13 Eylül 2011 Salı

YUVA YAPICI ŞADİYE TEYZE

Eş dost akraba talukatı taktı bana bir ara. Herkesin de bildiği “iyi bir erkek” varmış nasılsa  benim için. “Yaaa, yok, olmaz öyle şey, ben tanışmam öyle, görücü usulü mü kaldı bu zamanda Hele bana,  hiç uyar mı?, Yapmayın Allah aşkına, şu tipime şu duruşuma bakın bir. Ben kafası estiğinde evden çıkan, bazen eve gelmeyi unutan, yalnızlığa alışmış, tek başınalığı seven bir kadınım. Ne işim olur benim iyi aile çocuklarıyla “ desem de, yediler bitirdiler beni .."İlle de görüş, belki aşık olursun". Yok be, ne aşkı canım, sırf kırmamak için kaç kişinin bulduğu erkekle görüştüm ben,  biliyor musunuz?
İlk buluşmada beni beğenmeyip, kaçsınlar diye en çirkin halimle gittim. Makyaj yapmadım, saçımı yataktan nasıl kalktıysam aynen öyle toplamadan gittim. Ağzıma sakız attım , cak cak çiğnedim görüşme boyunca.. Bir de hiç alışkanlığım olmadığı halde çat çut sms attım millete.
Of,  offf !! O harcadığım dakikaların hepsinin hesabını soracağım bir gün sizden....


“Ay, n”olur...tanış bak. ben gördüm o çocuğu, sana çok yakışır.  Akşamları asansörde karşılaşıyoruz, selam veriyor , halimi hatırımı soruyor .Valla isterim öyle biri ailemize katılsın” diyor benim uzaktan akraba.
Onun apartmanında oturan bir arkadaşının erkek kardeşine yapacak beni. Şadiye teyze ve bu kadın.

“Hııı,,” dedim ben, Kim bilir neye benziyor?  hayat tarzı nasıl?  yoksa hiç tanımadığı biriyle neden görüşmek istesin adam ? Etraf kum gibi kız kaynıyor, Esmeri sarışını hamaratı ,bakımlısı, mutfakta döktüreni, tatlı dillisi. Ben ne tatlı dilliyim, ne hoş sohbetim. İkinci cümlede adama laf sokmaya başlarım. Tanıştığına bin pişman olur adam.”...

Yalvar yakar yine ikna ettiler beni. Gökten yağmur yağmıyor,  sanki yırtıldı gök anasını satayim. O nasıl bir yağmur.

“Saat 5 gibi benim büroya gel, çocuk da oraya gelecek, mahsustan haberi yokmuş gibi olacak her şey.”

Zaten bu durumlarda hep insanlar birbirinden habersizdir. İki taraf da bal gibi de bilir ama hep habersiz habersiz görüşürler işte.

“Doğal oldu tamameennn, bir arkadaş ortamında tanııışştttıkk, o geldi yanıma, beni çok beğenmiiişşş...”
Nah!  doğal oldu. Koca koca diye ölüyordun kız. Arkadaşlarına yalvardın" nolur,  birini bulun bana"  diye de,  arkadaşların mecbur kaldı birilerini toplayıp getirmeye. Doğal olmuş ..yaaaaa...

.
Neyse benim saçlar o zaman böyle bukle bukle, pırıl pırıl, gözler boncuk boncuk, ten desen pürüzsüz, göt göbek yok ,incecik bacaklar;)) Buluşmalara giderken nasıl da güzelleşirim var ya, hani yedi kuaför getirsen, yaşam koçu getirsen, makyöz getirsen böyle olmaz.. Allah tarafından nur geliyor bana ....İstemiyorum ya ondan. Heh,  ne dedim. Gözlerime uyan açık mavi bir body, dapdaracık bir kot, upuzun çizmeler. Çocuk,  aile çocuğu ya,  beğenmesin diye mahsustan  onun yanında dominant olacağım . "Ay, ben bu kızla yapamam"  falan” desin, “Çok züppe desin, çok havalı” desin...diye.

O yağmurda şemsiye sekiz parçaya ayrıldı mı, . O,  bukleli saçlar yağmuru yedi mi, o ıslak saçlarla ben bir seksi oldum mu, dudaklar kiraz, gözler boncuk oldu mu, o açık mavi body de biraz ıslandı mı; ben oldum mu sana bir Live Tyler ya da Monica Belluci.(Gerçi ikisi de  çok farklı ya)
(O yuva yapmaya çalışan kadın hala söylermiş anneme "O gün  ne kadar güzeldi bu,  Betty" diye(Betty demiyor tabii))

Ben bu güzellikle,  basit,  küçük,  izbe bir emlakçı dükânındayım. Dükkanın camlar buğulu, içeride birileri var ama seçemiyorum, göz gözü görmüyor yağmurdan, bir yandan da küfür ediyorum , eğer bu çocuk bi çirkin olsun, yaktım alayınızı..


İçeri girdim, aracı olacak kadın mucuk mucuk öptü, “Hayatım, ne kadar güzelleşmişsin sen” . Salak karı! Ben hep güzelim de sen malı göster bakalım. Bana layık mı çok övdüğünüz adam. Hemen gelini yaptı beni kaşla göz arasında.
Şöyle baktım yarı loş dükkanın içine. Ayakta biri dikiliyor “ Kesin,  bu” dedim. Boylu poslu, lacivert montlu , dar kotlu, poposu da bana dönük, oh popo da taş,35 yaşlarında biri. Kızım,  oldu bu sefer, taş gibi herifi ayarladın bak, iyi ki gelmişsin dedim. Ben adama gülümsedim, o da bir garip baktı gülümsedi yandan yandan, Baştan aşağı süzüyor, heh şimdi vücuduma bakıyor, eti butu yerinde mi diye. düşünürken ben, “Betty ,Betty, çay içer misin?” dedi süslü Şadiye teyze gibi olan o aracı kadın. “Yok, sağol” dedim.
Meğer bana ayarladıkları adam o değilmiş. Müstakbel enişteniz, o kenarda sümsük sümsük oturan, asker renkli gocuklu , gözlüklü , hafif kamburu çıkmış,düz taban çocukmuş, Kaş göz etti kadın “bu” dedi dünyanın sekizinci harikasını gösterirmiş gibi. Ben de bu arada boşuna adamla oynaşmış oldum. Adam ev alacakmış zaten olayla bir bağlantısı yokmuş.
O yöne doğru baktım, hani olur ya kader bu, birden gözlerim parlar, içine alasın gelir adamı, taş gibi popolu biri çıkar. “Yaa , dışaradaki kızlardan sıkıldım ben, nerden geldiği belli olan, ailesi köklü aile olan bir kız istiyorum. Aşık olmak istiyorum, ben de aşkı bulamadım bu sahtekar dünyada” falan düşünüyordur. Olur mu olur. Hayır, olmazmış!!
Sinirden bütün dişlerimi göstererek acayip büyük bir gülümsemeyle gülmeye başladım. Sürekli gülümsüyorum ; “ay ıslandım, çok yağmur yağıyor “ benim ağız eşek ağzı gibi yanaklara kadar gidiyor. Sinirlenince bana böyle gülme krizi gelir. Beni tanımayanlar “ne kadar pozitif ne kadar güleç ne kadar mutlu bir insan ya rabbim “ der.


