10 Ağustos 2011 Çarşamba

SELİM...


Fena terk edilmiştim. Şuursuz  bir şekilde çantamı hazırlayıp, kafamı dinleyeceğimi düşündüğüm Ayvalık taraflarında güzel bir adaya biletimi almıştım.Yolculuk ağlaya zırlaya geçti ...
Bitmişti..Onunla her yere gitmeyi göze aldığım, sevdiğim, tutkuyla bağlandığım adam, başka bir sevgiye yelken açmış, kıçıma fena bir tekme atmıştı. İstanbul'da kalmak, onun izleri olan her yerden uzaklaşmak, kaçmak istiyordum.
Kendime kalacak bir yer bakınmaktan yoruldum, Temmuz güneşi tepemde , kavurmuştu beni.
Biraz soluklanmak için Ege”ye özgü şirin kafelerden birine attım kendimi. Of, pof derken hemen yanıma geldi, “Bir bardak su vereyim mi?”
Uzun boylu bir genç , nasıl zayıf,  nasıl zayıf ... kollarındaki etlerle kemikler ayrılmış, dökülüyor sanki. Alın kemiği dışarı fırlamış, adem elması fırladı fırlayacak. Gözleri o zayıf , kemikli suratında iki kocaman ampul... Bir başka bakıyor gözleri bu çocuğun. İçine içine insanın, ardımda bir şeyler görmek ister gibi; “beni gör” ya da” ben de buradayım, bak” der gibi..tuhaf..adlandıramadım bir türlü ...

Bana uzattığı buz gibi suyu içtim. Gölge güzel gelmişti, düşen tansiyonum normale dönmüştü.
“Ayran da yapayım isterseniz” dedi. Bunu bir garson edasıyla değil: bir arkadaş, candan bir arkadaş gibi sormuştu. İkisi arasındaki farkı kim olsa anlar.

Arkasından baktım; üzerindeki pantolon düştü düşecek, hani neredeyse ardından” dur, sen yorulma, ben alırım” demek geldi.

Uzun ,kemikli elleriyle buruşmuş sigara paketini uzattı bana,
“İçer misin?”
Elleri titriyordu , gözüm takıldı. Göz göze geldik, aldım bir tane. Arada bir içerim sigarayı;canım sıkıldığında, keyiflendiğimde, kahve ve rakıyla beraber. Uzattığı eli geri çeviremedim, aldım bir tane.
“Yeni mi geldiniz?”
“Evet, kalacak yer bakıyordum"
“Bak, şu mavi boyalı evi görüyor musun?  güzel bir pansiyondur,  kalanlar memnun. Sanırım boş yeri de var, tanıdıktır. Hemen gidip bakayım istersen”
“Yok, yok. biraz dinleneyim, gider bakarım ” dedim. Bu kadar yardımsever oluşundan kuşkulanmıştım açıkçası.
Tost yaptı bana, çay içtik. Gazetemi okurken, “İstanbul”dan mısın? Dedi.
“Evet, ne yazık ki”...dedim. Gülümserken eğri büğrü, sigaradan sararmış, bir kısmı dökülmüş dişlerine baktım gayri ihtiyarı.

O İzmir”liymiş. Bir süredir buradaymış. “Gece  ikiye üçe kadar çalışıyorum, sonra da  burada yatıyorum” dedi , içerideki küçücük yeri göstererek...

Pansiyona yerleştim sonunda. Denize giden yol  onun çalıştığı kafenin önünden geçiyordu. Benim denize gidiş saatlerimi biliyor, kafenin ön kapısında dikiliyordu. Sabahları “ gel, çay içelim , yeni demledim, sigara da var” diyordu. Gözümün içine öyle ince ince bakıyordu ki; onu kıramıyor, bir iki saat oturuyor, öyle gidiyordum denize. Elindeki sigara hiç sönmüyor ve sürekli demli çay içiyordu Selim.

Ben de” çok sigara içiyorsun, hadi biraz kahvaltı edelim, yemek ye,” diye baskı yapıyordum. O her seferinde “boş veeerrr” diyordu. Günde neredeyse bir öğün bile yemek yemiyordu. Sigara, çay, sigara, çay...

Bir sabah” Hadi, sen de gel , denize gidelim"  dedim. "Yok,  sevmiyorum denizi, canım istemiyor artık. Bu kadar gelir giderim bir kere girmedim” dedi.
“ Allah Allah! ne ilgin, ben de sudan çıkmayı sevmem" dedim.
Okuduğum kitaba bakıp yorumlar yaptı. Sevdiği kitaplardan , şairlerden bahsetti. Arada bir satır aralarında bana küçük, güzel şeyler söylüyordu. “Makyaj yapmıyorsun, ne güzel, çok doğal duruyorsun vs vs..”

Gitmeme bir gün kalmıştı. “Mailini ver, dönünce yazışırız.  dedim. “Yok, mail kullanmıyorum. Telefonum var, mesaj  atmayı da sevmem. Benimle iletişim kurmak istiyorsan, mektup yaz “ dedi.
Güldüm, hoşuma gitmişti. Mektup yazmayı çok severdim zaten ama artık yazacak kimsem yoktu ki...

“Yarın gidiyorum” dedim. Yüzü donuklaştı, sustu, gözlerini yere doğru çevirdi. Yüzümde salak bir gülümsemeyle kaldım. Sustu, sustu...

“Gitmesen” dedi, “bir iki gün daha kalsan keşke sana alıştım, her sabah seni beklerken mutlu oluyordum”

“Çok isterim ama maalesef işe başlayacağım “ dedim.

