3 Ocak 2011 Pazartesi

BASAR GEÇERİM!




Dokunduğum  o saç tellerin var ya ; eline her döküldüğünde, ellerimi hatırla! .Nasıl benimkileri beyazlattıysan, seninkiler de öyle olsun. O saçlara kendi tokasını takan biri varsa, parmakları kırılsın. her tuttuğun el benim olsun!


Kahvaltı masasına oturduğunda, sana hazırladığım tostlar gelsin aklına. Hiçbir tostta o lezzeti bulama! . Dilin yansın, tatsız tuzsun olsun yediğin herşey. Bana bıraktığın bu hayat gibi tıpkı.!

Kahvenin içine koyduğun her damla kanyakta, gezdiğimiz o sahil kasabası gelsin aklına. Boğazına inen her sıcaklıkta “ sefa pezevengi seni ” dediğimi duy!

Sonra...
Bana; “gerçekten her erkek aldatır mı?” “Evet, Aldatır, sen de beni aldatacaksın biliyorum” dediğimde, sinirlenip gaza bastığın, ama gerçekten ne kadar da haklı olduğum gelsin aklına!

Şehre bakıp düşüncelere daldığında; o şiirim gelsin aklına.(*) Camdan her bakıp, sigaranın dumanını savurduğunda kocaman bir aksimi yansıtsın şehir sana. Benim yaşlı gözlerim, seni uykularından mahrum bıraksın!

Balkona oturup, dalıp gittiğin manzarada seni izlerken yazmıştım hani. (sanki ayrılacağımız içime doğmuş gibi) . Okuyunca ne diyeceğini bilememiş, elinde kağıtla kalakalmıştın hani, derin nefes almış, birşey söyleyememiştin...

En çok yağmur yağdığında , bir de gece olduğunda hatırla beni. O saatler benim için yokluğun, yoksunluğun azap saatleridir. Balkona çıkıp şehre bakarım, her yer karanlık, her yer griye sarar. O anlar benim kalabalıklar içindeki yalnızlığımı.

Sen bilmem kaçıncı uykunda, hiç görmediğim, tanımadığım bir kadının kollarında ....
Ben ağlarım, şehir ağlar. Karşımdaki ağaç yapraklarını döker her rüzgar vuruşunda, bir tane bir tane daha derken çıplak kalır, işte ben giderim huzursuz uykularıma o zaman...
.
Çoğu zaman tek başıma uzun yürüyüşler yapıyorum akşamları. Yüzüm donana burnum akana çişim gelene kadar , geberinceye kadar yürüyorum, kimseler yoksa küfür ediyorum sana..

Seninle dolu olan bu şehirden bile soğudum ben. Nereye gitsem ki?şimdi kaçacak hiçbir köşe , hiçbir cadde kalmadı. Üstüme geliyorlar.. İtiyorum onları “gidiinnnnn... çekilinnnnnn , bunaldımmmm “ diye çığlık atıp , evime, odama koşuyorum. Giriyorum yorganın altına ....ve sen ! bu koskoca şehri hücreye çevirdin ya....HELAL OLSUN !

Kendinden nefret et, olur mu? Aynaya bakınca; kendinden tiksineceğin bi görüntü yarat . Arkanda sana tüm kız çocuğu kalbiyle sarılan güleç yüzlü kadını gör . ama kendinden tiksin o aynada. Bakama aynalara! . Kendi yüzünle karşılaşma sakın!

Telefonu her eline aldığında o mesajları gördüğüm geceyi hatırla , paçavraya çevirdiğin o geceyi, senin için hissettiğim tüm güzellikleri  bırakmak ZORUNDA kaldığım o geceyi.!

 Arada bir yalnız kaldığında evde, bütün kadınlardan soyutlandığında telefona gitsin elin.Bana birşeyler yazmaya çalış, uygun bir cümle bulama!... kendi kendini ye!... Kendinden utan sonra. O telefondan sana okuduğum küçük şiirlerimi hatırla .

Mutluluğu bulduğunu söylediğin o dağ başındaki kafede; “ insanlar çok kısa sürede çok şey paylaşabilirler ben zamana inanmıyorum” dediğimde “ben de.seni sevmek için iki görüşme yetermiş” dediğinde;  gözlerimden fışkıran tüm çocuk heyecanımın,  gözlerinde yitip gittiği anı hatırla.. ve kahrol!!

Ben nasıl sana inandım yaaa ? Sen kimdin ki? Benim hakkımda ne biliyordun ki? Seninle gittiğimiz her yere tek başıma gidip , o masalarda ağladığımı, içtiğimi biliyor musun ki? Bilmiyorsun, bilemezsin. Sen hiç sevmedin beni Lanet olasıca. Sevmediysen ne diye sokuldun hayatıma sinsi bir yılan gibi? Neden onca kadın arasında beni buldun? Madem gidecektin ne diye beni arayıp özlediğini söyledin. Ne diye seviyor –muş- gibi yaptın..

Neyi aradın da bulamadın bende he?

