Herkes var burada.Herkesten bir parça var. Sen de bulursun belki.Bak bakalım.
25 Aralık 2012 Salı
YALNIZ KADINLARI NASIL TANIRSINIZ?
“Annesini, yeğenini, onun bir kuzenini, bir komşuyu MR çekimine götürürler: Emar çektirmeye giderken yanına yardımcı baap'da alınan bazı kişiler vardır ve onlar hep sabittir. Hastaneye varır varmaz, öyle büyük bir ciddiyetle yaparlar ki görevlerini, zannedersin az sonra o kişiye Angelina'nın yüzü nakledilecek.Hiç strese girmedikleri için hastaya sonsuz cesaret ve güven verirler. Hastanın soyunmasına, giyinmesine yardımcı olurlar. Sanki onlar bir "MR iyi niyet elçisi" dir. MR çekilmeden önce hastaya, sonra da teknik elemana talimatlarda bulunurlar. 'Şöyle dur, şunu düşün, hemen bitecek zaten, hiç kıpırdama ". "Bakın bip dedi, bitti sanırım, hasta çıksın artık" diyerek gerek çekim başlamadan gerek çekim yapılırken dışarıdan müdahale yoluyla talimatlar verirler. Hatta rapor çıkmadan hasta yakınları vesveselenmesin diye röntgen çeken kişiden önemli br şey olup olmadığı hakkında bilgi alırlar. Bu tip kadınlar yalnızdırlar. Ömürleri yalnız geçmiştir, Hiç sevgilisi olan kadın MR”a gider mi, Allah aşkına? Ne işi var oralarda? Sevgilisi olsa, onu soyar giydirir, MR çekilecek yaşlı teyzesini değil.
Kedi beslerler; “Ay Aslııı, biraz önce sokağın başından başladım yürümeye, aşağıdaki Tansaş”ın oraya kadar gittim. Bütün kedileri doyurdum" Kedileri doyurduktan sonra sırasıyla kuşlar, köpekler gelir. Bu kadar hayvanı aynı anda doyurabilenler ancak ve yalnız “yalnız” kadınlardır.
Yürüyüşe gitmem lazım; "Yürüyüşe gidiyorum", "Yürüyüş yapmam lazım ". İşte, tehlikeli cümleler! Bunu çok sık kullanan kadınların sevgilisi yoktur, olamaz. Yürüyüş yapmak yalnız ve boş insanların işidir. Sevgilisi olan kadının yürüyüş yapacak enerjisi mi olur, yapmayın, Allah aşkına.
Örgü dükkanlarından ayrılmazlar; Örgü dükkanları depresyona giren kadınlar için bulunmaz bir mekandır. Sevgiliden ayrılan, kocadan boşanan kadınlar kendini örgüye verir. Tüm sinirini ilmeklerden çıkartırcasına Ha babam ha diye diye bir gecede atkıyı bitirirler. Bütün renkleri kullandıktan sonra alt komşuya, işyerindeki çaycı kadının kızına, Komşunun güzel kızına, yeğeninin ilkokul öğretmenine kadar kim varsa örerler. Ah bir sevgilisi olsa onlara prezervatif bile örerler ama, yok işte. Hiç sevgilisi olan kadın atkı örer mi, yapmayın Allah aşkına.
Manikürcüye sohbete giderle; Manikür, pedikür yaptırırken ölesiye sıkılırım.Çok sıkışmasam gitmeyeceğim ya, neyse. Kadın ayaklarını hart hurt törpülesin, sen kendini bir sürü hizmetçisi olan saray soylusu gibi hayal edip, kazık gibi otur orda! Ojen sürülsün, kurumasını bekle. Zaten bunlar benim gibi yerinde duramayan biri için o kadar büyük işkence ki, midem şişiyor vallahi beklerken. Ancaaak.. Oraya gelen bazı hatunlar var, ne zaman gitsem aynı kadını, aynı koltukta rahat rahat otururken görürüm. Ellerine, ayaklarına bakarım; hiçbir muamele görmemiş ama o koltukta saatlerce oturup, gelen gidenle, manikürcüyle konuşur da konuşurlar. Haberleri izlerken laf olsun diye yorumlarda bulunurlar. Ne sıkılırlar, ne bunalırlar orada oturmaktan. Arada bir cep telefonundan annesiyle, yengesiyle tümü kadın olan kitleyle konuşurlar ve konuları hiç bitmez. Bu tip kadınların sevgilileri yoktur, ve dükkâna takıldıkları sürece de asla olmayacaktır.
Ucuz ama kaliteli yerleri çok iyi bilirler, Bunlar sevgilisi olmadığı için, boş vakitlerini, dükkânları gezerek değerlendirirler. Ugg botların orjinalini % 40 indirimle nerede bulursun, Zara’nın yeni sezon, çok hafif defolu ürünleri nerede satılır bu kadınlar çok iyi bilir. Hatta oraya hangi arabayla, hangi metrobüsle gidileceğini size hiç sıkılmadan tarif ederler. Bundan iyisi de...Ha, işte bu kadınlar da hep yalnızlardır. Evleri adeta bir show room gibidir. Ancak alışveriş yaptıkça sevgili bulma oranları azalır bunların.
Ev tipi güzellik maskeleriyle araları son derece iyidir: “Merhaba, nasılsın?” de, sana hemen ,” Ay, canımcım, saçlarım çok dökülüyordu da, yeni bir formül buldum. Şurada yeni açılan Aktarlar var. Karabaş otu, deve sikinin kılı bir de ördek büzüğünün derisinden minik bir parçayı alıp, bunu sirkeli suda biraz bekletiyor, saçına sürüyorsun, sonra da Bim’den aldığın poşetlerle sarıp, bir gece bekliyorsun. Sabah da yeni doğum yapmış kurbağanın çişiyle yıkıyorsun, dökülen saçların hepsi yerine geliyor” diye size harika saç maskeleri, cilt maskeleri tarifleri verirler. Hiç üşenmeden, o kadar şeker anlatırlar ki, inanmasanız da gidip aynısı yapmak istersiniz. Sevgi yokluğundan kendini otlara, yağlara vermişlerdir. Uzun bir süre sevgili bulacaklarını zannetmiyorum.
