse de, çok beğense de, tapsa da like vermez. Elleri “like “kısmına gide gider döner, elleri titrer ama basamazlar like. Es kaza basarlarsa da bir hafta bunun acısıyla uyuyamazlar.” Neden yaptım ben bunu, o kız/o adam bana zamanında bıdı bıdı yapmıştı. Ay şimdi geri almak da olmaz, iyice dikkat çeker. “ diyerek sosyal medyayı kendine zehir ederler .
Hele ki arkadaş grubundan biri “ kızım, manyak mısın sen , ben o kızla kavga ettim, nasıl like verirsin öldürürüm seni , kanında boğarım , ilk ve son olsun” diye baskı yaparlar. Kız korkusundan like veremez, günleri böyle geçer gider. Beğendiği feedlerle tamamen platonik bir ilişki yaşar.
27) Sadece kız feedlerinde gezen erkekler; Bunlar kendilerine bir kaç çıtır hatun belirlemiş ve onlarla ilişki kurmak için sotede bekleyen tiplerdir. Kız bişey yazar “ooo ..harika ..hatta böyle hiç duymadığım kelimelerle süslenmiş cümleler kurarlar ki; birşey anlamazsınız. Çaktırmadan yanaşmaya çalışırlar, yorumları anlaşılır değil, esnektir hep.Her yöne çekilebilir. Yani kız "bana asılıyorsun" dese birşey ispatlayamaz,asılmıyorsun dese onu da ispatlayamaz. O yüzden tuzları kuru olarak gezerler ortalıkta. Entelektüel gözükmeye çalışıp, “ben çapkın değilim, her kıza vermem “ ayaklarında takılırlar ama biz yemeyiz..
28) Kediciler; Sosyal medyada kedisi olmayanı dövüyorlar.Herkesin sarı siyah minnoş, mırnav, tırmık tarzı kedileri var. En cici kıyafetler giyilip, bu hayvanlarla çeşitli pozlar verilir. Bazen bu kedilere sahip aranır. "Kedim sıçtı, kedim işedi, kedim ayakta duruyor, kedim çiftleşiyor"lu örneklerle hayatımıza girerler. Ve kediler de sonunda Sosyal Medyacı olup çıkarlar.
29) Teşhirciler; Fazla açıklamaya gerek yok. Kimi zaman yolda görmediklerimizi görürüz sayfalarda , daha yakın gelir bize bu görüntüler, daha samimi, bizden birini görürüz, görüntüler etkiler bizi. Kimi zaman sırt, bazen bacak, bazen popo, bazen göğüs.. Neden mi koyarlar? "Eee ruhumuzu açıyoruz, sırtımızı açmışız çok mu?" Hangisi daha gizemli kalmalı tartışılır aslında...
30) AKP Yandaşları ; Bu gruptakiler ne zaman laf etmeye kalksanız” komiksin , cahilsin, dolduruşa gelmişsin” gibi cümlelerle yargılar sizi. Onlar herşeyi çok iyi bilir. "Yetmez ama evet" çilerdir onlar.
31) Pipisi olmadığı halde herkesi becermeye çalışanlar; Ben bir kızın bir kızı becerdiğini burda gördüm. Hayır bana da anlatsınlar nasıl yapıldığını . Herkes herkesi s..kiyor haberiniz olsun.
32) Eski Solcular; Biz sadece yeşil parka giyerdik, nike ayakkabıyı solcu adam giymez' diye bas bas bağırırlar. 'Sen Lenin hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, önce bilgi sahibi ol, sonra fikir sahibi' diye karşısındakini ezerler.'Marks bunu baştan beri söylüyordu', "siz hepiniz tüketicisiniz, küçük burjuvasınız, liboşsunuz" diye ezer geçerler. Kazara "Bugün Tekel işçilerini destek eylemine gittim" deseniz." Sen tam bir faşistsin, geçen gün de adam dövenlere "oh iyi olmuş'diye feed açmıştın,ne alaka? şimdi de eylem falan?" diye hor görürler, küçük düşürürler. Ama herkesin içinde az da olsa eylem yapma, yürüyüşe katılma ruhu vardır, bunu da hesaba katmazlar.
33) Sorosçular
34) Asla tartışmaya girmeyenler; Bunları herhangi bir fikri, düşünceyi tartışırken bulamazsınız. Çünkü polemik yaratmaktan çekinirler. ve feedlerini açarken kendini kasmaktan,bir süre sonra ülser olurlar. Ödleri kopar tepki almaktn..Muhtemelen öğrecilik döneminde sınıfın ineklerindendir bunlar. çok çalışıp, yüksek not alırlar ve en ön sıralara otururlardı..kesin kesin...eminim..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