Öl demiyorum; çünkü ölmek sana hiç acı çektirmeyecek. Acı çeke çeke öl emi! . Her sancılanışında;  ağlayan kocaman pörtlek gözlerim nöbet nöbet insin yüreğine. Mesajlarını gördüğümde buruşmuş bir kağıda dönen darmadağın suratım, yere yuvarlanışım ve benim üstümden atlayıp, beni kaldırmadan “ yerde ne işi var bunun yaa? Cık cık” diye söylenerek uyumaya gidişin gelsin...

Sen de özür dileyeceksin benden ; o kadar vicdansız olmana rağmen biliyorum ki, bu yaptığın karşılıksız infazın bedelini kendi yüreğini sallandırarak ödeyeceksin yalnızlığının idam sehpasında. Kimseyi sevemeyeceksin. Hiç ama hiç kimseyi benden başka!! ...
O uzun saçlarını sermiş, kocaman gövdenle yerde yatarkan göreceğim birgün seni. , Elini uzatacaksın seni kaldırmam için.. Tutmayacağım o eli, o kadar sevmeme rağmen. Eğileceğim, bir umutla kaldıracağımı sanacaksın seni, doğrulacaksın. Pis bir şekilde sırıtıp, topuklarımla o saçlarını ezeceğim, çıkan ses öyle güzel gelecek ki; yeniden doğacağım o gün...

Ruhuma ettiğin tecavüzlerden sadece; güvensizlik, mutsuzluk, paranoya ve işkence adlı çocuklarım oldu. Onları iyileştirmeye çalışıyorum şimdi. .

Sen desen ki " bu şehrin bütün kaldırımlarını, bütün sokaklarını orospu edeceğim ayaklarına, gel bırak bu kini.....Hiç dinlemem , yine de basar geçerim , giderim!!!!


(*) CELLAD

Al şu kılıçtan keskin sözlerini de

Sapla aşkımın atardamarına

Öyle bir sapla ki; aşk damlasın

Öyle bir sapla ki;

Kabuk tutmuş yaralarım bile kanasın!

Aşkımı öldürecek tek kişi sensin,

Sevgili Celladım!

15 Aralık 2010 Çarşamba

Danıştay kararıyla. hiç kesilmeden ilk yazdığım gibi yayınlıyorum. bir kızgınlık anında ../ERDİ"ye AÇIK MEKTUP.

Her kadının bir gururu vardır. Belki çirkin yaşlı fasfakir kültürsüz şekilsiz çarpık dişli çarpık bacaklı olabilirim. Ama kocaman bir kalbim var. (doktorlar öyle dedi. Yumrugumdan büyükmüş bu yüzden sık sık taşikardi oluyor bende. Yani gümbür gümbür atıyor. Neyse konumuz bu değil. )




Konumuz, beni burdaki en güzel kadın olduğuma inandırarak, sadece beni sevdiğini ilan eden ve diğer başka erkeklere yönelmemi engelleyen ve bu vesile ile sap gibi ortada kalmama neden olan ERDİ dir. Bir yıldır peşimde kendisi. Gece gündüz arar beni hediyelere boğar. (Hediyeler genelde daha önce başka hayranlarına verip onlar tarafından begenilmeyen eşyalardı . Ne miydi bunlar?Vadesi geçmiş makyaj malzemeleri kullanılmış olduğu besbelli victoria secret çamaşırlar, pazardan alınmış ama büyükannemin hatırası diye söylediği çakma yüzükler. Taklit parfümler.)



Neyse bunlara da aldırış etmedim.

Sevdim çünkü en tertemiz namusumla hislerimle aile kızı şeyleriyle sevdim. Başka erkekleri gözüm görmedi. Dünyanın her yerinden DM ler aldım evlenelim diye. Ama ben onu gönlümün erkeği sayıp ona sadık ona bağlı biri olmaya çaba göstermiştim

Onun için her gün yemekler tatlılar öğreniyorum, karadeniz kültürü hakkında çeşitli araştırmalar yapıyordum.



Siz bilmezsiniz belki ama Erdi kadınında sevdiği kadında dekolteli kıyafetli olmasını çok tercih ederdi. Ama şeyde falan değil öyle taksimde bağdat caddesinde kartal civarında değil derdi ki köylü adamların vücudumda gezen bakışlarını gördükçe” bebeğim bunları başkalarının görmesini istemiyorum. Sadece benim yanımdayken giy” . işte bu lafı beni çok etkilemişti. Seven erkek kıskanır. Kadınlar bilir. Beni sevmemeiş olsaydı eğer kıyafetlerime karışmazdı.



Erdi benden yaşça küçüktü epey küçüktü hem de. Belki bilirsiniz. Kendine bu durumu izah ettiğimde- çünkü baştan sorun olmasın istemedim- . sakın bir daha bunu söyleme , ben küçük kadınlardan hoşlanmıyorum öyle olsa o diziyi izlerdim dedi. Ben de ne kadar zeki ve romantik bir erkeğim olduğu konusunda tekrar karar verdim.