18 Aralık 2012 Salı
MUTLU ÇİFTLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
İkisi de ter kokuyordur ve hiç sorun yaşamıyorlardır
İkisi de çok çirkindir ve hangimiz daha güzeliz diye mücadele etmiyorlardır
Birinin pipisi , diğerinin memesi küçüktür ve sorun yoktur
İkisi de fakir aile çocuklarıdır ve hiç doyumsuzluk sıkıntısı yaşamamışlardır
İkisi de asosyaldir ve evli oldukları için kendilerini sosyalleşmiş sayıyorlardır
Yaz geldi mi hangi ülkeye gidelim sendromu yaşamadıkları için, kavga da etmezler
Plan her zaman bellidir: Bankacı olan eşin kampı ya da emekli bir tanıdıklarının yazlığı
Çocuğu hangi okula verseki, özele mi , imam hatipe mi, Avusturya Kolejine mi, yurtdışına mı yollasak sorununu hiç yaşamazlar. Bakkal Hayri’nin karşısındaki okul yürüyerek 5 dakikadır. Dolayısıyle servis parasını nasıl ödeyeceğiz, servis bekletme, servisin geç gelmesi gibi sorunları olmaz
Akşam koltuğa serildiği için kocasına/karısına /sevgilisine kızmazlar çünkü aynı şeyi onlar da yaparlar ve bundan büyük mutluluk duyarlar.
Dışarıdayken” o kadına baktın/şu erkeğe baktın” sorunu yaşamazlar. Nasılsa sadece “bakmakla” yetineceğini bilirler
Beni aldattı mı diye kendi kendini yemezler çünkü aldatma işinin de epey para/emek getirdiğini bilirler (Otelde oda kiralamak, eve yetişmek için taksi, içki içmek vs..bunlar hep paradır)
Tek bildikleri misyoner pozisyondur ve bundan mutludurlar. Arayışlara, fantezili sekslere ihtiyaç duymazlar. En büyük yaramazlıkları cumartesi gecesi porno izlemektir. İzledikten sonra da aşırı marjinal ve seksi bir çift olmuşlardır kendilerince. Bunun neticesinde de misyoner pozisyonlarında, tek seferlik mutlu cinselliklerini yaşarlar(yatakta tabiii) “ Ay seviştikten sonra sarılmadı, geç boşaldı, erken boşaldı, ses çıkarmadı,bile, orgazm oldu mu ki ,” diye kendi kendini yemezler
Brunch'a gitmezler. Gitmedikleri için de trafik stresinden birbirlerine saldırmazlar. Evinde sucuklu yumurtalı kahvaltılarını yaparlar.
Eşininki küçük diye arayışa girmeye, tripler yapmaya kalkmazlar. Allah o'nu vermiştir, hoş gelmiştir . Elindekiyle yetinmeyi bilir ve hiç bir zaman isyan etmez.
En büyük eğlenceleri tanıdıkların düğününe gitmektir. Gitsek mi gitmesek mi kavgası olmaz. Slow dansa ilk kalkan çift onlardır. Ve 70 milyon onları izliyormuş gibi, itinalı, istekli ve keyifli bir şekilde dans ederler.
Adam yatakta osurur ve kadın buna kızmayı aklından bile geçirmez. Kocasının bağırsakları çalışıyordur, ne güzel ne güzel.
“Ay. beyaz don giyme”,” Pazar donu giyersen vallahi sevişmem” “ CK olsun, başka boxer olmaaz” falan demezler. Don dondur, erkek de erkek, pipi de pipi.
Hadi bakalım...
7 Aralık 2012 Cuma
40 YAŞ VE ÜSTÜ ERKEKLERİ NEREDE BULABİLİRSİNİZ
Sizi soranlar çok oldu. Ne yaparlar bunlar? Karizmatik olgun ve bekâr erkekler nereye saklanır?
Onlar için(!) araştırdım ve buldum.
Teknolojik ürünler sanat mağazalarda( Teknosa, Media Market, Yapı Market, Koçtaş,) İnanın çeşit çeşit orta yaşlı erkek var bu mağazalarda.
Büyük marketlerde; (3M Migroslar, Carrefour, Metro vs.) Özellikle, et, balık, tavuk ve içki satan yerlerde çeşit çeşit var
Otomobil, motor, tekne fuarlarında; Bunu açıklamama gerek yok; o fuarlara otomobil ve tekne için gitmediklerini hepimiz biliyoruz.
Hastanelerde; Evet, araştırmalarım sonucunda bu grup erkeğin en çok bulunduğu yerlerden birinin de hastaneler olduğunu keşfettim. “Yok, canımmmm” demeyin hemen. Hem kendi tahlillerini yaptırmak için hem de yaşlı anne ve babasını doktora getirmek için sık sık geliyorlar. Özel bir hastane kapısına oturun ve bakın, çeşit çeşit çok hoş adamlar göreceksiniz.
Spor merkezleri; Orta yaş krizine giren ve kendini spora adayan erkekler büyük GYM salonlarında bulabilirsiniz. Çıkışta kafesinde oturun, tanışmak için büyük fırsat. Hemen koşa koşa eve gitmeyin.
Sahilde; Hafta sonu sabah erken saatlerde sahil yolunda koşanların neredeyse yarısından fazlası orta yaşlı erkeklerden oluşuyor. Öyle güzel giyiniyorlar ki, eşofman, tişört, ayakkabı uyumu muhteşem.
Futbol ve Basketbol maçlarında; Türk erkeğinin ne kadar futbol meraklısı olduğunu hepimiz biliyoruz. Siz de arada bir tuttuğunuz takımın maçlarına gidin. Basketbol için de aynı şey geçerli. Maç çıkışında en yakındaki kokoreççi, midye tavacılara takılmayı pek severler. Siz sakın maç çıkışı direkt eve gitmeye kalkışmayın. Maçı kazanmış bir erkek testosteron doludur ve cömerttir. Akıllı davranın.