Nah...!!!

Bu adamsı çocuk denen şey ayağa kalktı, belli belirsiz gözleriyle bana baktı. Gözlükleri buğulanmış, hababam sınıfındaki öğretmenlerin gözlüğünden zaten , koskocaman . Gözlük camından anlaşılmıyor ama ben minicik, birbirine yakın gözleri hemen fark ettim. (Allah affetsin, birbirine yakın , küçük gözlü insandan oldum olası haz etmem, oldu mu benim ki gibi olacak, araba farı gibi)

Ben çocuğa büyük bir sevgiyle bakıyorum, aracı kadın benim onu çok beğendiğimi düşünerek (e tabi bir kız neden böyle gülsün ki ağzı kulaklarında, ) “Hadi siz gezin, dışarıda biraz” dedi. Salak, sanki anaokulu çocuğuyuz gidin misket oynayın der gibi. Hödük Şadiye yaaa.

Ben şimdi bu adamla ne yapayım? Ne konuşayım? neresinden tutayım?

Kısa kısa adımlarla penguen gibi yürüyor yanımda. Gittiğim yerde caddeye yürüyerek 20 dk falan. Ayağımda dünyanın parasını verdiğim Derimod Çizmelerimle bu salak beni yakın mesafe, para vermeyelim boşuna diye yürüttü. Evet ilk cümle bu “ paramıza yazık olur.”..

“Heh tamam” dedim “harika eğleneceğiz”
“Nereye gidelim?” dedi bana. Gittim cadde deki en kazık kafe ismini söyledim buna. “Hııı” dedi “sen de bayağı sosyeteymişsin”.

Allah belanı vermesin, oraya bizim kapıcının kızı doğum gününde erkek arkadaşı tarafından götürüldü.

“Ne içersin?” dedi bana (o anda siyanür)

“ben çay içerim” dedi. Cümleler aynen böyle yalnız, kısa ve kesik, tonlama yok. Ben saçlarımı savurarak “türk kahvesi ve yanında baileys” dedim. Bu yutkundu. Ben başladım sormaya buna, “ne iş yapıyorsun.?”

Aramızdaki konuşma aynen şöyle geçti

“Muhasebeciyim ben”

“Seviyor musun işini bari?”

“Bilmem, hiç düşünmedim ,ekmek parası sonuçta”

İşten gelince ne yaparsın , spor, yürüyüş, bar, sinema ?

Valla ben işten gelir gelmez pijamalarımı giyerim hooop TV karşısına geçerim. 12 gibi yatarım (aferin iyi bok yedin, bi de söyle, söyle..)

“Ben mi? ben gezerim buralarda işte belli olmaz”

Ben şimdi cevabını çok iyi bileceğim soruları soruyorum buna.”Ben seyahat etmeyi çok severim ya sen?” dedim, “ne yaparsın h.sonları. yaz tatillerinde filan?. Araba kullanmayı sever misin uzun yolda ? vs,,

“Valla ben her sene Temmuz ayının ilk haftası Ablamın çalıştığı bankanın kampına giderim, bir ay önceden alırım otobüs biletini. Orda yer içeriz sabah öğle akşam yemek bedava valla”.

(Tam hayal ettiğim gibi)

Bu konuşmaların devamını yazmıyorum. Hesap geldi ben kendi kendimi yiyorum Bu çocuğu bana nasıl ayarlamaya çalıştılar diye. Hesap bana göre normal ve/veya biraz üstü. ona göre ultra ultra korkunç bir rakam. Neyse paranın yarısını ödeyip diğer yarısını da ‘sen verir misin?’ dedi bana. Atacaktım parayı suratına. O sinirle çıktım dışarıya.” Ben taksiye atlayıp gideyim eve burdan “dedim. Hayatımın gerçekten ama gerçekten en sıkıcı ve zor 2 saatini geçirmiştim.

“Yok, biraz yürüsek? seni biraz daha seyretsem ? “ dedi yarısı kırık dişleriyle gülümseyerek. Allah ‘ın hıyarı bedavadan seyredecek, buldu güzel kızı. ‘Yok ‘dedim, ‘gideyim. biraz hastayım ben.’

Allah ‘ın cimrisi beni taksiye bindirdi. arkamdan melun melun baktı. Muhtemelen eve gidince hayatının en güzel rüyasını görmüştür gece beni sayıklamıştır kadının ayaklarına kapanmıştır benimle tanıştırdığı için dememe kalmadı. kadın aradı. ‘Nasıl geçti falan .curt curt.’ Bu aracı kadın çocuğun akrabası aslında. Birinci dereceden.

‘Konuştuk. çay içtik falan’ dedim. ‘Kısmet... Allah”ım inşallah olur’ dedi. “Sen de gözlerini ayıramadın ondan, hep yüzün gülüyordu yakaladım bakışlarını, anlarım be bu işleri, siz birbirinize çok yakıştınız “ demez mi...

İki üç gün geçti aradan, benim akrabayı da sıkıştırmış. Ne var ne yok gibi. Bizden hiçbir ses yok . yani ne çocuğu beğenmedim ne de beğendim,  hiçbir şey demedik, anlarlar herhalde dedim.

Ertesi günü annem kapıyı açtı işten gelince. Gülmekten gözlerinden yaş geliyor. “  N’oldu anne?” dedim.

“Şadiye Abla aradı, ben Betty’i çok severim, öyle çok isterim ki bize gelin olsun. Nasıl üzgünüm, nasıl” demiş, “Tabiii. anladılar çocuğu beğenmediğimi sonunda” dedim. “Hiç o uyar mı anne bana, mantıklı düşün. Akşam eve gelir gelmez pijama giyiyormuş. Allah bilir çizgilidir” dedim.