Yoldan geçen çıtırlar hepbu çocuğa bakarlardı. Çünkü bu çocuk dar kot giyer üstüne de böyle meme uçları belli olan tahriş edici giysileri tercih ederdi. Ben kısım kısım kıskançlıktan ölürken o bebeğim sen benim için en çıtırsın. Sen senim fransa daki monicam, atinadaki natilimsin derdi. Erdi bana gerçekten çok genç bir kadın gibi vücut hatlarıma sahip olduğumu ve en diri ve el değmemiş tazecik bir gül gibi koktuğumu söylerdi yani ben ona inandım . yoksa neden yalan söylesinki.

Bu çocuk zengindir asaletli bir geçmişi vardır. İktisat mezunu fakülteden başarılyla bitirmiştir. Ben de ona bazen kültürel konularda yardımcı oldum seve seve bazen bir şiir söyleşisine gittik kah bazen de tiyatroya böyle eğitimsel bilgi veren tiyatrolara filan.

Ama ben onda tüm gençliğimi gençken yaptığım hatalaı ilişkileri silerekten hiç bir erkek olmamış ilk sevdiğim oymuş gibi öyle temiz şekilde aşık oldum ki. Gece yataıma yattığımda hep ona karadeniz şarıkıları dinlerken üstümde victoria sikrit pijamalarımla sevgi dolu mesajlar attım.

Bizimkisi türk filmelrinde bile yoktu. Aramızda acayip güven vardı. benim de peşimde çokkalantor adamlar vardı. kendime ait bir dişi güzelliğim vardır benim de . epey beğenilirim ortamlarda. Ama ancak nasıl güzellikte ve güzel aşık olduğumu konuştuktan sonra iyi bir erkek farkına varır.

Ben erdiyi o yüzden çok sevdim. Bana masum gibi gelirdi hep.

Çevresinden baskılar aldı benden ayrılmak için ama o hiç dinlememişti onları.

Biryıldır peşimdeydi ben de arkadaş olarak sadece el ele gezdim bir kaç kere onunla. Laf gelsin istemedim ona.

Kalbimde hep o vardı ama.

Burdan bazı kızlara mesaj attığını görüyordum ama o kızlar mutlu olsun diye yapıyorum dedi bana hep . sevinsinler dedi. Kimseleri yok o kızların. Benim gibi güzel erkek mesaj atınca mutlu oluyorlar dedi. Asıl gizli kadınım sensin dedi. İnandım sana erdim.

Sana mıhlama bile yaptım ama gelmedin o gece . sonra da başka kızlarla da aynen böyle gezdiğini öğrendim.

Gücüme gittim kadınlık gururum kırıldı.

Kendime kötü şeyler yapmak istedim. Ama değmez dedim. ANNEM DEMİŞti kızım o senden çok küçük seni kandırır o dalga geçiyordur ama ben annemle kavga ettim böyle konuştuğu için. Sana kimseler laf söylesin istemedim.

Hatta seninle evleneceği gün den 10 gün önce ff e davetiye hazırladım. Arkadaşlarıma sürpriz yapacaktım.

Ama sen her gece başka bir kızlaymışsın erdi öğrendim dostlardan bunu.(bu arada dostlar sağolsun. )

Karadeniz dayanışma gecelerinde kızlarla horon tepiyor sonra da onları karsoniyerine götürüyormuşsun.

Olsun erdi. Ben sana güvenmiştim. Bir daha sakın bana feedlerde cevap yazıp kısmetlerimi kapatma. Çünkü ben seni artık hiç böyle ölmüşsün gibi sevmiyorum bile yani. O derece.

Bıktım artık seni kovalamaktan işlerimi bitiremez oldum. Nereye kadar erdi söyle nereye kadar.

Hem ben seni genç olduğun için sevmedim. Bu arada acaip pis kokuyordu ayakların . bunu bile söylemedim . kılbin kırılmasın diye. Ağzını şapır şapır şapırdattığını da kimse bilsin istemedim. Ben takmam böyle şeylere. Bazı kadınlar senin gururunu kırmışlar ya eskiden o kötü kadınlar bence o da sorun değildi. Yani senin bi sorunun yoktu erdi. Sadece onlar ilk erkeklerini porno filmde tanımışlar öyle sanmışlar yani herkesi. İnan bana artık seni sevmiyor olmamamın sebesi bu değil. ben böyle cinsel o tip açık saçık şeylerden dolayı kimseyi sevmemezlik yapmam. Öyle arkamda bi erkeğim olsun istedim. Beni dış güçlerden koruyacak. Benim de param var çalışan yalnız kadınım ben erdi.

Beni beğenen çok var. Bunu da unutma. Ama sana çokkızgınım. F F de gururumla oynadın.

Öyle olsun...

Bir kadın.

25 Kasım 2010 Perşembe

YUNANİSTAN...

Keşke kendini bırakıp gidebilse insan .......


Yanına üç şey almadan...