Ocakbaşı; Orta yaş erkeğine güzel bir yemek deyin yeter. Özellikle eti, ocak başı muhabbetini çok seven bu grupla tanışmak için çok uygun mekânlardır kebapçılar, vs
Kendin pişir kendin ye; Bir erkeğin olmazsa olmazıdır. Karda kışta, yazın kışın, ormanda, şehirde, nerede olursa olsun ona “yarın mangal yapalım mı sevgilim?” dediğinizde kendinden geçer. İşi gücü bırakır, karşısında lütfen iştahla yiyin. Erkekler iştahla yemek yiyen kadınlara bayılırlar. Mangalın dumanını tütsülerken siz dünyanın en güzel varlığını seyredermiş gibi bakın ona. O kadar büyük bir iş yaptığını düşünür ki...
Günaydın Kasap; Kimi zaman sorarız arkadaşlarımızla, “Orta yaşlı, güzel adamlar nerede diye? Neden onları sık göremiyoruz? Hepsi mi evli bunların acaba ?” diye. Ben size söyleyeyim; Bostancı Günaydın Kasap’a o kadar güzel erkekler geliyor ki; bunlar nereden çıkıp da buraya geliyor diye takip etmek istiyorum. Kimileri yalnız kimileri de maalesef evli. Biz bekar olan kısmıyla ilgilenelim.
Günlük hayatta o erkekleri yolda, sinemada, cafelerde filan göremiyorum ben. Bunlar tahminen villalarının bahçesine arkadaşlarını toplayıp gün boyu et yiyor, içki içiyorlar. Gelince benim gibi yarım kilo köftelik kıyma, yarım kilo yemeklik kıyma, üç tavuk budu almıyorlar. Bir koca koyunu, kuzuyu, danayı vurup omzuna çıkıyorlar. Arkalarından üzüntüyle bakıyorum. Haftaya burada aynı saatte kuzu budunun orda buluşalım demek geliyor içimden
Video Çekimi Yaparken; Okulların mezuniyet dönemlerinde, çocuklarının kep töreni, diploma töreni gibi etkinliklerde çeşit çeşit karizmatik adamlar olur. Ellerinde profesyonel fotoğraf makineleri ya da video kameraları taşırlar. En büyük hobileri çekmektir. Bunların bir kısmı eşinden boşanmış, çok meşgul olan iş adamlarıdır ama asla çocuklarının okul faaliyetlerini kaçırmazlar. Yaklaşmakta fayda var. Boş sandalyelerden birine oturun, dikkatinizi sahnede gösteri yapan ufaklıklara verin. Ve boşluğa doğru “ ne kadar güzeller, hepsi birer prens, birer kuğu” deyin. Büyük ihtimalle size doğru dönüp, onaylayacaktır. Adam tek oturuyor çünkü. Sonra minik minik cümlelerle sohbet ilerletin. Bir bakmışsınız çoluk çocuk derken, adamın çocuğu, siz ve adam aynı fotoğraf karesinde...Ne hoş, değil mi?
Evde, kanepede uyuklarken; (Elindeki kumandaya bir kadına sarıldığından daha güzel sarılmışken)
Business Class, VIP olan her yerde:
Koçluk eğitimlerinde
Sauna,Hamam, Masaj salonlarında; (Nasıl girersiniz bilmem)
Saç Ektirme Merkezleri
Ürologda sıra beklerken
17 Kasım 2012 Cumartesi
BANA BİR ŞEYLER OLACAK
Bir kaç gün sonra doğum günüm olduğunu fark ettim, ne kadar acı değil mi?
Yoruluyorum, eskiyorum, mumlar çoğalıyor ve benim gözlerim doluyor. Güzel bir döneme giriyor-muşum, öyle diyorlar. Hayatın başladığı yaşlar - mış. Hahaha. Bu zamana kadar ki neydi, provası mı?
"Kadınların en verimli olduğu yaşlar" -mış. Meyve ağacı mıyım ben, ne verimi ? Ne veriyorum, anlamadım ki..
Peki, size bir soru; iş yerinizde hiç
"Oğlum Emir, Hale'nin poposuna dikkat ettin mi? Of, oğlum! Nasıl sarkık nasıl güzel o popo, yaaa.. Her adım attığında, gidip sıkasım geliyor"
"Sorma oğlum yaa, benim de rüyama girdi kadın, sabah anlayacak diye yüzüne bakamadım!"
“Sen onu bırak da, ben Pazarlamada çalışan Tülin"e açıklayacağım duygularımı artık. "Kızım, sen gülerken şu gözlerinin kenarındaki kaz ayaklarına dayanamıyorum, hele o göğüs çatalındaki kırışıklık, beni deli ediyor." diyeceğim, diyeceğim işte”.(De, de, gör bak ne diyor) diye dedikodu yapan erkeğe rastladınız mı hiç ?
Reina’da bir Cumartesi gecesi. Kum gibi insan dolu. Gazeteciler, televizyoncular. Merak edip uzatacaksınız başınızı” Acaba Adriana mı burada” diye. Kalabalığın ortasında orta yaşlarında bir kadına mikrofon uzatılmış; ilgilenmeden içkinizi alır, eğlencenize devam edersiniz. Ertesi gün gazetelerde ; "Melda Kuruhasanoğulları dün gece Reina"yı kırıştırdı. Ay pardon, karıştırdı! " Neyse ne, canım.