Annem kahkaha atıyor, gözlerinden yaşlar geliyor resmen, takma dişleri fırladı fırlayacak. “Yok kızım, öyle değil.
Çocuk diyor, çocuk diyor, ikinci cümle yok. "Anne, çıkar şu takma dişlerini de rahat gül bari”

“Çocuk senden elektrik alamamış. !!!!! Şadiye teyze çok üzgünmüş, çocuk adına özür diliyor...

6 Eylül 2011 Salı

ESRA'YA BİR ERKEK BULDUK MERSİN'den

Tarih fi ..

Hayatımın en büyük hatası olan ilk ilişkim. “İş kuracağım, zengin olacağım, tekne alacağım “ diye hayaller kurar, beni de ona inanmam için ikna ederdi.

İlişki sallantıda, bitti bitecek, sebep arıyorum. Yolun başında ben küçüktüm, bir şey bilmiyordum, o benim için herşeyi bilen , tecrübeli bir adamdı. O ne derse doğruydu. Ancak ilerleyen yıllarda ben büyüdüm, onun aslında hiçbir şey bilmediğini öğrendim.
Şehir dışına gitmiş. Portakal ticareti yapacak Mersin”de. Ve tabii zengin olacak. Acayip mutlu, sesi mükemmel geliyor telefonda. Hı hı deyip geçiştirdim. “Bak” dedi, “Bu sefer yanımda bir arkadaşımı getireceğim , senin o Zargana Esra”ya ayarlamak için , kız da kurtulsun artık yalnızlıktan' dedi.
Esra iş yerinden arkadaşım. Kısa saçlı, uzun boylu, düzgün vücutlu, kibar, aklı başında, modern dansla ilgilenen, hani güzel denmese de, ortadan biraz daha üstün bir kız benim gözümde. O dönem “sevgilim yok sevgilim yok , yapayalnızım” diye başımı yiyiyor. Ben de bu telefon üstüne Benimki İstanbul”a gelirken bir arkadaşını getirecekmiş, seninle tanıştırmak için “dedim. Epey sevindik, heyecanlandık.
Ben İstanbul'da epey bilinen bir Sosyal Tesiste çalışıyorum. Organizasyonlarla ilgileniyorum; Sinema, tiyatro, seminer, konserler filan. Tesis gerçekten Türkiye”nin elit insanlarından oluşan özel bir tesis. İnsanlar beni az çok tanıyorlar . O gece açık hava sineması var, Sefiller oynayacak. Biz de bunları bekliyoruz.

Benimki (maalesef) benden epey büyük ve alakasız duruyor yanımda. “Boyfriendim” demiştim bir arkadaşıma tanıştırdığımda da, kız arkasını döndüğünde “ne boyfriend”i, bu resmen manfriend” deyip dalga geçmişti. Öyle işte. Nerden buldum ettim sormayın, kısmet ...

Film başladı başlayacak, bunlar yok, Esra heyecanlı. “Sen git” dedim, “ben onlarla beraber gelirim yanına.” Esra sinemaya gitti. Biraz bekledim yok, biraz daha bekledim. Baktım karşıdan sırıta sırıta geliyor benimki(maalesef)

Yanında da bir anlam veremediğim, iri yarı. neredeyse benim 3 katım bir adam. Allah Allah dedim. Bu ne alaka bir durum? Yaklaştı bu , ben hala gözlerimi kısarak bakıyor, yanında getireceği adamı arıyorum. Sarıldı falan. “Nerede arkadaşın?” dedim. “Gözükmeyecek kadar küçük mü ?” dedi gülerek.

Baktım, tekrar benimkine(maalesef), soru sorar gibi, nasıl yani der gibi, anlamaya çalışır gibi baktım. Dondum kaldım. Güvenlik görevlileri, tesiste çalışan insanlar da gözlerini bize çevirmişler merakla bakıyorlar. Benimki zaten alakasız bir tip de, yanındaki için ne diyeceğimi bilemiyorum.

“Bu” dedi, “benim çok yakın arkadaşım Adnan. Dünya iyisidir bu” dedi. Ben herhalde portakal kamyonunun şoförü diye geçiriyordum içimden." Memnun oldum "demeye çalıştım ama bir türlü ağzımdan çıkmıyor o cümle, insanlar bana bakıyor bu kadar iki alakasız adamla ne konuşuyor diye. Giyinmişim şım şıkır.

Adam 2 metre var, kilosunu tahmin edemiyorum, hani var 140 150 bilemiyorum tam olarak. Yeşil takım elbise giymiş, iki yakası asla kapanamayacak cinsten. Göbek çıkmış, taşmış. Pantolunun paçaları kısa, ayakta beyaz çorap, siyah makosen çamurlu ayakkabı. Adam kömür gibi kara.

“Adnan bu mu dedim? “

“Evet, Nerde Esra” dedi. Yanında dünyanın en uygun adamını getirmiş gibi bir edayla.

“Esra”mı? Esra biraz rahatsızlandı falan filan “diyerek birşeyler gevelemeye çalıştım. “Benim de gitmem lazım aşağıdan bekliyorlar” dedim. Ama nereye kaçacağımı nereye sığınacağımı bilemedim.

Tamam mutlaka çok iyi bir insan olabilir, mutlaka sana çok yardımı olabilir ama Esra o adamı görseydi benimle arkadaşlık etmezdi bir daha. Apar topar onları gönderdim oradan. Esra”ya da adam gelememiş işi çıkmış dedim.

Ertesi gün telefonlaştığımızda “ ya sen deli misin” dedim, “nasıl getirirsin o adamı, Esra onunla çıkar mı Ya yapma gözünü seveyim” dedim. Kendini o kadar inandırmış ki bu olaya, “Esra da sıskanın teki, sanki çok mu güzel?” dedi. Ya ne söylenir ki, ne diyeyim ki, “gözün kör mü senin?” dedim. Dalga geçti bir de benimle. Onu bırak, adam evli 4 çocuğu varmış. “İnanamıyorum sana” dedim .

“Eee ne olacak, Esra bir iki gün takılırdı, evlenecek halleri yok ya” dedi.

“O adamın nesine takılacak Esra?”

Tahmin edeceğiniz gibi bu onunla son konuşmam oldu. Bir daha ne aradım, ne aramak istedim, yıllar geçti Facebooktan mesaj atmış, görünce elim ayağım dolandı o anı yaşadım. Hemen sildim yok ettim, engelledim.