....
Hava olsam, ses olsam, ışık olsam, nefes olsam
Tekrar yeni ben yaratsam benden..
Korkular olmadan..
Gidebilsem...sadece kendimi götürdüğüm yerlere
Sonra geri dönsem
her seferinde yeni ben olarak
ama biraz daha törpülenmiş korkulardan..
ve biraz daha dolu olan aşk bavulumla..
ve sen orda olsan , yolun tam karşısında
gitmelerimin ucunda hep sen gelmelerimi beklesen..


.....
......
....

11 Kasım 2010 Perşembe

KORKUYORUM(2)

Evet eksik yaşar Panik Ataklılar hayatı....

Bunu kabul etmek , dile getirmek istemezsiniz. Ama böyle, gücünüzü toplayıp yazmaya başladığınızda acı gerçek ortaya çıkar.. İnsanlara söylemek zordur ; “ben panik atak hastasıyım” demek, Neden mi?

Siz bunu üzülerek ya da utanarak söylediğinizde “ ee.., bunu zaten sen yapıyorsun aslında, beynin üretiyor, üçüncü bir kişi yapmıyor ki , bunu da çözmek senin elinde , neden üzülüyorsun ki. “ diyeceklerdir(sanki siz biliyor da özellikle yapmıyormuşsunuz gibi), ya da ; “dikkat çekmeye çalışıyorsun aslında, özünde bu yatıyor “ diyeceklerdir. (Siz o krizlere girmekten çok zevk alıyormuş gibi) Ya da panik atağı Sanskritçe bir kelime zannedip; “panik atak ne ya? , heyecanlanınca panik oluyorsun hani, o mu? “ diyeceklerdir . Siz olayın iç yüzünü anlatınca da “hııı...deli kızım bu kaçmalı “ deyip sizden mümkün olduğunca uzaklara kaçacaklardır...

Beynin bir oyunudur bu; ama siz bunun neden ve nasıl olduğunu bil-e-mediğiniz için bu durumdasınızdır. Onların ne düşündüğünden çok , sizi üzen; bunu yenememeniz insanlardan bir adım geride olmanızdır.

Eğer bir panik ataklı olmadık bir yerde” ben eve gidiyorum, ya da “ben şuraya gidiyorum gelir misin” , ya da tam yola çıkmışken” ben geri dönüyorum, kendimi iyi hissetmiyorum “ derse , çok üzüldüğü PA krizleri gelmek üzeredir. Ya da gelmiştir. Kapris yapmıyordur,dikkat çekmeye çalışmıyordur, onu anlamaya çalışın...

İyi tarafından mı bakayım, peki bir de onu deneyeyim o zaman: Entelektüel ya da sanatçı hastalığı diyorlar buna. Entelektüel ve sanatçı olmanın bir götürüsü yok nasılsa.değil mi? .:))...

Çoğu zaman panik atak tek başına gitmez. Yanında mutlaka onun çok yakın dostları vardır. Kim mi bunlar ? Hemen tanıştırayım sizlerle..Depresyon, obsesif kompulsif , bazen de manik -depresif..

Depresyon zaten panik atağın vazgeçilmezidir. Şöyle hayal edin; Bir seyahata çıkmak istiyorsunuz, başlıyorsunuz plan yapmaya... Tek başına gitmek ürkütür sizi, yanıma şunu çağırayım, o gelmezse öbürünü çağırıyım diye düşünürken günün yarısı geçer. Otobüsle mi özel arabayla mı gideyim, sıkılırsam inerim aşağıya hem.. Yok uçak olmasın, hepten boğulurum, adama ; durdur şu uçağı , çok sıkıldım da diyemem ki....Tren.? tren mi??...ııı...yok yok, o da olmaz şimdi, camları açılmıyor...

Bunları düşünürken bir sürü sıkıntıya girersiniz. Normalde bir bilet alıp, rezervasyon yaptırarak bitmesi gereken bu iş ; panik ataklı için öyle bir uzar ki, öyle bir yorulursunuz ki; artık o tatil sizin için zevkten çok, ızdıraba dönüşür.

Bütün bu koşturma içinde nasıl gideceğim stresini bitirip, otele ulaştığınızda ; etraftaki güzelliklere bakıp; “ aslında bu kadar basit işte, ne kadar da gözümde büyütmüşüm” diyerek , gereksiz endişelere girdiğinizi, gereksiz insanlara boyun eğdiğinizi görüp, hayatınızı piç ettiğinize karar verirsiniz. Sonra toparlanır, sahile iner, kumlara uzanır ve güneş gözlüğünüzün altından gizli gizli ağlarsınız.

Tatil benim için çoğu zaman işkenceydi. Koşup koşup hedefe ulaştığım yerdi. Kafa boş olunca herşeyi tek tek inceliyor, neleri ıskaladığınızı görüyorsunuz. İnsanların depresyondayken tatile gitmelerini hiç önermiyorum; başka bir ülkede, başka bir şehirde insan kendini öyle yalnız hissediyor ki; yarıda kestiğim zamanlar bile oldu tatilimi bu yüzden....