"Melda hanım, 40.yaş gününü çılgın bir partiyle kutladı. Davete yüzlerce birbirinden buruşuk, menopozlu, botokslu, sarkmış kadın katıldı. Melda hanıma en güzel hediye hayat arkadaşı Tosun beyden geldi. Kırışması , buruşması ve şişmanlaması neticesinde pırlanta gerdanlık alan Melda hanım"a mikrofon uzatılınca, duygularını gizleyemedi; takıyı bir kenara koydu ve "Çok mutluyum, yeni yaşıma girdim. Hayat kırkında başlar diyorlar (evet, ama seks hayatı değil) canım) "Eeee.." der , botokslu dudaklarını ileri doğru uzatarak, "Bundan sonra menopoza gireceğim, kilo alacağım, kalp ve tansiyon hastası olacağım için çok heyecanlıyım. Şu anda heyecandan dolayı gördüğünüz gibi göbeğim titriyor"
Böyle mi olur sizce güzel yaşlar, bu mu dur?
Bundan sonra başıma gelecekleri biliyorum;
Alışveriş yapacağım mağazalar, içki içmek istediğim mekanlar gitgide kısıtlanacak. Dans etmek için gide... (Ne dedim ben? Dans etmek mi? Edebilir miyim ki?) evet ne demiştim 'Ben dans ederken ' arkamdan " Ablaya bak beee, hey yıllara yenilmemiş size" diyecekler.
Sevdiğiniz adamla el ele gezseniz “koca kadına bak, liseli sanıyor kendini, gelmiş kaç yaşına, hala el ele tutuşuyor" diyecekler
İç çamaşırı mağazasına gidince “güzel bir külot istiyorum” dediğimde beni string kısmından uzaklaştırıp, göbeğe kadar uzanan, penye çamaşırlar bölümüne götürecekler,
AVM'lerde yolumu kesip “bakın, şu hampster”ın göt hücresinden (pardon kök hücresinden ) yapıldı, içinde osuruk otu tohumu da var ve kırışıklıklarınızı % 80 oranında açıyor’ diyecekler.
Ütü mü lan bu? Arkadakine satsanıza, yellozlar. (Ama onlara bu krem olmazzzzz ki....)” Olsun, kıçına sürer.”
Mango ve Zara “dan şiddetle uzaklaşıp, Fatoş, Mısırlı ve Faik Sönmez “den giyineceğim.
Köfte -patates, hamburger bana yakışmaz; Lahana, turşu suyu, pırasa, fırında somon balığı üstüne kurutulmuş domates yiyeceğim.
Hustler, Leman, Uykusuz, Alacakaranlık öyküleri yerine, “Şiş ve Tığla örgü teknikleri”, “Kuş ve Kedi beslerken nelere dikkat etmeliyiz”, “Nasıl prostat oldum” ve “Emeklilik hayallerim” adlı kitapları okuyacağım.
Gece elbisesi istediğimde bana gayet muteassıp, dekoltesi olmayan, rahibe kıyafetlerini çıkartacaklar. Hayır, ben belki açık saçık giyinip, her yerimi göstermek istiyorum. Siz mi karar vereceksiniz buna?
Menopoza da girerim, saçımı maviye de boyarım, mini de giyerim. Dağılıınnnn!!!! Yaşlanıyorum!!!!!...
19 Ekim 2012 Cuma
BAĞDAT CADDESİ/ KADIKÖY VE TAKSİM KIZLARI
Çok sıkıntılıyım bu aralar. İstanbul çok kalabalık, araba görmekten sıkıldım. Ben buranın kadını değilim! Etrafımda hala “şarz “diyen elektrik mühendisleri var. Ben iş makinası satıyorum ama anlamıyorum. Boş olduğum her an bir şeyler yazmak istiyorum. İmla kurallarını sevmiyorum. O da bir “kural” çünkü ama bunun yanında”eylendin mi?” “Sendemi geliyorsun?” diye mesaj atan arkadaşlarım var ve ben onları esefle kınıyorum...
Hafta sonları rutin olarak yaptığım bir iş var; Sahafları gezmek. Toza alerjim olmasına rağmen öksürükten geberene kadar o kitaplara bakıyorum. Sonra oturuyorum yakın bir kafeye. Gelen geçene bakıyorum. Neler konuşuyorlar, mimikler, jestler nasıl diye inceliyorum hepsini kahvemi çayımı içerken rahatlıyorum ...
SAÇLAR;
Kadıköy kızlarının saçları sarı olmaz; ya gece mavisi diye bir renge boyarlar ( nerden buldularsa bunu sanırım adı çekici geldi) , ya da simsiyah saçların ucuna kırmızı boya.
Taksim kızlarında pembe, mavi, yarısı sarı yarısı mor renkler uygularlar ve bunu kaşa , dudak altına ya da üstüne taktıkları piercing ile tamamlarlar.
Cadde kızları; Ya sarıdır, ya sarı , bazen platin.
TAKILAR;
Kadıköy kızlarının takıları boncuk, bazen minik gümüş kolyeler bazen de dökme demirden mevlana kolyeleridir. Bileklerde 1 2 Tl lik renkli boncuklar, ayakta yaz dönemi ise gümüş olmayan dökme demirden halhallardır.
Cadde kızları deri iplerin ucuna genelde Baykuş ya da kedili figürleri takarlar. Bunlar çoğunlukla değerli taşlardır. Beyaz altın, annesinin doğum gününde aldığı minik pırlanta küpeler de olabilir kimi zaman.
Taksim kızları, hand made, farklı ve özgün takılar kullanırlar; kimi zaman kuş tüyü bir küpenin içine tamamen konsepte aykırı bir taş, ya da “bu kolye benim tasarımım” olayı
GİYİM;
Kadıköy kızları şişman olsun zayıf olsun umurlarında bile olmadan (takdir ediyorum bu huylarını) sıska paçalı, düşük belli pantolonları popolarından çıkarmazlar. Bu pantolonlar üstlerinde pırıl pırıl parlamaz nedense. Yerlere mi oturuyorlar ne yapıyorlar bilmiyorum ama hiçbir zaman gıcır gıcır değiller.
Taksim; Uzun etek, kısa kot ceket . Dar bir kot üstüne deri ceket, Ya da şalvar kombinasyonları, Renkli güneş gözlükleri.