Bir sigara bir sigara daha yaktı. Kızdım en sonunda. “Yeter artık ya, yemek de yemiyorsun , kendini neden böyle zehirliyorsun, bak hastalanacaksın” dedim

Bu sefer yüzünde hep bildiğim o sevgi dolu ifade sertleşti. Ağzını açtı, dudakları titredi. Gözleri büyüdü. Eyvah dedim kötü bir cümle geliyor. Ama toparladı kendini. Biraz daha yumuşattı yüzünü , korktuğumu, şaşırdığımı hissetmiş olacak.
“Biliyor musun?” dedi. “Ben yıllarca hapis yattım. Suçluluğum ispatlanmadan hem de. Üniversitedeyken eylemde yakalandım. Bir çok suçu üstüme yıktılar. Hemen her türlü işkenceyi gördüm, kaburgalarımı kırdılar, şimdi ciğerlerimde sorun var ve hiç iyileşmeyeceğim. En yakın arkadaşımla kaçarken,  ben paçayı kurtarmıştım ilk seferinde ama onun beyninin parçaları on metre ötemdeydi. O orada kaldı, ben hapiste. Anlıyor musun neden yemek yemediğimi?  İsyan bu benim için. Bu kadar olay yaşanmışken, oturup da zevk içinde yemek yiyemiyorum.  Şimdi zayıf olsam ne olacak, şişman olsam ne olacak, sen ne söylüyorsun bana “

Kendimden öyle nefret ettim ki o an. Salaksın kızım sen dedim. Kocaman bir salaksın. Biliyordum Selim”in ilginç bir hikayesi olduğunu ama anlatmasını beklemiştim.

Tekrar uzaklara daldı gözleri: benim darmadağın  olmuş yüzüme bakıp, söylediğinden biraz mahcup,” bir çay söyleyeyim sana” dedi. Dudaklarım titreye titreye , yüzüm şişene kadar ağladım o tahta masanın başında. Ağladık..."Ben de anlatacağım" dedim," benim de var anlatacaklarım  Selim , ama şu anda değil "...

Tekrar gitsem oraya onu bulacağımı biliyorum. Oradadır...gündüzleri çay, sigara, geceleri de o sıcak, karanlık odada uyuyordur ya da uyumaya çalışıyordur...
Bu sabah ona benzeyen bir çocuk gördüm yolda da aklıma geldi ...(Çocuk dediğime bakmayın siz, eskiden kalma bir alışkanlık. Otuz üç, otuz dört yaşlarındaydı Selim.)

29 Temmuz 2011 Cuma

İŞYERİNDEKİ PİSLİK TÜRLERİ ve CİNSEL HAYATLARI (2)

IT MANAGERLAR/BİLGİSAYARCILAR VS; Heh” geldik şimdi işyerinin en götü kalkık, en rahat, en snop müdürlerine. Dünyayı bunlar yaratmış anacığım. Bilgisayarın bozulur, çağırırsın, “ hemmmeeen geliyorum” der, akşama kadar zor gelirler. Sen bekle ki adam gelsin, bilgisayarını düzeltsin. Hep meşgullerdir, hep işleri vardır, hep bir program yapıyorlardır. Sürekli insanlarla olan sosyal iletişiminizi kısıtlarlar. “Kerem bey, ben msn kuramıyorum. “Yasak maalesef, yurtdışı yapıyor, bizimle ilgisi yok” ,”Kerem bey, ben gtalkta konuşuyordum eskiden ama şimdi giremiyorum.” Yurtdışı engelliyor, yapacak bir şey yok”. Ne bok olsa yurt dışına atarlar. Halledemediğiniz çok basit bir şey olduğunda” hahha salağa bak, bu kadar basit şeyi beceremiyor” diye pis pis , yandan çarklı gülerler.
Şirkette masa masa gezip, hatunlarla fingirder, onun bunun böreklerini, keklerini götürürler.
Son derece aktif insanlardır, akşamları orada burada içerler, sabah geç gelirler. Kolay sıkılırlar, uzun süre aynı iş yerinde kalamazlar. Blue jean, üstüne rahat t-shirt giyip, gelirler işe. Herkesin onlara muhtaç olduğunu düşündüklerinden yürümeleri bile bir hoştur; şirket içinde kendine özgü stilleriyle dolaşırlar, ellerinde sürekli kraker, simit parçası vs. olur.. Çok acıktınız; kimde yiyecek bir şey var acaba diye düşündünüz, adres belli. IT’cileriniz.

Cinsel Hayatları; Hatunlardan gelen ” ay , şu programı kuramıyorum, bana yardımcı olur musun Serkan?” lu telefonlarla başlar ilişkileri...

Bunlar için sevgili bulmak pek kolaydır. Kendilerine haddinden fazla güvendikleri için “hatun bulamayacağım “ diye strese girmezler. Bu yüzden de rahat rahat bir dolu sevgilileri olur. Zaten sosyal çevreyle pek haşır neşirdirler, mutlu mutlu gezerler. Taa ki işyerinden atılan ve bilgisayardaki tüm bilgilerine el koydukları bir arkadaşıyla karşılaşana kadar...

Sizle beraberken laptopunu, telefonunu vs. yanında getirmemesini rica edin. Yoksa yataktan kalkıp kalkıp, program çalışıyor mu diye kontrol etmekten, sevgililerine konsatre olamazlar. Fazla gururunu okşamayın, iltifat etmeyin, başa çıkamazsınız sonra...


SATIŞ MÜDÜRLERİ; Şirketi onlar kurtarır, onlar olmasa diğer departmanlar maaş alamaz.

Şirketin verdiği araba da benzin de bedava ya, bu haklarını gezmekten tansiyonları düşüne kadar kullanırlar.

En güzel toplantılara onlar giderler. Uludağmış, Kartalkaya’ymış, Mavi yolculukmuş, Tayland, Rusya’ymış hep onlarındır. İki tane satış yaptılar diye göt göbek kasıla kasıla yürürler. Kocaman sandalyelerinde döne döne konuşurlar sizinle, gıcık olursunuz. Ellerinde de kalem olur; konuşurken evirirler, çevirirler, ara sıra ağzına sokarlar Şirketin kadınlarının peşinde gezmekten, müşteri ziyaretlerini unuturlar. Özellikle yurt dışı toplantılarında ilk gittikleri yer masaj salonları ve striptiz klupleridir. Nasıl olsa sevgilisi/eşi burada değil, ee adamlar da tamamen İŞ amaçlı oradalar. Tarihi, turistik yerleri gezecek değiller!!! Yurtdışına gidip de boş dönen satış müdürüne rastlamadım. Hepsi mutlaka kafesten kaçmış maymunlar gibi kadın milletine saldırırlar. Gıcıklar..Şirketin verdiği araba da benzin de bedava ya, bu haklarını gezmekten tansiyonları düşüne kadar kullanırlar.