Pardon sevgili olayını unuttum bu arada.

Bu planları yaparken bir de özel hayatınız , sevgili adayınız mı var.. işler tam karışır işte..O adam tatilde yanınıza gelse bir dert gelmese bir dert. Diyelim yola beraber çıktınız; ya panik atak krizim tutarsa ona rezil olursam, bir daha beni görmek istemezse, dalga geçerse düşüncesiyle içiniz içinizi yer.(çünkü PA’lılar kriz geçirdikten sonra büyük suçluluk hissederler. İnsanları rahatsız etmiş ve üzmüşlerdir, rezil olmuşlardır ), diğer yandan da onunla deli gibi tatile gitmeyi istersiniz. Bu iki düşünce arasında gidip gelirken boğulur, daralır sonunda kısa süreli bir melankoli ve arkasından bir depresyon...

Bu sırada diğer insanlar bir kitap bitirir, bir arkadaş edinir, bir kaç fotoğraf daha çeker, bir iki film izler...

Tatil kısmı bitti ..Sağsalim döndünüz yine binbir kuruntudan sonra.. bu arada ; Ailenize karşı olan sorumluluklar, işyerinde yapmanız gereken bir dolu iş, bazen fiziksel rahatsızlıklarla uğraşmak, özel hayatınız, sevgilinizle olan problemleriniz gibi normal insan sorunlarınız da olur. Bu da iki kat çaba gerektirir diğerlerine göre..

Siz hedeflerinize ulaşmak için; yürümek değil, koşmak zorunda kalırsınız. Kafanız sürekli PA ile meşgul olduğu için çoğu zaman cümle bile kuramazsınız. Yanlış şeyler söylersiniz. Hatta konuşurken bazen kardeşim bile; “ ne dediğini inan anlamıyorum , ne anlattın sen şimdi” der. O zaman toparlanırım, bir noktaya kitlenir ve derdimi anlatmaya çalışırım. Bu nasıl oluyor biliyor musunuz , tam karşınızda bir ağaç var diyelim sizin gözleriniz oraya bakıyor , bir de sağ yanınızda net görmeseniz de görüş alanınızda yer alan bir ağaç daha var. Şimdi aynı anda iki ağacın da özelliklerini söylemeye çalışın . Zor gelmeli size ...Bilmem iyi bir örnek oldu mu? ..

Bazen de yanlış cümleler kurarsınız konsantrasyon probleminiz olduğu için; bu da kavgalara, tartışmalara yol açar ..Sonra da derdinizi anlatamadığınızı, karşı tarafın sizi yanlış anladığını bilir, fakat bu durumu izah edemediğiniz için mide krampları yaşarsınız....

Güzel bir filmi izlemek, sevdiğiniz sanatçıların konserine gitmek, etkinliklere katılmak , spor yapmak, yeni öyküler yazmak istersiniz; Ama bu aralar o kadar yorgunsunuzdur ki; kolunuzu kaldıracak gücünüz kalmamıştır. Gece olur..Bir tek yer vardır hayatınızda kendinizi huzurlu en güvende hissettiğiniz yer; Yatağınız. İçmekten nefret ettiğiniz ilaçlardan bir tane daha yutup yapamadıklarınızı rüyanızda görmek için derin bir uykuya dalarsınız. Yarın ne getireceği belli olmayan, bir sürü plan bir sürü kuruntuyla geçecek olan bir gün vardır.....

3 Kasım 2010 Çarşamba

LİLİ'M(3)

Müzik o kadar etkileyici ki; ve onlar müziğin ritmine o kadar güzel uyuyorlar ki, biraz önce yaptıkları dansın devamını sevişerek getiriyorlar ... hareketleri seri, uyumlu ve muhteşem...Kız Lili’nin güzel kalçalarını iki yana ayırıp; başını sıcaklığını çok iyi tanıdığım yerine sokuyor. Dilinin içerinde olduğunu ve Lili’nin nasıl zevk aldığını hissediyorum...


Yerler ahşap ..Lili her kımıldanışında topuklarının çıkardığı ses, beni iyice soluksuz bırakıyor. Lili yüzünü kıza dönüyor, sırtı duvara yaslı, bacaklarının birini açıp duvara dayıyor, kızın kafasını iyice sokuyor , bastırıyor bacak arasına.

Kız bir yandan dilini o noktada gezdirirken, parmağını yavaşça Lilinin sıcacık yerine sokuyor, Lili iyice geriliyor çığlık atıyor, kızın saçlarından yakalıyor, sıkıyor , hareketleri iyice sertleşiyor, dudaklarından çıkanları müziğin sesinden duyamasam da duvara yankılanıp bana dönen çığlıkları, bacaklarımın arasındaki o yangını iyice artıyor. Şu anda onun içinde olduğumu ve sertçe giriş çıkışları yaşadığımı duyumsuyorum.