Cadde kızları; Yeşil eşofman, kocaman marka çantalar (ama illaki dirsek hizasında) ağzına kadar inen kocaman güneş gözlükleri. Ya da strech minicik bir elbise
AYAKKABI;
Cadde kızlarının ugg larını Taksim ve Kadıköy kızlarında göremezsiniz. Çünkü cadde kızlarının ayakları çok üşür. Çok iyi beslendiklerinden, bakıldıklarından olsa gerek hep üşür onlar, O ugg botun orjinalini aldırana kadar zavallı anne babasının başını yemişlerdir zaten..” Bu orjinal değğiillll, ben giymem bunuuuu”. Saçını başını yolduğumun solaryum güzeli, aygaz tüpü patlamış suratlı, sen orjinal misin ???
Hee ne demiştim, Kadıköy kızları babetlidir, bütün kıyafetlerine babet kombinasyonunu kondururlar. Taksim kızları ise military bot giyerler
MEKANLAR/ KONUŞTUKLARI KONULAR;
Kadıköy kızlarının kafelerdeki gündemi; malumunuz erkekler. Nokia model telefonlarından bol bol mesaj çekerler, hayatını telefonda ve facebookta yaşarlar. Yüksek sesle konuşurlar, konuşurken birbirinin üstüne atlarlar, bacakları genelde ayrık otururlar, at gibi kişnerler ve çok iştahlıdırlar; götü göbeği umursamaz, sosisli ketçaplı kocaaaa sandviçin ucundan suyunu damlata damlata yerler. Konuşmaktan mahrum kalmak korkusuyla tek eliyle ağzını kapatıp, bar bar bağırarak iletişim kurmaya çalışırlar.
Cadde kızları pahalı kafelerdeki- mümkünse herkesi görebilecekleri ve herkesin onları görebilecekleri - masalara otururlar. Oturuşlar aynıdır; dik , göbek içeride kıç dışarıda ve Ms. Adriana havasında.Menüdeki en pahalı yemeği garsona parmaklarıyla bir gösterme tarzları vardır onların; sanki Salvador Dali”nin kimsenin bilmediği bir tablosunu gün ışığına çıkarmış da onu paylaşıyor dersin.Yemek geldikten sonra ilk lokmayı ağızlarına götürürken Brad Pit”in taşşağını yermiş gibi; önce yavaşça açarlar ağızlarını , kapatana kadar bir dakika geçer, hiç acele etmeden (niye acele edecekler ki, çoluk çocuk onu beklemez, işleri kadınlar yapar, parayı ana babalar verir, saçlarını kuaför yapar çok yavaş hareketlerle o lokmayı yuvarlar da yuvarlarlar. Ee, ağızdaki Brad Pit”in taşşağıdır, dikkatli olmak lazım. Tadına vara vara, değil mi?. Bunu yaparken bir yandan da iphone'un en yeni çıkan modelinden sürekli mesaj çekerler.
Ve mutlaka o çatal sol elde, bıçak sağ eldedir. Evde neredeyse tabağa ayak parmaklarını sokup, yalayacakken dışarıda en sosyetik hallerine bürünürler.. Daima erkek arkadaşlarının mal varlıklarından bahsederler.
Taksim kızları güzel ve ucuz yerleri çok iyi bilirler. Onların küçük ama lezzetli, sahibiyle garsonlarıyla kanki(nefret ediyorum bu kelimeden ama kullanmadan edemeyeceğim, cuk oturuyor) oldukları mekânları vardır, tek başına olsalar da hiç sıkılmazlar. Gelen geçenlerin içinde mutlaka bir tanıdığa rastlarlar. Yanlarında kitap, mizah dergileri taşır, yemekten sonra hiç acele etmeden bir sigara yakıp, onları okurlar.
VEEE SON OLARAK,
Cadde kızları hep daha iyi daha zengin erkeklerin hayalini kurar, Taksim kızları sinemadan anlasın, kitap okusun, rock dinlesin isterler. Kadıköy kızlarının felsefesi “Yaratılanı seviyorum Yaradandan ötürü" ya da "güzel değil ama kalbi güzel" der ve hiç boş kalmazlar
Allah hepsinin gönlüne göre versin ne diiim...
19 Ağustos 2012 Pazar
İŞ HAYATI HAYAT MI BE?
Bir sabah kalkarsınız yataktan benim gibi. O güzelim gözleriniz gökyüzüne bakamadan, iki güvercin göremeden tuvalete koşarsınız. Yerinden çıkartacakmış gibi ovalarsınız gözlerinizi zorla açmaya çalışırak. Yazık günah onlara, acıyorum vallahi bazen.
Sonra o sevgilinden daha fazla gördüğün, samimi olduğun, elleştiğin gardrobuna doğru otomatik olarak uygun adımlarla ilerlersin. Mıy mıy mıy ...Giyeceğin kıyafeti seç; “Ay, bugün toplantı var, bu etek fazla kısa. Pöfff..Pantolon giysem kıçımdaki orkid belli olacak, Ay bu da Şadiye Teyzemin kızının düğününde giydiğim elbise. Bu hiç olmaz ;en son çaycı kadın giymişti aynısını.” Diye diye minimum 10 dakika konuşursun o dolaptakilerle.Seçersin birini, koşarsın aynaya. Sıra gelir boyanmaya. Gerçi çoğu zaman hafif makyajımı serviste yaparım ben.
Servis şoförünün araba kullanışı tüm Anadolu yakası sakinleri tarafından bilinir. Bir fren sıkar; benim rimel torpido gözüne fırlar. Bir fren daha sıkar; yandaki gencin kollarına düşerim makyaj çantamla beraber. Ne var ne yok çocuğun üstüne dökülür. Tek tek toplar bana verir. Bu şartlarda makyaj yaparım.
Kimi zaman düğmeli bluzlarımı bakkalın karısına ilikletirim. Kimi zaman da yeni aldığım bluzun etiketini Pastane önünde servis beklerken garsonlar keser.