Cinsel Hayatları; Pek bir verim beklenmez.Ön sevişmelerinden bi hayır gelmez. Sizle beraberken telefonun sesini kısar, (müşteriler arar hayatım, kapatsam iyi olur, rahatsız etmesinler bizi der) Siz de yersiniz. Oysa ki başka kızlar da arayacaktır adamı, ne ondan ne sizden vazgeçmek ister..
Ararsınız ” dışarı çıkalım mı ?” falan filan diye. “Ay şekerim, rapor yetiştireceğim , genel müdür lavuğunla toplantımız var” der, sizi kandırırlar. Takip edin, peşini bırakıp bu yalana kanmayın.

Mükemmel olduklarını düşünürler. Müdür ya adı. Tatminsiz insandır bunlar. Sürekli hayalindeki kadını bulamadığından dert yanarlar ama etrafındaki bir sürü kadını da görmezden gelirler. Bunların istediği tamamen çeşittir anacağım, sen inanma ağlamalarına. Birkaç yıl sonra genel müdürlüğe soyunurlar sonra hiç bakmazlar yüzünüze. Yüz vermeyin şu sümsüklere....

21 Temmuz 2011 Perşembe

İŞYERİNDEKİ PİSLİK TÜRLERİ ve CİNSEL HAYATLARI

Hiç bir zaman müdür olmak gibi bir arzum olmadı. Aman Allah göstermesin; bir araba, bir cep telefonu verecekler diye o kadar sıkıntıya katlanamam. Anlamsız anlamsız toplantılara koş , sürekli seyahat et, elalemin adamlarıyla sabah sabah toplantı yapacağım diye leş gibi kokan ağızlarına katlan, kokuya konsantre olmaktan ne dediklerini anlama, başka ülkelerde otellere tıkıl, şehri gezemeden dön. ” Ay, aman, yok! ” dedim; ” ben müdür falan olmak istemiyorum”
Ben Tiyatrolar bitirmiş, Sosyoloji”lerde okumuş, Bir sene İşletme eğitimi almış (birinci dönem sonunda eyleme daha fazla vakit ayırmak için kaçmışım) da hiç işim yok, sizin götten şirketinizde müdür olacağım. Ay aman, istemem. Zaten şirkette belli saatlerde çalışmak, benim gibi bir insana verilmiş en büyük ceza...Şu anda masamda bir sürü iş var, ben kahvemi içiyorum, yazımı yazıyorum, bitsin yazım öyle başlayacağım işe...Anlayın siz...
Hadi geçelim bu şirket denen anlamsız yönetimde ikamet eden insan tiplerine..

1) CEO’lar or GÖTLER ; Bunlar zamanında ezilmiş, “Ben Müdür olacağım(böyle sert bir tonda aynaya bakarak, yüksek sesle, yan profilden durarak konuşurlar) milletin ağzına sıçacağım, koskoca odam kocaman masam olacak, çayları kahveleri masamı getirecekler, insanlar odama girerken kapıyı tıklatacak, el pençe divan duracaklar, bacaklarımı açacağım götümü gere gere koltuğa kurulacağım” diye hayal kurmuş, canını kıçına takmış tiplerdir. Erkek olurlar genelde tabii ki. Kadınları CEO yaparlar mı, mazallah Regl sancısı tutar, bunalıma girer ,çocuğu hastalanır, Pms dönemi, menopoz dönemi sorunu çıkartır, verimli olamaz diye hayatta yapmazlar.
Ben neden olamadım sanıyorsunuz...

Cinsel hayatları; (Yok öyle birşey!)

Bu adamlar var ya bu adamlar; hepsinin cinsel sorunları var bunların. Ya çükleri ince ve kısa, ya da kalkmıyordur. Yatakta seviştiğini sanırlar, genelde koca göbekli oldukları için pozisyon sıkıntısı çekersiniz. Pipilerini uygun ortama getirmek için göbeğini oraya buraya attırırken kan ter içinde kalırlar, bazen gözlüklerini çıkartmazlar...

Romantiklik ve duygusallık beklemeyin sakın bunlardan. Bunlar ekonomi, işletme okuyacağım, ingilizceyi “ohh yeaah “ tarzında Amerikan aksanıyla konuşacağım diye tüm güzelliklerdan mahrum kalmışlardır zamanında.
Küt, düz, standart ve android adamdır bunlar zaten beden dilinden anlarsınız bunları. Ses tonları yükselmez, hep aynı ruhsuz tonda olur. “Getir, tamam, geldim, oh, ! “ gibi çok standart kelimeler kullanırlar. Arabaları da kocaman olur, iri ve sevimsiz. Şoförleri olduğu için arka tarafa malak gibi yayılıp gazete okurlar; o kadar sıkıcı görüntüleri olur ki o takım elbise içinde böyle soyasım gelir onları.

Yemeğe çıktığınızda sizi çok klasik balık lokantalarına götürür bunlar. Boğazdadır bu mekan, pahalıdır ama yemek işte, simit yesenizde doyarsınız çok mu önemli sanki?
Her hareketi son derece kontrollüdür. Hani böyle hoplasın, zıplasın, sıkıştırsın istersiniz sizi ama yok! Adam kazulet gibi oturur, klozet gibi kalkar, hayatı duruşu standartlara konumlanmıştır. Kıvrılmazlar, bükülmezler, kamburunu çıkartmazlar.
Bilirsiniz şirkette götleri müdür yaparlar. Paralı erkek istiyorsanız buyrun .