Herkesin hayatında bir daha asla görmek istemeyeceği biri vardır değil mi?
İş yerindeki güvenlik görevlileri ertesi gün “ ya Betty Hanım, o iki adamı biz almayacaktık aslında ama sizin arkadaşınız olduklarını söyleyince gönderdik. Gerçekten arkadaşınız mı onlar sizin?” Dedi...

Sustum..ne deseydim...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

SELİM...


Fena terk edilmiştim. Şuursuz  bir şekilde çantamı hazırlayıp, kafamı dinleyeceğimi düşündüğüm Ayvalık taraflarında güzel bir adaya biletimi almıştım.Yolculuk ağlaya zırlaya geçti ...
Bitmişti..Onunla her yere gitmeyi göze aldığım, sevdiğim, tutkuyla bağlandığım adam, başka bir sevgiye yelken açmış, kıçıma fena bir tekme atmıştı. İstanbul'da kalmak, onun izleri olan her yerden uzaklaşmak, kaçmak istiyordum.
Kendime kalacak bir yer bakınmaktan yoruldum, Temmuz güneşi tepemde , kavurmuştu beni.
Biraz soluklanmak için Ege”ye özgü şirin kafelerden birine attım kendimi. Of, pof derken hemen yanıma geldi, “Bir bardak su vereyim mi?”
Uzun boylu bir genç , nasıl zayıf,  nasıl zayıf ... kollarındaki etlerle kemikler ayrılmış, dökülüyor sanki. Alın kemiği dışarı fırlamış, adem elması fırladı fırlayacak. Gözleri o zayıf , kemikli suratında iki kocaman ampul... Bir başka bakıyor gözleri bu çocuğun. İçine içine insanın, ardımda bir şeyler görmek ister gibi; “beni gör” ya da” ben de buradayım, bak” der gibi..tuhaf..adlandıramadım bir türlü ...

Bana uzattığı buz gibi suyu içtim. Gölge güzel gelmişti, düşen tansiyonum normale dönmüştü.
“Ayran da yapayım isterseniz” dedi. Bunu bir garson edasıyla değil: bir arkadaş, candan bir arkadaş gibi sormuştu. İkisi arasındaki farkı kim olsa anlar.

Arkasından baktım; üzerindeki pantolon düştü düşecek, hani neredeyse ardından” dur, sen yorulma, ben alırım” demek geldi.

Uzun ,kemikli elleriyle buruşmuş sigara paketini uzattı bana,
“İçer misin?”
Elleri titriyordu , gözüm takıldı. Göz göze geldik, aldım bir tane. Arada bir içerim sigarayı;canım sıkıldığında, keyiflendiğimde, kahve ve rakıyla beraber. Uzattığı eli geri çeviremedim, aldım bir tane.
“Yeni mi geldiniz?”
“Evet, kalacak yer bakıyordum"
“Bak, şu mavi boyalı evi görüyor musun?  güzel bir pansiyondur,  kalanlar memnun. Sanırım boş yeri de var, tanıdıktır. Hemen gidip bakayım istersen”
“Yok, yok. biraz dinleneyim, gider bakarım ” dedim. Bu kadar yardımsever oluşundan kuşkulanmıştım açıkçası.
Tost yaptı bana, çay içtik. Gazetemi okurken, “İstanbul”dan mısın? Dedi.
“Evet, ne yazık ki”...dedim. Gülümserken eğri büğrü, sigaradan sararmış, bir kısmı dökülmüş dişlerine baktım gayri ihtiyarı.

O İzmir”liymiş. Bir süredir buradaymış. “Gece  ikiye üçe kadar çalışıyorum, sonra da  burada yatıyorum” dedi , içerideki küçücük yeri göstererek...

Pansiyona yerleştim sonunda. Denize giden yol  onun çalıştığı kafenin önünden geçiyordu. Benim denize gidiş saatlerimi biliyor, kafenin ön kapısında dikiliyordu. Sabahları “ gel, çay içelim , yeni demledim, sigara da var” diyordu. Gözümün içine öyle ince ince bakıyordu ki; onu kıramıyor, bir iki saat oturuyor, öyle gidiyordum denize. Elindeki sigara hiç sönmüyor ve sürekli demli çay içiyordu Selim.

Ben de” çok sigara içiyorsun, hadi biraz kahvaltı edelim, yemek ye,” diye baskı yapıyordum. O her seferinde “boş veeerrr” diyordu. Günde neredeyse bir öğün bile yemek yemiyordu. Sigara, çay, sigara, çay...

Bir sabah” Hadi, sen de gel , denize gidelim"  dedim. "Yok,  sevmiyorum denizi, canım istemiyor artık. Bu kadar gelir giderim bir kere girmedim” dedi.
“ Allah Allah! ne ilgin, ben de sudan çıkmayı sevmem" dedim.
Okuduğum kitaba bakıp yorumlar yaptı. Sevdiği kitaplardan , şairlerden bahsetti. Arada bir satır aralarında bana küçük, güzel şeyler söylüyordu. “Makyaj yapmıyorsun, ne güzel, çok doğal duruyorsun vs vs..”

Gitmeme bir gün kalmıştı. “Mailini ver, dönünce yazışırız.  dedim. “Yok, mail kullanmıyorum. Telefonum var, mesaj  atmayı da sevmem. Benimle iletişim kurmak istiyorsan, mektup yaz “ dedi.
Güldüm, hoşuma gitmişti. Mektup yazmayı çok severdim zaten ama artık yazacak kimsem yoktu ki...

“Yarın gidiyorum” dedim. Yüzü donuklaştı, sustu, gözlerini yere doğru çevirdi. Yüzümde salak bir gülümsemeyle kaldım. Sustu, sustu...

“Gitmesen” dedi, “bir iki gün daha kalsan keşke sana alıştım, her sabah seni beklerken mutlu oluyordum”

“Çok isterim ama maalesef işe başlayacağım “ dedim.