Bana bakıyor o anda Lili. Gözlerini gözlerimden ayırmadan, kızı saçlarından sürükleyip yatağa doğru atıyor.Lili yatakta , kız bacakları arasında, LiLi’m ter içinde. Kız ter içinde. Göğüsleri kabarıyor, uçları iyice sertleşmiş.. Dudaklarındaki rujlar ağzının kenarına bulaşmış.

Eliyle “gel” işareti yapıyor, başının yanındayım . Pantolonumun fermuarını kopartırcasına açmaya çalışıyor, orda onu bekleyen, onun ağzında olmak için yanıp tuşunan organımı önce eliyle kavrayıp, boğazına kadar sokuyor. İleri geri , ileri geri. Diğer eliyle kalçalarıma tırnaklarını batırıyor, acıtıyor. Ben şimdi onun ağzında yavaş yavaş eriyorum, kasıklarım, karnım yanıyor önce, Sıcacık, sımsıkı bir yumuşaklığın, ıslaklığın içinde vücudumun diğer kısımları  yavaş yavaş yok oluyor, kopup,  yükseliyorum ordan, Belli belirsiz sesler müzik sesleriyle karışıyor. Tam gelecekken- Lili bunu biliyor ve izin vermiyor- Ağzından sertçe çıkartıp duvara itiyor beni.

"Dön arkanı "diyor..
Pantolonumu parçalarcasına çekiyor, sevişirken hiç çıkartmadığı upuzun,  ince topuklu ayakkabısın topuklarını kalçarıma geçiriyor. "Ahhh " sesimle  yavaşlıyor. İki kalçamın arasında o topukları gezdiriyor. Soğuk topukları en hassas yerimde hissediyorum. Öyle dikkatli , öyle seri yapıyor ki bunu;  sanki bunları ona ben söylüyorum o aynı anda uyguluyor gibi. Ayakkabısının burnunu kalçalarımın arasına sıkıştırıyor şimdi. Hiç kimsenin dokunmadığı yerlere değdirip,  yavaşça çekiyor. Kasıklarımdaki o baskı.... patlamak üzereyim.. evet patlayıp her bir parçam duvara yapışacak şimdi. Bastırıyor topuklarını eziyor onu..., dimdik organımı ateş içinde yanıyor ...bir yandan da parmaklarını sokuyor bacakarasına gözlerimin taa içine bakarak.

Lili’nin bacaklarını iki yana ayırarak -bu sefer beni itmesine izin vermeden- , tek bacağını yukarıkaldırıp topuğundan tutuyor, artık uyuşmuş olan organımı bir seferde sokuyorum o sırılsıklam sıcacık dünyasına..  Gözüme o karanlıkta takılan şey; saçlarının rengine boyadığı kırmızı, üçgen şeklindeki tüyleri oluyor. Sımsıkı etleriyle beni yine yapıştırıyor içine. İleri geri bile gidemiyorum sıkılığından.” Offf...... Ölüyorum Lili, öldür beni! diyerek boşalıyorum........Sesim bir saniye sonra bana geri geliyor.” Öldür beni Lili, öldür beni!!!!!

1 Kasım 2010 Pazartesi

LİLİ'M (2)

Bütün kadınlarla sevişebilirsin ama bazı kadınlarla sevişirken dağılır, bölünür, çarpar, sonra toplanırsın....İşte Lili böyleydi...

Aradan sanırım on gün geçti, hiç bir haber yok. İşe gidiyorum, toplantılar, yemekler, akşam eve gelip, bir iki kadeh içip Lili'yi düşünüyorum. Heran arayıp ,"şuraya gel" diyebilirdi...Gözüm telefonda, sesi kısık. Kontrol ediyorum sık sık, Rahmaninov fonda.
.. Evet ışık yandı..Mesaj.." Beyoğlu'nda bir bar. Gel ve izle beni." diyor..
Elim ayağım dolaşıyor yine. Ne giyeceğimi bile bilemeden alelacele hazırlanıp, çıkıyorum evden. Bu akşamki numarayı bilmiyorum. Bahsettiği yeri duymuş ama hiç gitmemiştim.Evden çıktıktan yarım saat sonra saat 12 ye doğru barın girişindeyim. İçeriye rahatlıkla giriyorum. Müzik çok yüksek yine, birden bambaşka bir atmosfer, kalabalık ...Bardaki taburelerden birine oturuyorum .Viskimi söylüyor ve neredeyse ter içinde, gözlerim onu arıyor kalabalıkta. Dans eden kadınlar, çiftler.Orada sanırım o , evet o. Bu sefer kıpkırmızı saçları. Yanında esmer bir kızla çok samimi dans ediyorlar. Beni görüyor. Bakışıyoruz. Siyah daracık deri pantolonuyla upuzun bacakları ortada. Dudaklarında kırmızı bir ruj, incecik topuklu rugan ayakkabılarıyla yine karşımda beni taşa döndürüyor. Onu izliyorum sadece, bütün gürültüden, kalabalıktan soyutlanarak. Kızı kendine çekiyor, elleri kızın kalçasında o kadar güzel dokunuyor ki, çok doğal ,içten, abartısız, beni tahrik etmek değil amacı,kendi istediği için dokunuyor,birbirlerine gülümsüyorlar. Dans ediyorlar, arada bir masasına doğru gidip içkisinden bir kaç yudum alıp, dansa devam ediyor.