Kahvaltı mı? O da ne? İşyerine gidince otomatik olarak ilerlediğim büfe ve yine gözü kapalı gittiğim çay makinasından ibaret. Sabahları konuşmayı hiç sevmem zaten. Mümkünse bir “Günaydın” kaydı yapayım telefonuma o konuşsun benim yerime.
Sonra otururum masaya; ilk iş olarak friend feedi ve tweeteri açarım; Mesaj var mı diye bakarım. Mesajları okurken tostu bazen ağzıma bazen burnuma sokarım, çaydan genelde dilim yanar. O sırada gene müdür gelir. Günaydın demek zorunda kalırım.
Ve “İŞ” denen o garip hadise başlar. Uzun zamandır düşünüyorum. Ya ben bunun için mi okudum, çalıştım, kıçımı yırttım. İşe girmek için aylarca bekledim. Görüşmeler, formlar bıdı bıdı işler bu kara koltuğa oturmak için miydi? Yıllardır bu masada pineklemek için mi dünyaya geldim ben? Hani iş dediğin şey biraz sevilmeli değil mi? Hani bir beste yaparsın, dans edersin, labaratuvarda deney yaparsın, resim yaparsın, ameliyat edersin, organ nakledersin, uçak kullanırsın. İş, bunlara denir.
Bu benim yaptığım ne , Allah aşkına? Excel tablosu yap, GAC lar GUC lar. PGC ler, Satış sonuçları, Ne kadar sattık, ne kadar daha satacağız, Tahmin de bulun. Ulan neyi tahmin edeceğim ?Falcı mıyım ben? Nostradamus muyum ben? Ben tahmin etmek istesem nerede, nasıl öleceğimi tahmin ederdim. Satışın nesini tahmin edeceğim. Satarız herhalde bişeyler, satınca görürsünüz demek geliyor içimden o sıçtığımın raporlarına.
Mesela sana harç kamyonu sattırıyorlar. Şimdi ben 5000 kamyon satsam, dünya için ne faydası olacak? Sonra o kamyonları nereye koyacaklar? Boş arsa mı kaldı bir şey koyacak? Hayır, ben kıçımı koyacak boş bir alan bulamazken bu kadar kamyonu sattıktan sonra nereye koyacaklar, ben hep onu düşünüyorum. Eyvaaah ,şimdi bir sürü yer lazım bu kamyonlara, iş makinalarına diyorum.
Yok, anam, yok. O tablololar, o çerik çürük iş makinaları parçaları. Bunlar ahirette benim neyime yarar? Bu aletler beni tanıyacak mı öte dünyada? Hayır, bunlarla uyusan uyunmaz, sevişsen sevişilmez. Sana şefkat beslemezler. Ben bu parçaları nasıl şevkle satarım, ne kadar satacağımı nasıl tahmin ederim? İstemeyin benden böyle falcı işleri n'olur yaa..
Hepiniz bir cep telefonuna, bir arabaya tav oluyorsunuz anacığım Senede bir kaç kere güzel otelde toplantı (O otelde de zaten hep diğer firmalardan gelen beleşçi adamlar olur) yap, göz boya. Al sana mutluluk!
Ay, bir de demezler mi; “İşini çok seviyor, işine çok bağlı “ diye. Ölesim geliyor.
Sen akşama kadar tablolarla uğraş, evrak oku, imzala, hesapla. “Ay, ben işimi çoook seviyorum” de. Elinize bir evrak çantası _bilgisayar alıp, topuklu ayakkabılar, yapılı saçlarla şıkır şıkır, iki dirhem bir çekirdek elin adamlarına makina satmanın nesini seviyorsunuz? İnsanlara şirin gözükmek için kasım kasım kasılmaktan, yüzünüzün buruşmasından zevk mi alıyorsunuz? Hele o selam verip, sümük atmayacağınız taşaklı adamlarla yemek yerken nasıl yapmacık bir suratınız oluyor, farkında mısınız? Bu mu sizin mutluluğunuz? Mutlu olacak başka bir şey bulamadınız mı? Gidin, sevişin bence.
“Ay, Rüknettin bey! Yarın Guatemala”dan misafirler geliyor. Onları iyi ağırlamamız lazım, sen taşaklarını serin tut, ben raporları yazıyorum. Çok önemli toplantıymış mış efendim. O toplantıda önemli ne olabilir en fazla? Adamların organlarını mı değiştiriyorsun, insan mı klonluyorsun?. Gezegenlerin yörüngelerini mi gözlemliyorsun?
Duvara beyaz bir bez parçası koy; klavyedeki tuşlara bas. ” Bakın, Ortadoğu”da şu kadar kamyon sattık. Satışlarımız bu sene üç katına çıktı, daha da iyisini yapacağız” Hayır, bir mal en fazla ne kadar satılabilir ki? Noluyor satınca? Mesela bir kamyonu en fazla kaç kişiye satabilirsiniz? Daha fazla çalışmaktan, baharı, yazı, kışı fark edememekten başka ne işe yarayacak satışların iyi gitmesi?
İş sevilecek bir yer/hobi değildir. İş, para kazanmak için hiç sevmediğiniz, yolda görseniz selam vermeyeceğiniz insanlara zorla gülümsemek, akşama kadar birilerini memnun etmek için bütün uzuvlarınızı kasmaktır.
Sekiz saat gittiğim bir işim var; maaşımı zamanında alıyorum, evet ama kesinlikle sevilecek bir yer değil. Hatta kimi zaman herkese “hepinizden midem bulanıyor, pis sahtekârlar” diyesim geliyor, ancak yeterince sabıkalı olduğum çatlaklık suçundan daha fazla hüküm giymemek için susuyorum. Ve siz de susun. Paranızı alın ve susun. Ya da emekli olun. Daha az para kazanın ama hayatın tadını daha çok çıkartın. Hepsi bu. Neyse, bir iki gün tatildeyim sonra yine isyanlarıma devam edeceğim.