Bir sigara bir sigara daha yaktı. Kızdım en sonunda. “Yeter artık ya, yemek de yemiyorsun , kendini neden böyle zehirliyorsun, bak hastalanacaksın” dedim

Bu sefer yüzünde hep bildiğim o sevgi dolu ifade sertleşti. Ağzını açtı, dudakları titredi. Gözleri büyüdü. Eyvah dedim kötü bir cümle geliyor. Ama toparladı kendini. Biraz daha yumuşattı yüzünü , korktuğumu, şaşırdığımı hissetmiş olacak.
“Biliyor musun?” dedi. “Ben yıllarca hapis yattım. Suçluluğum ispatlanmadan hem de. Üniversitedeyken eylemde yakalandım. Bir çok suçu üstüme yıktılar. Hemen her türlü işkenceyi gördüm, kaburgalarımı kırdılar, şimdi ciğerlerimde sorun var ve hiç iyileşmeyeceğim. En yakın arkadaşımla kaçarken,  ben paçayı kurtarmıştım ilk seferinde ama onun beyninin parçaları on metre ötemdeydi. O orada kaldı, ben hapiste. Anlıyor musun neden yemek yemediğimi?  İsyan bu benim için. Bu kadar olay yaşanmışken, oturup da zevk içinde yemek yiyemiyorum.  Şimdi zayıf olsam ne olacak, şişman olsam ne olacak, sen ne söylüyorsun bana “

Kendimden öyle nefret ettim ki o an. Salaksın kızım sen dedim. Kocaman bir salaksın. Biliyordum Selim”in ilginç bir hikayesi olduğunu ama anlatmasını beklemiştim.

Tekrar uzaklara daldı gözleri: benim darmadağın  olmuş yüzüme bakıp, söylediğinden biraz mahcup,” bir çay söyleyeyim sana” dedi. Dudaklarım titreye titreye , yüzüm şişene kadar ağladım o tahta masanın başında. Ağladık..."Ben de anlatacağım" dedim," benim de var anlatacaklarım  Selim , ama şu anda değil "...

Tekrar gitsem oraya onu bulacağımı biliyorum. Oradadır...gündüzleri çay, sigara, geceleri de o sıcak, karanlık odada uyuyordur ya da uyumaya çalışıyordur...
Bu sabah ona benzeyen bir çocuk gördüm yolda da aklıma geldi ...(Çocuk dediğime bakmayın siz, eskiden kalma bir alışkanlık. Otuz üç, otuz dört yaşlarındaydı Selim.)

29 Temmuz 2011 Cuma

İŞYERİNDEKİ PİSLİK TÜRLERİ ve CİNSEL HAYATLARI (2)

IT MANAGERLAR/BİLGİSAYARCILAR VS; Heh” geldik şimdi işyerinin en götü kalkık, en rahat, en snop müdürlerine. Dünyayı bunlar yaratmış anacığım. Bilgisayarın bozulur, çağırırsın, “ hemmmeeen geliyorum” der, akşama kadar zor gelirler. Sen bekle ki adam gelsin, bilgisayarını düzeltsin. Hep meşgullerdir, hep işleri vardır, hep bir program yapıyorlardır. Sürekli insanlarla olan sosyal iletişiminizi kısıtlarlar. “Kerem bey, ben msn kuramıyorum. “Yasak maalesef, yurtdışı yapıyor, bizimle ilgisi yok” ,”Kerem bey, ben gtalkta konuşuyordum eskiden ama şimdi giremiyorum.” Yurtdışı engelliyor, yapacak bir şey yok”. Ne bok olsa yurt dışına atarlar. Halledemediğiniz çok basit bir şey olduğunda” hahha salağa bak, bu kadar basit şeyi beceremiyor” diye pis pis , yandan çarklı gülerler.
Şirkette masa masa gezip, hatunlarla fingirder, onun bunun böreklerini, keklerini götürürler.
Son derece aktif insanlardır, akşamları orada burada içerler, sabah geç gelirler. Kolay sıkılırlar, uzun süre aynı iş yerinde kalamazlar. Blue jean, üstüne rahat t-shirt giyip, gelirler işe. Herkesin onlara muhtaç olduğunu düşündüklerinden yürümeleri bile bir hoştur; şirket içinde kendine özgü stilleriyle dolaşırlar, ellerinde sürekli kraker, simit parçası vs. olur.. Çok acıktınız; kimde yiyecek bir şey var acaba diye düşündünüz, adres belli. IT’cileriniz.

Cinsel Hayatları; Hatunlardan gelen ” ay , şu programı kuramıyorum, bana yardımcı olur musun Serkan?” lu telefonlarla başlar ilişkileri...

Bunlar için sevgili bulmak pek kolaydır. Kendilerine haddinden fazla güvendikleri için “hatun bulamayacağım “ diye strese girmezler. Bu yüzden de rahat rahat bir dolu sevgilileri olur. Zaten sosyal çevreyle pek haşır neşirdirler, mutlu mutlu gezerler. Taa ki işyerinden atılan ve bilgisayardaki tüm bilgilerine el koydukları bir arkadaşıyla karşılaşana kadar...

Sizle beraberken laptopunu, telefonunu vs. yanında getirmemesini rica edin. Yoksa yataktan kalkıp kalkıp, program çalışıyor mu diye kontrol etmekten, sevgililerine konsatre olamazlar. Fazla gururunu okşamayın, iltifat etmeyin, başa çıkamazsınız sonra...


SATIŞ MÜDÜRLERİ; Şirketi onlar kurtarır, onlar olmasa diğer departmanlar maaş alamaz.

Şirketin verdiği araba da benzin de bedava ya, bu haklarını gezmekten tansiyonları düşüne kadar kullanırlar.

En güzel toplantılara onlar giderler. Uludağmış, Kartalkaya’ymış, Mavi yolculukmuş, Tayland, Rusya’ymış hep onlarındır. İki tane satış yaptılar diye göt göbek kasıla kasıla yürürler. Kocaman sandalyelerinde döne döne konuşurlar sizinle, gıcık olursunuz. Ellerinde de kalem olur; konuşurken evirirler, çevirirler, ara sıra ağzına sokarlar Şirketin kadınlarının peşinde gezmekten, müşteri ziyaretlerini unuturlar. Özellikle yurt dışı toplantılarında ilk gittikleri yer masaj salonları ve striptiz klupleridir. Nasıl olsa sevgilisi/eşi burada değil, ee adamlar da tamamen İŞ amaçlı oradalar. Tarihi, turistik yerleri gezecek değiller!!! Yurtdışına gidip de boş dönen satış müdürüne rastlamadım. Hepsi mutlaka kafesten kaçmış maymunlar gibi kadın milletine saldırırlar. Gıcıklar..Şirketin verdiği araba da benzin de bedava ya, bu haklarını gezmekten tansiyonları düşüne kadar kullanırlar.