Bir iki viskiyle iyice gevşediğimi hissediyorum. Gözlerim Lili yi bıkmadan usanmadan seyrediyor. Kucağıma almak istiyorum onu, gülerken iki yana açılıp dişlerinin neredeyse tamamını gösteren kocaman gülüşüne ortak olmak istiyorum.Ah o boynu, incecik upuzun, gergin. başımı gömmek, dudaklarımı yapıştırmak istiyorum. Şimdi de arkasını bana dönüp, küçük, muhteşem kalçalarını kıvırıp dans ediyor. Kalçalarının her bir hareketini görüyor, hissediyorum. Aşağı yukarı, ahenkle kımıldıyorlar..
Bacaklarımın arasındaki yanma şiddetleniyor. Orada hemen Lili'yi kucağıma alıp, içine girmek istiyorum. Onun ne kadar sıcak olduğunu hatırladıkça, gözlerimi kapatıp o çığlığı tekrar atmak istiyorum. Şu anda.. müzik bu kadar şiddetliyken..Onun kulağına gidip nefesimi kulağına boşaltmak ve o çığlığı atmak istiyorum...

Şimdi kızın dudaklarını aldı ağzına, ağzının içini kızın dudaklarıyla doldurdu. Diğer eli kalçasında. okşuyor.Bu müthiş manzaraya daha ne kadar dayanabileceğimi merak ediyorum.
Elime bir kağıt tutuşturuyor. "Bizi takip et.."
Hesabı ödeyip kalkıyorum. Taksiye binip onları takip ediyorum. Eski bir apartmanda durdular. İkinci kata çıkıp , kapıyı hafif aralık bıraktı. "Müzik sesini duyunca içeriye gir" diye yazılan bir not daha attı tam önüme..Bir süre bekledim girişte. Kapıyı kapattım. Nefes alışım bile bu heyecanı bozacak diye korkuyorum. Neyseki alkol beni rahatlatmıştı.On dakika kadar sonra müziğin sesi sonuna dek açıldı. Loş odaya ayaklarım titreyerek girdim,boğazım kurumuştu heyecandan..İşte ordaydılar. Lili duvara yaslanmış, sırtı deri iplerle bağlanmış göğsülerinin ucunu örten bir üst, altında deri string, yüksek topuklu siyah rugan ayakkabıları, kırmızı saçları belinin en güzel kıvrımında , gözleri bağlı. Kız sırtını öptükçe, vücudu ileri geri kıvranıyor Lili'nin. Dudakları aralık yine, memeleri mermer gibi, uçları çıkıyor deri parçalarının arasından. Kız tek eliyle göğsünü yoğuruyor, okşuyor. Lili'nin dudakları açık, vücudu kıvrılıyor..

Kız ellerini Lili'nin bacakları arasına atıyor, deri stringin ipinin olduğu yeri tek eliyle çekip öne doğru okşamaya başlıyor Lili'm in en güzel yerlerini. Lili'nin çığlık attığını duymuyor ama görüyorum. Uzun parmaklarıyla göğüslerini sıkıyor..
Şimdi külodu yerde.Üzerindeki deri iplerin bir kısmı aşağıya sarkmış,  bir kısmı göğüslerinin altına düşmüş. Kırmızı saçlarını arkaya doğru savurup, kısık gözleriyle bana bakıyor..Tutuluyorum..Adım atmak istiyor, bir an önce Lili'nin ateş gibi vücuduna değmek istiyorum. "Lütfen Lili,  al beni biran önce" diyorum....(DEVAMI VAR)

12 Ekim 2010 Salı

KORKUYORUM(1)

Yazmamı istediniz; yazıyorum. Çok keyifli bir yazı dizisi olmasa da yazacağım...Bilgi sahibi olmayanlar ya da çok az bilgisi olanlar istediler yazmamı.Kıramadım..

Hayatımın bir döneminde sinemaya, tiyatroya,konserlere gidemedim, başka şehirler, ülkelere gid e-me- dim.Üstelik tam bir tiyatro, sinema, gezme delisi olmama rağmen. Neden? diyeceksiniz. Ya sinemadayken, konserdeyken, tiyatrodayken elektrikler kesilirse. Ya o kapılar bozulur açılmazsa, içeride kalırsam,o sırada yangın çıkarsa.Sesimi kimse duymazsa?. O dönemlerde ceplerimde çakmaklar, kibritler, çantamda mumlar, fenerlerle dolaştım. Gece yastığımın altına çakmak koyardım..
Sırf bu yüzden bütün sinemalara, tiyatrolara geç kaldım, sizden neredeyse beş on yıl kadar..Oysa o yaşlarda görmek istediğim o kadar çok oyun , film vardı ki...