Küçüklerin hayallerinden, büyüklerin umutsuzluklarından öpüyorum.
1 Ağustos 2012 Çarşamba
AURA MIGRANIA
Derdim; hasta oldum yok mu benimle ilgilenen, aman da aman acıyın bana demek değil. Başına gelen olur da paniklenir diye yazayım dedim.
Nerde cins hastalık var beni bulur. Millet fıtık olur, yumurtalığında çikolata kisti olur, ülser olur ,gastrit olur ne bileyim prostat olur, memesinde zararsız kist olur hani dersin o zaman "amaan herkeste var, doktora giderim bir çaresi bulunur diye.
Bundan tahminen sekiz yıl önceydi. Mum ışığında içkili bir yemekten sonra birkaç arkadaş arabaya bindik. Benim gözümde heralde mum ışığına bakmaktan bulanık görmeler başladı. Bekledim birkaç dakika geçer diye. Geçmedi Allah Allah herhalde içkiden dedim. Ama biraz arttı bu bulanıklık meselesi. Gözümü açıyorum kapıyorum geçmiyor. Uzun süre ışığa ya da güneşe baktıktan sonra her yer nokto nokta flu olur ya, aynen öyle bir durumdu bu. "Yaa, arkadaşlar benim gözümde bulanmalar başladı, nedir şimdi bu?" diye hafiften panikledim. Kızlar da "Heee.. içkiden güzelim, içkiden, çok içmişsindir" dediler ve ilgilenmediler. Bu olay yarım saat kadar sürdü.
Göz doktoruna gittim ertesi gün, derdimi anlattım. "Retina yırtılması olabilir, göz sinirlerinde kayıp olabilir, halk arasında gece körlüğü olarak bilinen gittikçe daralan görme kaybı olabilir " dedi,. Gittiğim ayrı ayrı dört doktordan aldığım iç açıcı sonuçlar bunlardı. Ben ağlamaya başladım. Türk filmlerindeki gibi kör olacağım, hiç bir şey göremeyeceğim, ben ne bahtsız kızım diye.
Sakinleşmem uzun sürdü. Bir doktor ilginç bir hastalık buldu. Bir damla verdi "her gece bunu kullan" dedi. Neyse uzun bir süre böyle bir rahatsızlık yaşamadım ama aklımın bir kenarında durdu o.
Aradan üç yıl geçti. Bağdat caddesinde salak salak dolaşıyorum ben tek başıma. Yine hafiften geldi o puslu görüntü.Aynı anda kulaklarımı sağır edecek kalp gümbürtüm.
Hafifçe başladı flulaşma sonra giderek arttı. Hhemen bir taksiye binip eve gittim. "Tamam" dedim " bu sefer bittin kızım sen.Kör olacaksın beyaz bastonla yürüyeceksin. Hiçbir erkek dönüp bakmayacak sana"
Eve gidene kadar geçti, tekrar eski görüntülere kavuştum. Ama yine birkaç doktora git ve yine" Önemli bir şey yok, zaman zaman kılcal damarlarda kanama olur, ondan böyle olur" gibi bir sürü ayrı yorumdan sonra takıntılarla yaşamaya devam ettim.
En son gittiğim iyi bir göz doktoru ayrıca bana "gizli glokom" teşhisini koydu. Altı ayda bir göz tomografisi falan çektiriyorum. Her gece damla kullanıyorum, kontrollere gidiyorum.
Bu sabah bir rapor üzerinde üç saat kımıldamadan çalıştıktan sonra gözlerim yoruluncu kalktım masadan. Hafif hafif fluluklar vardı yine. Çok baktım bilgisayara ondandır dedim. Ama gözümü her kırptığımda gördüğüm alanda kısım kısım fluluklar başladı. Eyvah, geliyor diye panikledim .Ben zaten panik atak bozukluğu olan bir kişiyim. Böyle durumlarda haliyle sakin kalamıyorum. Güneş gözlüklerimi takıp bahçeye çıktım, etrafa bakıyorum, yeşile bakıyorum, gözlerimi kapatıyorum, unutmaya çalışıyorum ; yok, kahretsin yok! gitgide artıyor. İnsanların suratının yarısı yok, gözümü kapatıyorum; zigzaglar. Ben panik yaptıkça şiddetlenmeye başladı. İş arkadaşıma "ya dedim çabuk şu telefondan göz doktorumu bul, ara, beni iyileştirsin." Çünkü baktığım her şey karışmaya başladı. Öyle cins bir şey ki bu nasıl doğru tarif ederim diye düşünüyorum. Yani resmen yarı görmüyorsunuz.Bir şeyler yapmalıydım bu sefer kesin kötü şeyler olacaktı. Arkadaşım doktoru aradı, " en yakın göz hastanesine gitsin" diye bir cevap geldi. Telefonu kaptım elimden. "Bakın doktor bey" dedim, "beni çabuk iyileştir, kör oluyorum, bana kötü şeyler oluyor" dedim sinirimden ağlaya ağlaya. .Arkadaşım sakinleştirmeye çalışıyor. Şansıma adam John Hopkins te işe başlamış. İş yerime çok yakın. Acilen aldı beni muayeneye , "sakin ol, gözünde bir şey yok, bu migrene benziyor" falan dedi. Muayene ettikten sonra beni nörolojiye yönlendirdi.
Nörolog beni muayene ettikten sonra "Endişelenmeyin bu AURA MIGRANIA(migren) dedi. "Bu migren çeşidinde daha çok görme problemleri yaşanır "dedi. Evet zaten migren vardı ama en azından ne olduğunu öğrendim .Umarım yaşamazsınız ama yaşarsanız benim gibi panik olup, kendinizden geçmeyin diye bilgilendirmek istedim sizi. Şimdi evde dinleniyorum .İyiyim.Sağlıcakla kalın, öperim. :)
Bakın şu zigzaglı saat pili gibi olan görüntü var ya tüm nesnelerin üzerinde o görüntüyü gördüm önce, sonra da görüntüler ekteki fotoğraftakiler gibiydi.