Cinsel Hayatları; Pek bir verim beklenmez.Ön sevişmelerinden bi hayır gelmez. Sizle beraberken telefonun sesini kısar, (müşteriler arar hayatım, kapatsam iyi olur, rahatsız etmesinler bizi der) Siz de yersiniz. Oysa ki başka kızlar da arayacaktır adamı, ne ondan ne sizden vazgeçmek ister..
Ararsınız ” dışarı çıkalım mı ?” falan filan diye. “Ay şekerim, rapor yetiştireceğim , genel müdür lavuğunla toplantımız var” der, sizi kandırırlar. Takip edin, peşini bırakıp bu yalana kanmayın.

Mükemmel olduklarını düşünürler. Müdür ya adı. Tatminsiz insandır bunlar. Sürekli hayalindeki kadını bulamadığından dert yanarlar ama etrafındaki bir sürü kadını da görmezden gelirler. Bunların istediği tamamen çeşittir anacağım, sen inanma ağlamalarına. Birkaç yıl sonra genel müdürlüğe soyunurlar sonra hiç bakmazlar yüzünüze. Yüz vermeyin şu sümsüklere....

21 Temmuz 2011 Perşembe

İŞYERİNDEKİ PİSLİK TÜRLERİ ve CİNSEL HAYATLARI

Hiç bir zaman müdür olmak gibi bir arzum olmadı. Aman Allah göstermesin; bir araba, bir cep telefonu verecekler diye o kadar sıkıntıya katlanamam. Anlamsız anlamsız toplantılara koş , sürekli seyahat et, elalemin adamlarıyla sabah sabah toplantı yapacağım diye leş gibi kokan ağızlarına katlan, kokuya konsantre olmaktan ne dediklerini anlama, başka ülkelerde otellere tıkıl, şehri gezemeden dön. ” Ay, aman, yok! ” dedim; ” ben müdür falan olmak istemiyorum”
Ben Tiyatrolar bitirmiş, Sosyoloji”lerde okumuş, Bir sene İşletme eğitimi almış (birinci dönem sonunda eyleme daha fazla vakit ayırmak için kaçmışım) da hiç işim yok, sizin götten şirketinizde müdür olacağım. Ay aman, istemem. Zaten şirkette belli saatlerde çalışmak, benim gibi bir insana verilmiş en büyük ceza...Şu anda masamda bir sürü iş var, ben kahvemi içiyorum, yazımı yazıyorum, bitsin yazım öyle başlayacağım işe...Anlayın siz...
Hadi geçelim bu şirket denen anlamsız yönetimde ikamet eden insan tiplerine..

1) CEO’lar or GÖTLER ; Bunlar zamanında ezilmiş, “Ben Müdür olacağım(böyle sert bir tonda aynaya bakarak, yüksek sesle, yan profilden durarak konuşurlar) milletin ağzına sıçacağım, koskoca odam kocaman masam olacak, çayları kahveleri masamı getirecekler, insanlar odama girerken kapıyı tıklatacak, el pençe divan duracaklar, bacaklarımı açacağım götümü gere gere koltuğa kurulacağım” diye hayal kurmuş, canını kıçına takmış tiplerdir. Erkek olurlar genelde tabii ki. Kadınları CEO yaparlar mı, mazallah Regl sancısı tutar, bunalıma girer ,çocuğu hastalanır, Pms dönemi, menopoz dönemi sorunu çıkartır, verimli olamaz diye hayatta yapmazlar.
Ben neden olamadım sanıyorsunuz...

Cinsel hayatları; (Yok öyle birşey!)

Bu adamlar var ya bu adamlar; hepsinin cinsel sorunları var bunların. Ya çükleri ince ve kısa, ya da kalkmıyordur. Yatakta seviştiğini sanırlar, genelde koca göbekli oldukları için pozisyon sıkıntısı çekersiniz. Pipilerini uygun ortama getirmek için göbeğini oraya buraya attırırken kan ter içinde kalırlar, bazen gözlüklerini çıkartmazlar...

Romantiklik ve duygusallık beklemeyin sakın bunlardan. Bunlar ekonomi, işletme okuyacağım, ingilizceyi “ohh yeaah “ tarzında Amerikan aksanıyla konuşacağım diye tüm güzelliklerdan mahrum kalmışlardır zamanında.
Küt, düz, standart ve android adamdır bunlar zaten beden dilinden anlarsınız bunları. Ses tonları yükselmez, hep aynı ruhsuz tonda olur. “Getir, tamam, geldim, oh, ! “ gibi çok standart kelimeler kullanırlar. Arabaları da kocaman olur, iri ve sevimsiz. Şoförleri olduğu için arka tarafa malak gibi yayılıp gazete okurlar; o kadar sıkıcı görüntüleri olur ki o takım elbise içinde böyle soyasım gelir onları.

Yemeğe çıktığınızda sizi çok klasik balık lokantalarına götürür bunlar. Boğazdadır bu mekan, pahalıdır ama yemek işte, simit yesenizde doyarsınız çok mu önemli sanki?
Her hareketi son derece kontrollüdür. Hani böyle hoplasın, zıplasın, sıkıştırsın istersiniz sizi ama yok! Adam kazulet gibi oturur, klozet gibi kalkar, hayatı duruşu standartlara konumlanmıştır. Kıvrılmazlar, bükülmezler, kamburunu çıkartmazlar.
Bilirsiniz şirkette götleri müdür yaparlar. Paralı erkek istiyorsanız buyrun .