2)FİNANSMAN MÜDÜRLERİ /MUHASEBE MÜDÜRLERİ; Erkekler için; Kısa kollu gömlek modasının öncüleri bunlardır. Hep bunların altından çıkmıştır kısa kol uygulaması. O kısa kollu gömleklerinin altından böyle kıvrım kıvrım siyah kıvırcık kılları olur. Siyah çerçeveli gözlükler takarlar. Saçı olmayanların mutlaka tepeleri keldir. Tamamen dazlak olanına rastlanmaz. Siyah, ucunda küçük askısı olan deri çantaları olur, sallaya sallaya şirkete girerler. Yemeğe çıktığınızda konuşacakları konu; Muhtasar Beyannameleri, Vergi Daireleri, BABS ler,icmaller, mutabakatlar, cebir defteri ay sonu raporları gibi çok çekici ve tahrik edici konulardır. Diğer bildikleri de siyasettir. Atar tutar memleket kurtarırlar. Öğle yemeğine saatinde çıkarlar, hata yapmaktan acayip korkarlar. Bu tarz adamlar salla başı al maaşı zihniyetinde çalıştıkları için müdür olmuşlardır. Herhangi bir konuda çıkıntılık yapmazlar, tepki vermezler, genel müdür ne derse doğrudur. Genelde bu adamların ilk girdiği işyeridir ve oradan direkt mezarlığa giderler. Başka iş arama, yeni açılımlar yapma gibi bilgileri yoktur. Finans müdürü adı altındakiler ise bunların bir üst versiyonudur. Elini sallasanız finansçı zaten.Bence dünyanın en sevimsiz işlerinden biri bu finansçılık. Şirkete nasıl kar ettireceğim diye maymun olurlar, habire toplantı yaparlar. Departman müdürlerini çağırıp onlara fırça atarlar. Şirketin en ukalalarından biri de bunlardır. Egosu yüksek ikinci adam da bunlardır.Para adamların elinde ya dersin IMF de görevli. Renksiz giyinirler. Çok yer gördüğünü sanıp havalara girerler. Bir kadınla çıktıklarında çok klasik anlayışları vardır. Şarabı önce kendisi tadarlar mesela, genelde beğenirler.. beğenmezse n'olacak beş şişe açtıracak değil ya) sonra da "hımm.güzelmiş." diyen tiplerdir bunlar. Mutlaka yolda durup bankamatikten para çeker ya da benzin alırlar. Bunları asla sizle yemeğe çıkmadan önce yapmazlar. Jilet gibi ütülü pantolon giyerler. Azıcık salaş olsun, yayılarak otursun diye gözüne bakarsınız ama, ıııhh..olmaz...Size ilk yemekte parayı ödetmez ama başka yerlerden çıkartmaya bakarlar. Kendilerini vazgeçilmez ve çok zeki olarak görürler. Hele de kurslarda , y.dışında ingilizce öğrenmişlerse eblek eblek kelimeleri cümle aralarına sıkıştırırlar. Siz salaksınız ya, hiç dil bilmiyorsunuz ya..

Cinsel hayatları; Çok yapıyormuş gibi görünürler ama külliyen yalan; sevişecek birilerini buldum mu sevinçten ayakları götüne vurur. Evine gittiyseniz, sizi sürekli kontrol ederler bir yeri karıştırıyor mu diye. Kontrolcüler ya.

“Asla evlenmem oğlum, ne evlenmesi , bir kadınla yapamam ben, çeşit olmalı” diye bas bas bağıran tiplerdir. Ama akşam olup oturdum mu koltuklarına, yalnızlıktan ağlarlar da kimse bilmez. En iyisini daha güzelini daha zenginini bulmaya çalışırlar. Önünde “manager” ünvanı olmayan kadınlara hesapta yüz vermezler. Ama Genel müdürden, departman müdürüne, şefe, sorumluya, sekretere en son da tezgahtara kadar düşer de kimseye bahsetmezler. Cümleleri şöyle başlar etrafta” İşte benim kız arkadaşım var, ehmmm.. Amerika”dan döndü, şu anda bilmem ne şirketinin ..managerı” olacak ..Ulan ne manager”ı ? Kız Amerika”nın çölünde dil öğrenmeye gitmiş karşı apartmandaki Hatice teyzenin koyun postu gibi saçlı kızı Gülay. Ne manageri? muhasebede fiş girmeye bile razı kız, yeter ki sigortası olsun.- . Siz zaten o sevgililerini hiç göremezsiniz. Hep vardır ama gizlerler. Çünkü yeterince ünvanlı değildir onlar. Çok afedersiniz adamı zker bırakır bunlar duygusuz oldukları için. Çünkü ertesi gün daha ünvanlı bi kız bulacağını düşünürler bu yüzden orta sınıftan hatunlara değer vermezler. (Sonra da bok gibi de abazan abazan dolaşırlar etrafta.))Ohhh..!!!!

14 Temmuz 2011 Perşembe

AMAN EMLAKÇIM! NE YAPTIN BANA?

Emlakçılardan oldum olası hazetmem. Onlarla muhatap olacağıma evsiz barksız kalırım daha iyi.

Ya , bu nasıl bir caka satmak, bu nasıl bir kendini beğenmişlik? Bu nasıl gözüne baka baka kandırmaktır , anlamadım. Onların eline düşmezsiniz umarım, donunuza kadar soyarlar sizi. Piyasayı onlar belirler. Onlara göre ev iyiyse, iyidir. Sizin yorum yapmanıza gerek kalmaz. Sizin gözünüz yoktur, anlayamazsınız bir malın değerini, ama onlar bilirler.

Eşinden yeni boşanan arkadaşım, kutu gibi şirin, sempatik, merkeze yakın bir ev ister her orta sınıf çalışan kadının istediği gibi. Hevesle gazete ilanlarına bakmaya başlar. Woww..”Gümüşsuyu”nda deniz manzaralı, şirin ev, tam size göre; 650 TL.”
Aman bu evi kaçırmayayım, merkeze yakın , Cihangir”e kahve içmeye giderim, İşime de yakın, bir de deniz görürüm, gelsin güzel günler, üstelik 650 TL”ye” der. Koşa koşa yılların emlakçısına gider.

Hoşgeldiniz , beş gittiniz derken, “eee, bir görelim evi o zaman” der arkadaşım.

Adam iki üç bitişik apartmanın- tabiri yerindeyse göt göte yapışık- binaların olduğu sokağa getirir. İçeriye hevesle girer arkadaşım.Tüm odaların kapıları birbirine açılıyor; yani salonun hem giriş hem çıkış kapısı var , yatak odasının ki de mutfağa açılıyor.

Eh demiş arkadaşım, napiiim, merkeze yakın , varsın olsun.” Şey” demiş, “deniz manzarası demiştiniz?? Hani?”

