11 Mart 2013 Pazartesi

İKİ KİŞİ SEVİŞECEK DİYE NE BU TANTANA


Düşmanım olan varsa ve bana işkence çektirmek istiyorsa ona yardımcı olabilirim. Beni düğüne davet etsin!

Yanlışlıkla düğün davetiyesi alacağım ve katılmak zorunda kalacağım diye ödüm kopuyor. Fobilerim arasında (sanki çok azlarmış gibi) bir de “Düğün fobisi “ bulunur. Masanın üstüne konulmuş “Evleniyoruz, mutluyuz” yazısı geçen o beyaz kartonu gördüğüm an ciğerlerim yere dökülüyormuş gibi bir acı hissederim.

“Gitmek zorunda mıyız ?”

“Kesinlikle” anlamında başını aşağı yukarı sallar.

“Ben gelmesem?” derim, yalvararak, gözlerimi pörtleterek, o

Çenesini “Asla!, gebertirim””şeklinde yukarı kaldırır ve çene orada kalır.

Anladım, gidilecek.

Ve mide sancısı başlar bende. O gün bir iş çıksa da gitmesem diye fırsat kollarım. “Kaç saat sürer? Kaçta kalkmamız lazım?” gibi daha önce defalarca sorulmuş soruları sormaya devam ederim.

Anne “kurtuluşun yok, biliyorsun” babında bakar.
Tüm mazeret bulma çabalarım sonuçsuz kalır ve” o gün” gelir. Hiç sevmediğim zoraki süslenme faslı bittiğinde yıllar önce dondurulup, az önce uyanmış edasıyla beklerim. Annemin “dik dur, surat asma, zorla gittiğini belli etme bari bu kadar,  insanlara tip tip bakma, onun bunun kıyafetiyle, oynamasıyla alay etme!  Burun kıvırma! Kadınlar seni öpünce suratını ekşitme.Pöf, möf deme. Emlakçının düğününde bakkalın karısının gülüşünü taklit etmiştin de , kadın görmüştü; rezil olmuştum. Bu sefer kendine çeki düzen ver” cümleleriyle evden çıkarız.
Annemle diyaloglarım böyleydi düğün öncesi. Davetiye geldikten sonra yaşanılanlar yıllarca böyle sürdü bizim evde.





VE O AN GELİR.
İşte, orada!  Düğün salonu tüm haşmetiyle durmakta.

Salonun girişinde illa ki ucuz takım elbiseli, yaz ise(beyaz ayakkabılı) saçları yana taranmış, bıyıklı adamlar olur. Birbirlerini iteleyerek gülüşür, sigara içer, düğüne gelen hatunları süzerler. Genelde o düğünle ilgileri yoktur. Kim kimle evleniyor bazıları bilmez bile. Dekor olarak durur o adamlar.

Haddinden fazla şaaşalı kapıdan girdikten sonra, salonun ortasında illa ki şuursuzcu dönen parlak bir top beni bekler. Yerler cilalanmış gibidir, düşmeyeyim diye parmak uçlarımda yürürüm. Birkaç kez salona düşerek girmişliğim vardır.

Salon, silme mahalle insanıyla dolmuştur. Sağ köşede yılların bakkalı, onun yanında saçları bir türlü beyazlamayan altmış yaşlarındaki manav, bakkalın  koca memeli karısı. Hepsi ama hepsi mutlu görünüyor. Düğünlerde böyle bir duruş vardır; “Mutlu insan duruşu”. Herkese binbeşyüz gülümseme hakkı verilmiş, alın bugün kullanın denmiş gibi gülümserler o gün. Hayır, gelinle damat akşam sevişecekler diye ben neden gülümsemek zorundayım, ben mi sevişeceğim, altınlar bana mı gelecek?”

İşte, beni gördüler tüm misafirler, gülümsüyorlar. Sanki ilk defa görüyorlar. Daha dün balkondan paspas silkelerken çemkiriyordu bana kadın. Düğündeyiz diye barışacak halim yok ya. En çirkin gülümsememi bu kadın için kullanıyorum. Sonra geçiyorum sandalyeme.  Bir o şaşı gözlü çocukla tanıştırdıklarında  çok sıkılmıştım, bir de düğünlerde.
Mümkün olan en uzak masaya doğru sessizce ilerlerken, annem kaslı kollarımdan mıncıklayarak beni orta yakınlıkta bir yere oturtur. İsteksiz adımlarımla sandalyeye oturduğumda reflüm azmaya, midem ekşimeye, gözlerim araba farına dönmeye başlar. Fonda hayatı güzel kılmaya yönelik, zorlama müzik abandıkça abanır trombositlerime ...Üç dakikada bir saate bakarım. O mutlu insanlar gibi olmak isterim.

Beline kırmızı kurdelayı takmış gelin kız da görünür sonunda. Şu suratındaki salak gülümsemenin sebebi Birazdan altınları toplayacak olması değilse, ben de şu tavandaki yaldızlı top olayım.Yine gitti bir çeyrek. Hiç tanımadığım insanlar sevişecek diye altın takmak da nesi. Boşanırlarsa geri verirler mi o altınları acaba bana. Yaa , içim gidiyor resmen, içim!

1998 den beri bordo kaplı defterimde kime ne taktıysak yazıyor. Paraları ve hediyeleri yazmadım. 55 çeyrek, 15 cumhuriyet. Evlenmediğime en çok bunun için üzülüyorum. Ne yapacaklar acaba benim çeyrekle? Koltuk takımı taksidini öderler, ya da şu siyah ayakkabılı, beyaz çoraplı sevimsiz damada ipek pijama filan alırlar. Ayyyy.. ne bileyim, resmen acıyor içim, gitti paralarım, emeklerim...