2)FİNANSMAN MÜDÜRLERİ /MUHASEBE MÜDÜRLERİ; Erkekler için; Kısa kollu gömlek modasının öncüleri bunlardır. Hep bunların altından çıkmıştır kısa kol uygulaması. O kısa kollu gömleklerinin altından böyle kıvrım kıvrım siyah kıvırcık kılları olur. Siyah çerçeveli gözlükler takarlar. Saçı olmayanların mutlaka tepeleri keldir. Tamamen dazlak olanına rastlanmaz. Siyah, ucunda küçük askısı olan deri çantaları olur, sallaya sallaya şirkete girerler. Yemeğe çıktığınızda konuşacakları konu; Muhtasar Beyannameleri, Vergi Daireleri, BABS ler,icmaller, mutabakatlar, cebir defteri ay sonu raporları gibi çok çekici ve tahrik edici konulardır. Diğer bildikleri de siyasettir. Atar tutar memleket kurtarırlar. Öğle yemeğine saatinde çıkarlar, hata yapmaktan acayip korkarlar. Bu tarz adamlar salla başı al maaşı zihniyetinde çalıştıkları için müdür olmuşlardır. Herhangi bir konuda çıkıntılık yapmazlar, tepki vermezler, genel müdür ne derse doğrudur. Genelde bu adamların ilk girdiği işyeridir ve oradan direkt mezarlığa giderler. Başka iş arama, yeni açılımlar yapma gibi bilgileri yoktur. Finans müdürü adı altındakiler ise bunların bir üst versiyonudur. Elini sallasanız finansçı zaten.Bence dünyanın en sevimsiz işlerinden biri bu finansçılık. Şirkete nasıl kar ettireceğim diye maymun olurlar, habire toplantı yaparlar. Departman müdürlerini çağırıp onlara fırça atarlar. Şirketin en ukalalarından biri de bunlardır. Egosu yüksek ikinci adam da bunlardır.Para adamların elinde ya dersin IMF de görevli. Renksiz giyinirler. Çok yer gördüğünü sanıp havalara girerler. Bir kadınla çıktıklarında çok klasik anlayışları vardır. Şarabı önce kendisi tadarlar mesela, genelde beğenirler.. beğenmezse n'olacak beş şişe açtıracak değil ya) sonra da "hımm.güzelmiş." diyen tiplerdir bunlar. Mutlaka yolda durup bankamatikten para çeker ya da benzin alırlar. Bunları asla sizle yemeğe çıkmadan önce yapmazlar. Jilet gibi ütülü pantolon giyerler. Azıcık salaş olsun, yayılarak otursun diye gözüne bakarsınız ama, ıııhh..olmaz...Size ilk yemekte parayı ödetmez ama başka yerlerden çıkartmaya bakarlar. Kendilerini vazgeçilmez ve çok zeki olarak görürler. Hele de kurslarda , y.dışında ingilizce öğrenmişlerse eblek eblek kelimeleri cümle aralarına sıkıştırırlar. Siz salaksınız ya, hiç dil bilmiyorsunuz ya..

Cinsel hayatları; Çok yapıyormuş gibi görünürler ama külliyen yalan; sevişecek birilerini buldum mu sevinçten ayakları götüne vurur. Evine gittiyseniz, sizi sürekli kontrol ederler bir yeri karıştırıyor mu diye. Kontrolcüler ya.

“Asla evlenmem oğlum, ne evlenmesi , bir kadınla yapamam ben, çeşit olmalı” diye bas bas bağıran tiplerdir. Ama akşam olup oturdum mu koltuklarına, yalnızlıktan ağlarlar da kimse bilmez. En iyisini daha güzelini daha zenginini bulmaya çalışırlar. Önünde “manager” ünvanı olmayan kadınlara hesapta yüz vermezler. Ama Genel müdürden, departman müdürüne, şefe, sorumluya, sekretere en son da tezgahtara kadar düşer de kimseye bahsetmezler. Cümleleri şöyle başlar etrafta” İşte benim kız arkadaşım var, ehmmm.. Amerika”dan döndü, şu anda bilmem ne şirketinin ..managerı” olacak ..Ulan ne manager”ı ? Kız Amerika”nın çölünde dil öğrenmeye gitmiş karşı apartmandaki Hatice teyzenin koyun postu gibi saçlı kızı Gülay. Ne manageri? muhasebede fiş girmeye bile razı kız, yeter ki sigortası olsun.- . Siz zaten o sevgililerini hiç göremezsiniz. Hep vardır ama gizlerler. Çünkü yeterince ünvanlı değildir onlar. Çok afedersiniz adamı zker bırakır bunlar duygusuz oldukları için. Çünkü ertesi gün daha ünvanlı bi kız bulacağını düşünürler bu yüzden orta sınıftan hatunlara değer vermezler. (Sonra da bok gibi de abazan abazan dolaşırlar etrafta.))Ohhh..!!!!

14 Temmuz 2011 Perşembe

AMAN EMLAKÇIM! NE YAPTIN BANA?

Emlakçılardan oldum olası hazetmem. Onlarla muhatap olacağıma evsiz barksız kalırım daha iyi.

Ya , bu nasıl bir caka satmak, bu nasıl bir kendini beğenmişlik? Bu nasıl gözüne baka baka kandırmaktır , anlamadım. Onların eline düşmezsiniz umarım, donunuza kadar soyarlar sizi. Piyasayı onlar belirler. Onlara göre ev iyiyse, iyidir. Sizin yorum yapmanıza gerek kalmaz. Sizin gözünüz yoktur, anlayamazsınız bir malın değerini, ama onlar bilirler.

Eşinden yeni boşanan arkadaşım, kutu gibi şirin, sempatik, merkeze yakın bir ev ister her orta sınıf çalışan kadının istediği gibi. Hevesle gazete ilanlarına bakmaya başlar. Woww..”Gümüşsuyu”nda deniz manzaralı, şirin ev, tam size göre; 650 TL.”
Aman bu evi kaçırmayayım, merkeze yakın , Cihangir”e kahve içmeye giderim, İşime de yakın, bir de deniz görürüm, gelsin güzel günler, üstelik 650 TL”ye” der. Koşa koşa yılların emlakçısına gider.

Hoşgeldiniz , beş gittiniz derken, “eee, bir görelim evi o zaman” der arkadaşım.

Adam iki üç bitişik apartmanın- tabiri yerindeyse göt göte yapışık- binaların olduğu sokağa getirir. İçeriye hevesle girer arkadaşım.Tüm odaların kapıları birbirine açılıyor; yani salonun hem giriş hem çıkış kapısı var , yatak odasının ki de mutfağa açılıyor.

Eh demiş arkadaşım, napiiim, merkeze yakın , varsın olsun.” Şey” demiş, “deniz manzarası demiştiniz?? Hani?”

“Haa.” demiş emlakçı kızın koluna girerek çok bilmiş tavrı ile.” Gel bak, şu karşı ki daireyi görüyor musun?”

“Hııı.”

“Orada tiyatrocu bir çocuk oturuyor. O, salonun camını açtığında taaa koridorun diğer tarafı gözüküyor. Sırf deniz manzarası. O çok iyi bir çocuk, tanıyorum ben. Sen istediğin zaman söyle açar o.”

??





HEM GAZETECİ HEM EMLAKÇI

Yine aynı arkadaşım Bakırköy civarına bakıyor bu sefer. Emlakçıya gidince, “Ne iş yapıyorsunuz siz?” diyor emlakçı, arkadaşımı baştan aşağı süzerek.