“Haa.” demiş emlakçı kızın koluna girerek çok bilmiş tavrı ile.” Gel bak, şu karşı ki daireyi görüyor musun?”

“Hııı.”

“Orada tiyatrocu bir çocuk oturuyor. O, salonun camını açtığında taaa koridorun diğer tarafı gözüküyor. Sırf deniz manzarası. O çok iyi bir çocuk, tanıyorum ben. Sen istediğin zaman söyle açar o.”

??





HEM GAZETECİ HEM EMLAKÇI

Yine aynı arkadaşım Bakırköy civarına bakıyor bu sefer. Emlakçıya gidince, “Ne iş yapıyorsunuz siz?” diyor emlakçı, arkadaşımı baştan aşağı süzerek.

“Gazeteciyim” diyor arkadaşım.
Birden gözleri parlıyor Emlakçının.
“Öyle mi? Hangi gazetede?”
“Bıdı bıdı gazetesinde”
“Hımm. Çok güzel. Meslektaş sayılırız desenize” diyor emlakçı göğsünü çıkarta çıkarta.
“Aaa , siz de mi gazeteciydiniz? Diyor arkadaşım.
“Evet” diyor emlakçı. “Bakırköy yerel gazetesinde şiirlerim yayınlanıyor” benim.
“Hııı.Memnun oldum” diyor ve ev bakmaya başlıyorlar.

8 Temmuz 2011 Cuma

FRİEND FEED DİLİ VE EDEBİYATI

İki şekilde öğretim vardır. Çevrim içi ve dışı. Birinci seçenek adından da anlaşılacağı üzre; canlı canlı yapılır. Diğeri ise dışarıdan, siz online olamazken.

HANGİ DERSLER İŞLENECEK

I.DÖNEMDE; Konuşma dili, işaretlerin anlamı, fotoğraf yükleme
II.DÖNEMDE; Kavga etme teknikleri, cadalozlarla başa çıkma dersleri, Ve FF dilini nerede nasıl kullanacağınız , değişik kelimelerin anlamı,

Görüldüğü gibi dersler gayet keyiflidir. Çalışan kazanır. Dersleri iyi dinlemeniz, katılımcı olmanız yeterli.

Madem FRİEND FEED dilini öğreniyoruz; kısa kısa size bazı küçük notlarım olacak.

NE NEDİR?

ATARLANMAK;
Bu dilimize yeni kazandırılan çok renkli bir kelimedir. Hayır, hayır, o sizin döneminizdeki atari oyunu ile alakası yok. Bilgisayarda oynanıyor yine ama bu öyle değil.Yani sinirlenmek, yani birinin lafına atlamak gibi bir anlamı var. Diyelim sosyal medyadan bir arkadaş FEED açtı. Yani birşeyler açıkladı o dikdörtgen içinde. Siz” heh, bak bana hitaben yazdı bunu hemen dersini vermeli” şeklinde hareket ederseniz Atarlanmış olursunuz. (Bende yeni öğrendim , umarım doğrudur.)

GİDERİ VAR; Bana bir sosyal medya arkadaşım dedi ki.” O kızın gideri var mı ?” Ben de zengin mi , iyi bir geliri var mı zannettim. “Nerden bileyim” dedim. “Belki de vardır iyi bir gideri” Güldüler. Meğer o değilmiş. Hani işe yarar mı? sevişilecek biri mi? bize de bir iş çıkar mı? gibi ayıp bir anlamı varmış. O yüzden sakın bana bunu bir daha sormayın. Giderim , gelirim yoktur benim.

STAYLA
; Yok, bu bir Rock şarkıcı ismi değil. Yoo , Boşnakça da değil. Bu "stil" anlamına geliyor. Mesela bir fotoğraf koyarsınız . Yan yan bakmışsınızdır, yüzünüzde pek bir mahsun ifade. Altına not düşer çevrenizdekiler hemen. “AA Küçük Emrah Styla” diye. Yani Küçük Emrah gibi boynu bükük çıkmışsın demek istiyorlardır. Evet canım, söylerken çok seksi geliyor bana da staylaaa...

ÖZET GEÇ PİÇ; Bir konunun altına toplanırlar. Uzar da uzar.. konunun başlığında “bugün çok güzel bir gün, ben ata bindim, bisiklete bindim” gibi bir duygu -durum bildirimi vardır. En alta baktığınızda” Sensin Kürt, piç” diye bir yorum çıkar. Haydaaa!!!... ne alaka dersiniz. Mutlaka aralara çok eksantrik yorumlar girmiştir. Hepsini nasıl okuyacaksınız şimdi.. hemen bir işaretle “özet geç piç” derseniz iyi yürekli bir arkadaş size bir satırlık yorumla durumu bildirecek ve sizi zaman kaybından kurtaracaktır.

ÇOK GÜSELSİİNNN
; Bildiğiniz” çok güzelsin” in emo”casıymış bu . EMO mu ne demek? Tabii tabii , zevkle açıklayayım. Duygusal yani (emotion) dan geliyor, yani tıpkı benim gibi. Fotoğraflarda kafa yana yatıktır, zayıf olurlar(ee tabi duygusal insan bunlar . et ye, göt ye, sonra nasıl duygusal gözükecekler o kilolarla?) . Siyah dar pantolon giyerler, bacakları sıskacık olur, altlarına genelde converse tarzı ayakkabılar giyerler. Göz farı olarak simsiyah tonlarını tercih ederler.Hee ne diyordum "çok güselsinn" lafının Emo'lar tarafından üretildiği söylenir.

BSG; “Bugün öğrendim, taze taze sunayım size; bi siktir git” miş.

CAPS YOK MU? ; Kameradan, fotoğraf makinasından bir görüntü istiyorlar arkadaşlar kimi zaman. Anlattığınız durumu, hali, vaziyeti, mekanı, yediğiniz yemeği anlattığınızda ya da “ben bugün bir bikini aldım” dediğinizde “caps isteriz “ diyorlar. Ben de” aa gerçekten mi?” demek istiyorlar gibi bir şey sanmıştım; değilmiş. “Bize lütfen bir fotoğraf göster” demek isterlermiş meğer. Bu caps isteme olayı önce yediğiniz yemekle başlar ardından külot, bikini ve tüm vücudunuzun capsini istemeye kadar gider..