Aha! Davul zurna da başladı. Allah”ım dimağımı koru. Davul çalmadan oynayan insanlar vardır, davul çalınca oynayanları zaten saymıyorum. Bir insan bir davul tıngırtısına karşı bu kadar mı kıvrak tepki verir, şaşarım. Onunkiyle benim ki aynı iç değil mi, O neden bu kadar mutlu?

Düğünün ikinci çeyreği

Bebeler masaya yatırılıp, altları değiştirilmeye bu dakikalarda başlar. Salonda koşuşturup, çelenkten çiçek çalmaya çalışan çocukların anneleri “Kör olasıca, otur oturduğun yerde” diye tokatlarken, diğer tarafta lüleli saçlarını attıra attıra oynayan kadının kocası kaş göz işaretleriyle "fazla oynadın, otur yerine” bakışı attırır. Kadın da geri bildirim olarak omuzlarını  yukarı doğru kaldırıp, indirerek çekip “bana ne, bana ne , oynayacağım işte” der. Adam tekrar “akşama görürsün” babında dudaklarını sıkar, bırakır.
Düğünün 2.çeyreği;

Lekelenmiş siyah pantolonu,  neredeyse kahve rengine dönmüş beyaz gömleğiyle garson görünür. Karton bardaklara  doldurulmuş limonataları bir iki parmağını da sokarak, az önce çocuğun altının değiştirildiği koordinatlara fırlatmak suretiyle bırakır.Yanındaki yamağa 'koy şuraya lan" tarzında fırça atarak, plastik tabaklara konmuş, pastanelerin -yazıktır, çöpe gitmesin -mantığıyla bir kenara ayırdığı, ağzına attığında yağı damağına yapışan 3 tane kuru pasta servisi yaptırır. Mutlaka eksiktir limonatalar. Mutlaka biri "garsoonn, benim limonatam yok" diye uyarır. Garson isteksizce gelip gider masa aralarında.

Ülserim azar, başım hafif döner, elim ayağım buz keser tam o dakikalarda. Hayat bu kadar acımasız olmamalı, hayır, olmamalı iç seslerimle tavandaki top gibi dönmeye başlarım. Annem “Bayıldın bayılacaksın, gülsün u  yüzün. biraz” diye dirsek atar. Bir saat böyle geçer. ve takı anı anons edilir edilmez elimdeki çeyreği neredeyse koşarak takmaya giderim.Gelinle damadı birazdan oradan kurtulacak olmanın derin hazzıyla tebrik ettikten sonra, kaynananın "mahallede kasım kasım kasılmasını, lüks arabalardan havalı havalı inmesini biliyon, tak bakalım ne takacaksın, görelim"  bakışıyla, iğneyi gelinliğe geçiririm. O düğünde ilk kez ve son kez  “biraz yanaşın, lütfen” diyerek şekilden şekile giren fotoğrafçıya gülümserim.Ve bu mutlu düğün fotoğrafında öyle güzel öyle güzel çıkarım ki, gören düğünün en çok gerdan kıran kadını olarak beni seçer. “Anne, bu son olsun, lütfen!” derim salondan çıkarken. Ve koskoca yarım günü tarihe gömmenin derin hüznüyle, "Ohhh!"  diye salarım içimde hapsettiğim oksijeni.

Yakmak,Kıymak,kesmek.  Baksanıza hep acı, hep kan! İki kişi sevişecek diye onca tantana niye.





11 yorum:

  1. Güzel tespitler. Keyifli ve akıcı bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  2. Yanıtlar
    1. Emre, en azından vakit harcadığıma değmiş, desene.

      Sil
  3. Bizimkilerin de epey takı alacağı varmış. Evlenmiyorum diye; Yurt dışından toptan mal getirmiş; Ama hükümet yasağından dolayı malları elinde kalmış bir ithalatçı kadar mutsuz anneciğim.

    Diyorum ki; Anlaşmalı bir evlilik yapalım. Takıları toplayalım. Düğünden sonra hemen dünya turuna çıkalım. Hem, dünya cumhuriyet altınını tanımış olur.

    Dönüşte hızla boşanır, şiddetli geçimsizlik istatistiklerine katkı sağlamış oluruz. Bi düşün lütfen.

    (Gülümseyerek okudum :))
    Selamlar.

    YanıtlaSil
  4. Sercan, selam
    Memnuniyetle. Çılgın fikirleri her zaman sevmişimdir

    YanıtlaSil
  5. Peki o zaman. Hemen o sırt dekolteli profil fotosunu kaldır lütfen! (Böyle mi yapmam gerekiyor?)

    (Annem sevinçten ağlıyor şuanda. İlk uçakla İstanbul'a geliyorlar.)

    YanıtlaSil
  6. Hahahha...Annen sevmez mi böyle fotoğrafları?:)

    YanıtlaSil
  7. Türk erkeği genlerimle hemen bir sorun çıkarayım dedim. Yalandan da olsa karım olacaksın. Yoksa, hiç bir canlı bu sırttan rahatsız olmamalı.

    Bilakis; Pilot olup, uçaklar indirilir; Zengin olup, golf öğrenip, yamaçlardan yukarı koşulur buralarda. (Golf oynarken koşulmaz galiba ya. Öyle de fakirim a.q)

    Öyle işte. Çay koyuyorum ben o zaman?

    YanıtlaSil
  8. Hahahah.teveccühünüz...

    YanıtlaSil
  9. Betycim harika yazmışsın evde yüksek sesle okudum ailecek güldük yazına hoş ve yerinde tespitlker yapmışsın

    YanıtlaSil