“Gazeteciyim” diyor arkadaşım.
Birden gözleri parlıyor Emlakçının.
“Öyle mi? Hangi gazetede?”
“Bıdı bıdı gazetesinde”
“Hımm. Çok güzel. Meslektaş sayılırız desenize” diyor emlakçı göğsünü çıkarta çıkarta.
“Aaa , siz de mi gazeteciydiniz? Diyor arkadaşım.
“Evet” diyor emlakçı. “Bakırköy yerel gazetesinde şiirlerim yayınlanıyor” benim.
“Hııı.Memnun oldum” diyor ve ev bakmaya başlıyorlar.

8 Temmuz 2011 Cuma

FRİEND FEED DİLİ VE EDEBİYATI

İki şekilde öğretim vardır. Çevrim içi ve dışı. Birinci seçenek adından da anlaşılacağı üzre; canlı canlı yapılır. Diğeri ise dışarıdan, siz online olamazken.

HANGİ DERSLER İŞLENECEK

I.DÖNEMDE; Konuşma dili, işaretlerin anlamı, fotoğraf yükleme
II.DÖNEMDE; Kavga etme teknikleri, cadalozlarla başa çıkma dersleri, Ve FF dilini nerede nasıl kullanacağınız , değişik kelimelerin anlamı,

Görüldüğü gibi dersler gayet keyiflidir. Çalışan kazanır. Dersleri iyi dinlemeniz, katılımcı olmanız yeterli.

Madem FRİEND FEED dilini öğreniyoruz; kısa kısa size bazı küçük notlarım olacak.

NE NEDİR?

ATARLANMAK;
Bu dilimize yeni kazandırılan çok renkli bir kelimedir. Hayır, hayır, o sizin döneminizdeki atari oyunu ile alakası yok. Bilgisayarda oynanıyor yine ama bu öyle değil.Yani sinirlenmek, yani birinin lafına atlamak gibi bir anlamı var. Diyelim sosyal medyadan bir arkadaş FEED açtı. Yani birşeyler açıkladı o dikdörtgen içinde. Siz” heh, bak bana hitaben yazdı bunu hemen dersini vermeli” şeklinde hareket ederseniz Atarlanmış olursunuz. (Bende yeni öğrendim , umarım doğrudur.)

GİDERİ VAR; Bana bir sosyal medya arkadaşım dedi ki.” O kızın gideri var mı ?” Ben de zengin mi , iyi bir geliri var mı zannettim. “Nerden bileyim” dedim. “Belki de vardır iyi bir gideri” Güldüler. Meğer o değilmiş. Hani işe yarar mı? sevişilecek biri mi? bize de bir iş çıkar mı? gibi ayıp bir anlamı varmış. O yüzden sakın bana bunu bir daha sormayın. Giderim , gelirim yoktur benim.

STAYLA
; Yok, bu bir Rock şarkıcı ismi değil. Yoo , Boşnakça da değil. Bu "stil" anlamına geliyor. Mesela bir fotoğraf koyarsınız . Yan yan bakmışsınızdır, yüzünüzde pek bir mahsun ifade. Altına not düşer çevrenizdekiler hemen. “AA Küçük Emrah Styla” diye. Yani Küçük Emrah gibi boynu bükük çıkmışsın demek istiyorlardır. Evet canım, söylerken çok seksi geliyor bana da staylaaa...

ÖZET GEÇ PİÇ; Bir konunun altına toplanırlar. Uzar da uzar.. konunun başlığında “bugün çok güzel bir gün, ben ata bindim, bisiklete bindim” gibi bir duygu -durum bildirimi vardır. En alta baktığınızda” Sensin Kürt, piç” diye bir yorum çıkar. Haydaaa!!!... ne alaka dersiniz. Mutlaka aralara çok eksantrik yorumlar girmiştir. Hepsini nasıl okuyacaksınız şimdi.. hemen bir işaretle “özet geç piç” derseniz iyi yürekli bir arkadaş size bir satırlık yorumla durumu bildirecek ve sizi zaman kaybından kurtaracaktır.

ÇOK GÜSELSİİNNN
; Bildiğiniz” çok güzelsin” in emo”casıymış bu . EMO mu ne demek? Tabii tabii , zevkle açıklayayım. Duygusal yani (emotion) dan geliyor, yani tıpkı benim gibi. Fotoğraflarda kafa yana yatıktır, zayıf olurlar(ee tabi duygusal insan bunlar . et ye, göt ye, sonra nasıl duygusal gözükecekler o kilolarla?) . Siyah dar pantolon giyerler, bacakları sıskacık olur, altlarına genelde converse tarzı ayakkabılar giyerler. Göz farı olarak simsiyah tonlarını tercih ederler.Hee ne diyordum "çok güselsinn" lafının Emo'lar tarafından üretildiği söylenir.

BSG; “Bugün öğrendim, taze taze sunayım size; bi siktir git” miş.

CAPS YOK MU? ; Kameradan, fotoğraf makinasından bir görüntü istiyorlar arkadaşlar kimi zaman. Anlattığınız durumu, hali, vaziyeti, mekanı, yediğiniz yemeği anlattığınızda ya da “ben bugün bir bikini aldım” dediğinizde “caps isteriz “ diyorlar. Ben de” aa gerçekten mi?” demek istiyorlar gibi bir şey sanmıştım; değilmiş. “Bize lütfen bir fotoğraf göster” demek isterlermiş meğer. Bu caps isteme olayı önce yediğiniz yemekle başlar ardından külot, bikini ve tüm vücudunuzun capsini istemeye kadar gider..


KLAVYE DELİKANLISI
: İçinde Türk-kürt tanımı geçiyorsa, İslam- Din- türban geçiyorsa hemen atlayan tipler bu gruptandır. Sanal alemde saklanabildiği kadar saklanır, içindeki nefreti, kini, küfürü kusarlar. Kendi düşüncesinde olmayanlardan nefet eder, ezmeye çalışır, yargılarlar. Gerçek hayatta çok asosyal tipler olabilirler. Siz siz olun sakın klavye delikanlısı grubuna katılmayın.

NEFES ALSIN YETER: Erkekler bunu aradığı kadın özelliklerinde söylüyorlarmış: yoksa nefes darlığı olan falan yok, çok şükür. Ölen de yok.Kimisi der" uzun boylu, ince belli olsun" kimisi " ben ille de sarışın derim". Ufak şeylerden mutlu olan ve detaylara girmeyen bir erkek gelir "Bırakın bunları, nefes alsın, canlı olsun yeter!" der ve o günden sonra nefes alan bütün kadınlar kendileriyle gurur duymaya başlar.