KLAVYE DELİKANLISI
: İçinde Türk-kürt tanımı geçiyorsa, İslam- Din- türban geçiyorsa hemen atlayan tipler bu gruptandır. Sanal alemde saklanabildiği kadar saklanır, içindeki nefreti, kini, küfürü kusarlar. Kendi düşüncesinde olmayanlardan nefet eder, ezmeye çalışır, yargılarlar. Gerçek hayatta çok asosyal tipler olabilirler. Siz siz olun sakın klavye delikanlısı grubuna katılmayın.

NEFES ALSIN YETER: Erkekler bunu aradığı kadın özelliklerinde söylüyorlarmış: yoksa nefes darlığı olan falan yok, çok şükür. Ölen de yok.Kimisi der" uzun boylu, ince belli olsun" kimisi " ben ille de sarışın derim". Ufak şeylerden mutlu olan ve detaylara girmeyen bir erkek gelir "Bırakın bunları, nefes alsın, canlı olsun yeter!" der ve o günden sonra nefes alan bütün kadınlar kendileriyle gurur duymaya başlar.

28 Haziran 2011 Salı

MEME TUTMA TARZINDAN ERKEĞİ TANIMA SANATI

1) GIDIKLAR GİBİ DOKUNANLAR; Bu tip erkekler, memelerinizin üstüne böcek konmuş, ya da üzerinizde bir kilo toz varmış da  silkelemeye çalışıyorlarmış gibi dokunurlar memelere. Gören bir şey silkeliyor sanır. Parmak uçlarıyla, aşağı yukarı, sağa sola, sanki küçük bir çocuğu gıdıklamaya çalışırlarmış gibi ellerler memeleri. Bunu yaparken önemli bir halt becermiş gibi gıcık bir şekilde gülümseyerek, gözlerinize bakarlar ki; boğmadan mezara göm, diri diri. Bunlardan bir halt olmaz anacığım. Eğer heyecanlı bir ilişki arıyorsanız; ııhh, olmaz! Sizi tahrik ettiğini sanırlar...Sıkıcı , düz ve vasat adamlardır. Muhtemelen devlet dairesinde çalışıyorlardır ya da özel şirkette muhasebecidirler. Kısa kollu gömlek giymek en büyük özellikleridir. Annelerine son derece bağlıdırlar. Günde üç kere ararlar.










2) HAMUR YOĞURUR GİBİ OKŞAYANLAR; Bunlar yıllar önce Banu Alkan-Tarık Akan'lı filmleri seyretmiş adamlardır. Memelerinize baka baka , hatta ucuyla göz göze gelerek ,yoğurmaya başlarlar. Bildiğiniz baklava hamuru gibi. Yukarı aşağı, sağ sola. Bir yerde okumuşlardır, kadınlar bundan acayip zevk alıyor diye. Dakikalarca, baka baka yoğururlar. Bu adamlar genelde borç batağındadırlar. Hep iş peşinde koştuklarını, bir türlü paralarını alamadıklarını söylerler. Net bir işleri yoktur. Danışman, bazen ticaret , bazen marka yöneticisi ya da hiç duymadığımız meslekleri yaparlar. Ters hareketleri olabilir, bunların. Öyle yumuşak yumuşak yoğururken, birden kalkıp sigara içer " bak, hala hesabıma para yatmamış" diyerek odanın içinde stresli stresli volta atıp , önemli bir adammış izlenimi yaratmaya çalışırlar. Bunların ereksiyon problemi olabilir, dikkat edin. Sevişirken de aniden yataktan kalkıp, karşılıksız çeklere, telefonunu açmayan müşterisine sinirlenip, sevişmekten vazgeçebilirler. Biraz yakışıklı olanları varsa da genelde bunalımlı tiplerdir. Uğraşacak gücünüz yoksa ,uzak kalın derim.



3) ÇAMAŞIR SIKAR GİBİ DOKUNANLAR; Bu tip adamlar kendine güvensiz, takıntılı tiplerdir. Beceriksizce sıkıştırmaya çalışırlar göğüslerinizi; yüzlerinde de stresli bir ifade olur. Sanki iki göğsünüzü bir araya getirmek ister gibi, çok ciddi bir iş yaparmış gibi avuçlarının içiyle ittirirler. Ne yapıyor diye bakarsınız bir süre. O ise, son derece tahrik olmuş ve sizi de etmiş bir ruh haliyle kan ter içinde kalır. Meme sıkma işleminden sonrası bellidir. Asla şaşmaz. DALMAYA kalkarlar. Dallamalar ya...Sakın izin vermeyin...
Bunlar genelde kumaş pantolon, üzerine krem-kahve tonlarında dede hırkası giyerler. Asla bıyıksız gezmezler. Genelde mutsuz aile çocuklarıdır. Meslekleri muhtemelen yedek parça satıcısı, bir kısmı tuhafiyeci, yüncü, döşemeci ya da  kuru yemişçidir.

4) PARÇALARCASINA SIKANLAR; Sizi öpmeye başlar başlamaz, eli memelere gider. Siz, ” ay, bu adam çok güzel öpüşüyor, kim bilir memelerimi nasıl okşayacak?” diye heyecanla beklerken, Azrail'den kaçarmış gibi, sinir krizi geçiriyormuş gibi memelerinizi öyle bir sıkarlar ki; ciyak ciyak bağırırsınız da yan komşu yardıma gelir. Bir, iki derken, baktınız adam sanki cerrahi bir operasyon yapar gibi konsantre olmuş, can havliyle sıkıyor. Bir sonraki hamlesi  muhtemelen” dişlemek” olacaktır. Memelerinizin acıdığına mı, yoksa adamın psikopat olduğuna mı yanarsınız. "Yapma ama Orçuuuun, canım acıyor, mamografi mi çekiyoruz,  ay, orada bile böyle acımamıştı” deseniz bile o” Banuuuu.....mmhh. çok güzel bunlar, bebeyim, dayanamıyorum” diyecektir. Ama” dayaaan” demek gelir içinizden. Uzun süre psikolojik tedavi görmüş ama olumlu sonuç alamamış kişilerdir.Erken veya çok geç boşalma/boşalamama  sorunları vardır. Genellikle alkolik olurlar;  sinirlidirler ve hep bağırarak konuşurlar. Marjinal sevgili arayanlar için birebirdirler. Meslek mi? Avukat, doktor, iş adamı, bar -restaurant işletmecisi.