Derdim; hasta oldum yok mu benimle ilgilenen, aman da aman acıyın bana demek değil. Başına gelen olur da paniklenir diye yazayım dedim.
Nerde cins hastalık var beni bulur. Millet fıtık olur, yumurtalığında çikolata kisti olur, ülser olur ,gastrit olur ne bileyim prostat olur, memesinde zararsız kist olur hani dersin o zaman "amaan herkeste var, doktora giderim bir çaresi bulunur diye.
Bundan tahminen sekiz yıl önceydi. Mum ışığında içkili bir yemekten sonra birkaç arkadaş arabaya bindik. Benim gözümde heralde mum ışığına bakmaktan bulanık görmeler başladı. Bekledim birkaç dakika geçer diye. Geçmedi Allah Allah herhalde içkiden dedim. Ama biraz arttı bu bulanıklık meselesi. Gözümü açıyorum kapıyorum geçmiyor. Uzun süre ışığa ya da güneşe baktıktan sonra her yer nokto nokta flu olur ya, aynen öyle bir durumdu bu. "Yaa, arkadaşlar benim gözümde bulanmalar başladı, nedir şimdi bu?" diye hafiften panikledim. Kızlar da "Heee.. içkiden güzelim, içkiden, çok içmişsindir" dediler ve ilgilenmediler. Bu olay yarım saat kadar sürdü.
Göz doktoruna gittim ertesi gün, derdimi anlattım. "Retina yırtılması olabilir, göz sinirlerinde kayıp olabilir, halk arasında gece körlüğü olarak bilinen gittikçe daralan görme kaybı olabilir " dedi,. Gittiğim ayrı ayrı dört doktordan aldığım iç açıcı sonuçlar bunlardı. Ben ağlamaya başladım. Türk filmlerindeki gibi kör olacağım, hiç bir şey göremeyeceğim, ben ne bahtsız kızım diye.
Sakinleşmem uzun sürdü. Bir doktor ilginç bir hastalık buldu. Bir damla verdi "her gece bunu kullan" dedi. Neyse uzun bir süre böyle bir rahatsızlık yaşamadım ama aklımın bir kenarında durdu o.
Aradan üç yıl geçti. Bağdat caddesinde salak salak dolaşıyorum ben tek başıma. Yine hafiften geldi o puslu görüntü.Aynı anda kulaklarımı sağır edecek kalp gümbürtüm.
Hafifçe başladı flulaşma sonra giderek arttı. Hhemen bir taksiye binip eve gittim. "Tamam" dedim " bu sefer bittin kızım sen.Kör olacaksın beyaz bastonla yürüyeceksin. Hiçbir erkek dönüp bakmayacak sana"
Eve gidene kadar geçti, tekrar eski görüntülere kavuştum. Ama yine birkaç doktora git ve yine" Önemli bir şey yok, zaman zaman kılcal damarlarda kanama olur, ondan böyle olur" gibi bir sürü ayrı yorumdan sonra takıntılarla yaşamaya devam ettim.
En son gittiğim iyi bir göz doktoru ayrıca bana "gizli glokom" teşhisini koydu. Altı ayda bir göz tomografisi falan çektiriyorum. Her gece damla kullanıyorum, kontrollere gidiyorum.
Bu sabah bir rapor üzerinde üç saat kımıldamadan çalıştıktan sonra gözlerim yoruluncu kalktım masadan. Hafif hafif fluluklar vardı yine. Çok baktım bilgisayara ondandır dedim. Ama gözümü her kırptığımda gördüğüm alanda kısım kısım fluluklar başladı. Eyvah, geliyor diye panikledim .Ben zaten panik atak bozukluğu olan bir kişiyim. Böyle durumlarda haliyle sakin kalamıyorum. Güneş gözlüklerimi takıp bahçeye çıktım, etrafa bakıyorum, yeşile bakıyorum, gözlerimi kapatıyorum, unutmaya çalışıyorum ; yok, kahretsin yok! gitgide artıyor. İnsanların suratının yarısı yok, gözümü kapatıyorum; zigzaglar. Ben panik yaptıkça şiddetlenmeye başladı. İş arkadaşıma "ya dedim çabuk şu telefondan göz doktorumu bul, ara, beni iyileştirsin." Çünkü baktığım her şey karışmaya başladı. Öyle cins bir şey ki bu nasıl doğru tarif ederim diye düşünüyorum. Yani resmen yarı görmüyorsunuz.Bir şeyler yapmalıydım bu sefer kesin kötü şeyler olacaktı. Arkadaşım doktoru aradı, " en yakın göz hastanesine gitsin" diye bir cevap geldi. Telefonu kaptım elimden. "Bakın doktor bey" dedim, "beni çabuk iyileştir, kör oluyorum, bana kötü şeyler oluyor" dedim sinirimden ağlaya ağlaya. .Arkadaşım sakinleştirmeye çalışıyor. Şansıma adam John Hopkins te işe başlamış. İş yerime çok yakın. Acilen aldı beni muayeneye , "sakin ol, gözünde bir şey yok, bu migrene benziyor" falan dedi. Muayene ettikten sonra beni nörolojiye yönlendirdi.
Nörolog beni muayene ettikten sonra "Endişelenmeyin bu AURA MIGRANIA(migren) dedi. "Bu migren çeşidinde daha çok görme problemleri yaşanır "dedi. Evet zaten migren vardı ama en azından ne olduğunu öğrendim .Umarım yaşamazsınız ama yaşarsanız benim gibi panik olup, kendinizden geçmeyin diye bilgilendirmek istedim sizi. Şimdi evde dinleniyorum .İyiyim.Sağlıcakla kalın, öperim. :)
Bakın şu zigzaglı saat pili gibi olan görüntü var ya tüm nesnelerin üzerinde o görüntüyü gördüm önce, sonra da görüntüler ekteki fotoğraftakiler gibiydi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