Umumi tuvaletler mi? Onları hiç sormayın. Dışarıdayım,yemekteyiz arkadaşlarla.. tuvalet ihtiyacı. Eyvah! Benim için sıkıntı başlıyor.
Kapılar otomatik kapanıyorsa altıma işeyene kadar gidemem..Eğer yanımdaki kardeşim veya çok yakın arkadaşımsa; kapıyı yarı aralık tutarlar, ben çıkana kadar beklerler. Bu arada meraklı gözler bakar kapıyı tutana, bir de tuvaletten çıkan bana.. Eğer çok yakın arkadaşlarımdan biriyle çıkmamışsam, tuvalete gitmemek için sıvı şeyler içmem.

Alışveriş zamanı..Mağazaların Kapıları..Alışveriş merkezlerini en son görenlerden biriyimdir ben. Otomatik açılıp kapanan kapılardan hep kaçtım. Mağazalara girdiğimde kapılar kapanacak, kiliteneceğim, kimse açamayacak, ben içeride boğulup öleceğim diye düşünmekten giremedim.
Hep bir bahane buldum. Yalan uydurmak zorunda kaldım. Doğruyu söyleseniz mantıksı zgelir yanınızdakine,saçma gelir,deli der , bir daha da görüşmez sizinle.
Bunlarla boğuşmak o kadar yorar ki; bir yandan gideceğiniz her yer için planlar yapmak, bir yandan ya panik atak krizi geçirip millete rezil olursam korkusuyla gününüzü zehir edersiniz...eve dönersiniz.. üstünüzden tren geçmiş gibi yorgun düşersiniz. Beyniniz işlevini unutur ve hep aynı şeyleri hesaplamaktan tembelleşmeye başlar bir süre sonra.
Yıllarca hapiste yaşamış gibi düşünün beni. Kısıtlı imkanları olan ve belli yerlere gidebilen bir tutuklu..

Üç yıl boyunca değil İstanbul dışına çıkmak, evimden uzak semtlere bile gidemedim ben. Bağdat Caddesine inip, geri geliyordum, evden uzaklaşmak kabustu. Benim gibi alışverişi, gezmeyi ,sosyal hayatı seven biri için tam bir çıldırma noktasıydı bu nokta.

İçimden sürekli planlar yapan bir tarafla, "hayır o seni aşar, yapma" diyen bir taraf sürekli kavga ediyordu.Bu kavga beynimi parçalıyordu, yoruluyordum, gücüm yavaş yavaş tükeniyordu. Hayatımı istediğim şekilde değil,korkularım izin verdiği ölçüde yaşıyordum. Kaç kere çantamı alıp gittiğim yoldan eve geri döndüm. Köprüye girmeden arabadan inip eve döndüm.

Adalar burnumun dibinde bana göz kırpıyorlardı ama ben vapura binemiyordum . En rahat ettiğim yer; evim ve yatağım.
İşte çok uzun zaman bu minik alanda yaşadım ben. O dönemlerde kaybettiklerimi saymıyorum zaten. Saymak istemiyorum. 3 yılda neler yapılırdı düşünsenize ..Ben sadece oraya nasıl gideceğimi, ilaçlarımı ne zaman alacağımı, bu illetten nasıl ne zaman kurtulacağımı düşündüm hep.

Tek başıma sokağa değil bakkala gidemediğim zamanlarda sürekli birilerini çağırıyordum yanıma. Bu da insanları bir süre sonra sıkmaya başlıyor tabi. Birilerine muhtaç bir özürlü oluyorsunuz açıkçası.

Aşk hayatı mı ?

Hangi erkek böyle biriyle olmak ister ki.. Anlar mı böyle birini.? “Kapris yapıyorsun, dikkat çekmeye çalışıyorsun, çocuk musun ya” gibi cümleleri ezberlemek zorunda kalırsınız. Bunları duymamak için çok ciddi roller geliştirirsiniz kendinize ve türlü yalanlar...Hepsi sadece karşınızdaki insanı kaybetmemek, bu hastalıklı duygunuzu göstermemek içindir.

Asansöre binilmesi gereken durumlarda ortalardan kaybolur ve hemen merdivenlere atarsınız kendinizi. “Ay biraz spor yapmak lazım, zaten bütün gün oturuyorum” gibi bahaneler yaratırsınız. Arkadaşlarınız onuncu kata teknolojinin nimetlerinden faydalanarak zahmetsizce yol alırken, siz yerinden çıkacakmış gibi atan kalbiniz ve dermansız dizlerinizle hep arkadan takip edersiniz yaşamı.

Bunun adı PANİK ATAK tır. Ve bir Panik Atak’lı daima geriden takip eder hayatı, bir sıfır yenik olarak ... Birine bedddua mı etmek istiyorsunuz? “PANİK ATAK OLURSUN İNŞALLAH “deyin , yeter

....DEVAMI OLACAK ..