5) SADECE EMENLER; Bunlar annelerine doyamamış, sütten erken ayrılmış, ya da hiç anne sütü almamış çocuklardır. Her gördüğü dekoltenin arasına kafalarını koyup, emmeye başlarlar. Olmazsa kucağınıza alın; o emsin, siz de piş piş yapın.(O emerken siz de boş durmayın, bulmaca çözün) Emerken gözlerini kapatır bu adamlar; öyle bir zevk alırlar ki bu işten onu o anda ayırırsanız gözleri dolar, ağlar ya da küserler size. Vırç vırç sesler çıkartırlar emerken de. Beklersiniz, acaba ne zaman doğru dürüst elleyecek diye. Saatlerce bakarlar memelerinize, yakından konuşurlar onlarla, içinden satırlar, paragraflar, mısralar dökerler memelerinize. Yazar, şair, ressam ve editörler hep bu gruptandır.

6) TİTREYEREK DOKUNANLAR;
Meme gördüm mü ereksiyon olurlar bu adamlar. Dayanamazlar memelere. Arasına yerleşme, üstüne attırma, emme, yoğurma gibi sürekli memeli fanteziler kurarlar.” Benim niye böyle memelerim olmadı “ diye hayata küskündürler. Güzel göğüslü kadınlara hayran olmak bir yana, içten içe kıskanırlar. Memelerinize yaklaştıkça nefesleri hızlanmaya , gözleri kaymaya başlar. Bütün vücudu titrer. Ne oluyor böyle, ıslak zeminde kabloya mı bastı acaba?" diye yere bakar, kontrol edersiniz. Ama her şey normaldir. Adam meme fetişistidir. Gece gündüz memelerinizi açık görmek ister. Eğer dışarı çıktıysanız mutlaka dekolte giymenizi isterler. Yemek masasında memelerinizi izlerken, başkalarının da onlara bakmasından haz duyarlar.

7) OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ YAPANLAR; Bir yandan öperken , diğer yandan elini yavaşça gömlek , tshirt, body vs. nin altına sokar bu adamlar, aceleleri yoktur; bir heykel yaptığını hayal ederler tek göğsünüze dokunurken. Yavaş yavaş, dalgalandırarak, yoğurarak ve acıtmadan... tam kıvamında. Sonra yavaş yavaş biraz daha hızlı ve biraz daha sert mıncırmaya başlarlar. Sonra öpmeyi bırakıp,  dünyanın sekizinci harikasını seyreder gibi bakar ve derin nefes alırlar, kısık bir sesle " çok güzeller" derler.(nerdeyse ağlayacak, he he deyin, üstüne gitmeyin) "Ehhe, mersi" dersiniz ama pek bir yavan kaçar bu cümle o erotik ortamda. Beklersiniz, beklersiniz, devamı nasıl olacak, neler yapacak diye. Adam " Bunları kim bilir hangi erkekler elledi benden önce?" der kısık sesle. Siz de onun kulak memesini emip, kısık sesle; "İlkokuldaki sümüklü Ayhan!  bir kere! zorla!. Doktorum! geçen ay,  kitle var mı diye bir de annem bana çok kızdığında " dersiniz. Adam" ımhh.offf..  tam hayal ettiğim gibi bebeğim " der, "başkasının ellediğini düşünmek beni çok tahrik ediyor". Evet, karşınızda mükemmel,  taş gibi adam var her an ereksiyon vaziyette; o erkeği asla bırakmayın.O, memelerinize bakıp, yoğurmaya devam ederken, "boxerlarını annen mi dikiyor, pazardan mı alıyorsun? " deyin yine kısık bir sesle. O da eğer hayalinizdeki erkekse "Nnn..nannem dikti" diyecektir, "özel kalıp bu, benim ki sığmıyor da diğerlerine". Siz "Hımm, anlamıştım zaten, memelerimi tutuşundan belliydi" deyip onun egosunu okşayın.
Adam bir sonraki adımda : "Bak, farkındaysan hemen kalktı" diyecektir. Siz; "Evet, karnımı delecek ama sen memelerimle ilgilen, boşver onu şimdi" deyip, yoğurma işlemine odaklanmasını sağlayın. Taa ki göğüs uçlarınız sipsivri olup, dikilene dek. Lütfen onu kaçırmayın, lütfen bak.

8) BUNLARIN HEPSİNİ BARINDIRAN ADAMLAR; Yıllardır armut, elma, portakal ,kavun, silikon, sarkık , üzüm her tip meme görmüşlerdir. Bundan sonra göreceği meme doktorun hastaya bakışı gibi olacaktır. Canları isterse ilgilenirler memelerinizle. Cool adamdır bunlar, çapkındırlar, çünkü yeteneklidirler. Kadına nasıl davranacağınızı çözmüş , akıllı adamlardır. Şirket yöneticileri bu gruptandır. Akşamları işten gelince sadece kravatını gevşetip, soyunmadan viski içen tiplerdir. Fonda da genelde Beethoven olur. . Sevin ama bağlanmayın. Sizi aldatma olasılığı yüzde 100 dür.

16 Haziran 2011 Perşembe

BABALAR GÜNÜYMÜŞ. PEH!

Eski bir yazım...Her babalar gününde yayınlarım...Düzeltilecek yerleri çok ama bunu yazmak da zor...


“Anasını babasını kaybedenler, ansızın geriye
onların bıraktığı boşluğa çekilirler.
o güne kadar, yaşın ne olursa olsun,
yüzüne vuran aydınlık, arkanda uzanan gölgeden beslenirdi.
üçüncü boyutun elinden alınmış gibisin.
gölgeleşme sırası şimdi sende.

evet, gene sahnedesin kuşkusuz.
ama nesi var bu tiyatronun?
salon niçin bu kadar aydınlık da sahne karanlıklar içinde?
sen yine sensin, seyirciler de hep o seyirciler.
peki kimin aklına esmiş de, sırtları sahneye dönük oturtmuş onları böyle”


Çok teşekkür ediyorum sana;

Annemi ve beni , hastaneye güvenli ve sağlam getirdiğin için,

Erkek beklerken kız olarak geldiğimde, hiç şaşırmayıp mutlu olduğun için,

Annemin karnındayken canım yeşil erik istediğinde kış ortasında bir gece yarısı İstanbul’un bütün semtlerini dolaşıp erik aradığın için,

Gece yarısı ağlama krizim tuttuğunda, üşenmeden kalkıp, arabana bindirip gezdirdiğin için,
Evin orasına burasını tuvalet sanıp kullandığımda, sabırlı davrandığın için,

Sütümü almayı hiçbir zaman ihmal etmediğin için,

Gezmeye gideceğimiz bir gün, kıpkırmızı bir ruju gizlice sürdüğümde, arabanın dikiz aynasından görüp, gözgöze geldiğimizde kızmadığın için,

İğrenç esprilerime, katıla katıla gülüp, beni mahcup etmediğin için,
Matematikten zayıf aldığımda bana kızmadığın için,

Veliler toplantısında hakkımdaki şikayetleri bana söylemeyip, “çok konuşuyormuşsun ama çok da zekiymişsin” ” deyip konuyu geçiştirdiğin için,
Hediye ettiğim kravatları ve tarakları hiç beğenmesen de kullandığın için,

Karda kışta, sıcakta, tatile gitmeyip, bizi okutabilmek için her şeye katlandığın için,

Eğitimime sonsuza dek destek verdiğin için,

Çalışkan ve dürüst bir insan olmayı öğrettiğin için.....




Tam 6 yıl oldu, BABALAR GÜNÜNDE beni terkedeli.

Bundan iki yıl önce sana farklı bir hediye vermek istemiştim. Kahvaltıya götürecektim seni o sabah, yerini de ayırtmıştım. Bu sefer “hayır” diyemeyecektin bana. ama olmadı işte.
Böyle bir günde gitmen daha da acı oldu....
Hediye almamızı istemezdin paramız boşa gitmesin diye. Babalar gününden bir hafta önce başlardın “hediye istemiyorum, hediye kabul etmiyorum” demeye.

Bir şeyler yapmak istiyorum bu sene senin için ama bulamıyorum, öyle kısıtlanıyor, öyle çaresiz kalıyorum ki; kendimi suçlu hissediyorum bu yüzden. Şimdi alacağım hediyeler çok daha kısıtlı çünkü.

Benden iyice uzaklaşan yeni evini ziyarete geleceğim yine.Taze çiçekleri alıp, kurularıyla değiştireceğim. Mezar taşını temizleyeceğim “ Ah baba! ne işin var orada, kalk da göreyim ,öyle özledim ki seni” deyip ağlayacağım. Dualar okuyacağım, dertleşeceğim seninle, hayattaki haksızlıklardan bahsedeceğim ama cevap veren olmayacak, konuşurken bir yandan da toprağını okşayacağım sen olduğunu hayal ederek. Cevap gelmeyecek biliyorum...

Ve üstesinden gelemeyeceğim tek şeyin “ölüm” olduğunu hatırlayacağım. Ölüm gelirken haber vermezmiş , hazırlıklı olmazmışız ölüm karşısında, hep erken ölümmüş tüm ölümler...Hiç yakıştıramazsınız, “ benim babam daha gençti, çok yaşayacaktı “dersiniz ama olmaz! Kolunuz kanadınız düşer, kabristandan çıkmadan önce bir kere daha geriye bakarsınız boynunuzu bükerek, içinize milyonlarca cam kırığı bata bata , acıya acıya... Çıkarsınız, onun bu mecburi konuk olduğu evden..mahcup olursunuz onu yalnız bıraktığınız için...

Hiç bir erkek babanız gibi sevmeyecektir sizi; bunu bilir ve katlanmak zorunda kalırsınız...

Şimdilerde, evde kimse yokken gizli gizli gardrobunu açıp, ölmeden önce son kez astığı gömleğini ve ceketini kokluyorum. Cebinde bozuk para buldum, belki benim için ayırmıştı onu. Hep kızardı; taksiye, dolmuşa binerken bütün para uzatan insanlara. Kokladım gizli gizli; gözlüğü vardı cebinde, taktım, onun gözleriyle bakmaya çalıştım, yaşlardan buğulandı gözlüğü, sonra büyük bir ayıp işlemişçesine yerine koydum.

Ve sonra da , okuduğumda; cam kırıklarını gözüme, yüzüme, ayak tabanlarıma, saç diplerime kadar ince ince batıran, soluk alıp verdiğimde bütün organlarımın kesildiğini hissettiren yazıyı okudum tekrar...Aynen onun harfleriyle yazıyorum.

“HediYE falan almaYIn,kafanızı UçurmıYaYım, “

Bu yazıyı ne zaman mı buldum ? hemen söyleyeyim: O “kendimi iyi hissetmiyorum, beni doktor götürün” dediğinde, koşa koşa ,bana hep öğrettiği gibi, 112’yi çağırmaya gittiğimde.....

“Babam ölüyorrrrr, çabuk gelin n’olurrrr! “

Telefonun tam önüne koymuştu bir gece öncesinden bu notu......

Hayatında ilk defa benden bir şey istemişti... Anneme; “ kızlar beni doktor götürsün, çok fenayım” demiş, Ah baba, getirmez miyim hiç, kaldırabilseydim kucağımda götürecektim seni. O kadar güçsüz ve çaresizdi ki o an; sanki o bir bebekti de , ben onun babasıydım . Benden ilk ve son isteği buydu; yerine getirmeye çalıştım ama başarılı olamadım....Bir gün daha fazla yaşatacak gücüm yoktu benim. ÇOK ÇOK üzgünüm...
Sen benim için çok şey yaptın, ben sana bir şey yapamadım , beni affet.

Babalar günü kutlu olsun Babacığım. Biliyorum ki; çok rahat ve huzurlusun. Bu dünya çok karışık be baba, aynen bıraktığın gibi.Bekliyorsun biliyorum, az kaldı geleceğim..