1 Ağustos 2012 Çarşamba

  AURA MIGRANIA

Derdim; hasta oldum yok mu benimle ilgilenen, aman da aman acıyın bana demek değil. Başına gelen olur da paniklenir diye yazayım dedim.

Nerde cins hastalık var beni bulur. Millet fıtık olur, yumurtalığında çikolata kisti olur, ülser olur ,gastrit olur ne bileyim prostat olur, memesinde zararsız kist olur hani dersin o zaman "amaan herkeste var, doktora giderim bir çaresi bulunur diye.

Bundan tahminen sekiz yıl önceydi. Mum ışığında içkili bir yemekten sonra birkaç arkadaş arabaya bindik. Benim gözümde heralde mum ışığına bakmaktan bulanık görmeler başladı. Bekledim birkaç dakika geçer diye. Geçmedi Allah Allah herhalde içkiden dedim. Ama biraz arttı bu bulanıklık meselesi. Gözümü açıyorum kapıyorum geçmiyor. Uzun süre ışığa ya da güneşe baktıktan sonra her yer nokto nokta flu olur ya, aynen öyle bir durumdu bu. "Yaa,  arkadaşlar benim gözümde bulanmalar başladı,  nedir şimdi bu?"  diye hafiften panikledim. Kızlar da "Heee.. içkiden güzelim, içkiden, çok içmişsindir" dediler ve  ilgilenmediler. Bu olay yarım saat kadar sürdü.

Göz doktoruna gittim ertesi gün, derdimi anlattım. "Retina yırtılması olabilir, göz sinirlerinde kayıp olabilir, halk arasında gece körlüğü olarak bilinen gittikçe daralan görme kaybı olabilir " dedi,. Gittiğim ayrı ayrı dört doktordan aldığım iç açıcı sonuçlar bunlardı. Ben ağlamaya başladım. Türk filmlerindeki gibi kör olacağım, hiç bir şey göremeyeceğim,  ben ne bahtsız kızım diye.
Sakinleşmem uzun sürdü. Bir doktor ilginç bir hastalık buldu. Bir damla verdi "her gece bunu kullan" dedi. Neyse uzun bir süre böyle bir rahatsızlık yaşamadım ama aklımın bir kenarında durdu o.
Aradan üç yıl geçti. Bağdat caddesinde salak salak  dolaşıyorum ben tek başıma. Yine hafiften geldi o puslu görüntü.Aynı anda kulaklarımı sağır edecek kalp gümbürtüm.
Hafifçe başladı flulaşma sonra  giderek arttı. Hhemen bir taksiye binip eve gittim. "Tamam" dedim " bu sefer bittin kızım sen.Kör olacaksın beyaz bastonla yürüyeceksin. Hiçbir erkek dönüp bakmayacak sana"
Eve gidene kadar geçti,  tekrar eski görüntülere kavuştum. Ama yine birkaç doktora git ve yine" Önemli bir şey yok, zaman zaman kılcal damarlarda kanama olur, ondan böyle olur" gibi bir sürü ayrı yorumdan sonra takıntılarla yaşamaya devam ettim.

En son gittiğim iyi bir göz doktoru ayrıca bana "gizli glokom" teşhisini koydu. Altı ayda bir göz tomografisi falan çektiriyorum. Her gece damla kullanıyorum, kontrollere gidiyorum.

Bu sabah bir rapor üzerinde üç saat kımıldamadan çalıştıktan sonra gözlerim yoruluncu  kalktım masadan. Hafif hafif fluluklar vardı yine. Çok baktım bilgisayara ondandır dedim. Ama gözümü  her kırptığımda gördüğüm alanda kısım kısım fluluklar başladı. Eyvah, geliyor diye panikledim .Ben zaten panik atak bozukluğu olan bir kişiyim. Böyle durumlarda haliyle sakin  kalamıyorum. Güneş gözlüklerimi takıp bahçeye çıktım, etrafa bakıyorum, yeşile bakıyorum, gözlerimi kapatıyorum, unutmaya çalışıyorum ; yok,  kahretsin yok!  gitgide artıyor. İnsanların suratının yarısı yok,  gözümü kapatıyorum; zigzaglar. Ben panik yaptıkça şiddetlenmeye başladı. İş arkadaşıma "ya dedim çabuk şu telefondan göz doktorumu bul, ara, beni iyileştirsin."  Çünkü baktığım her şey karışmaya başladı. Öyle cins bir şey ki bu nasıl doğru tarif ederim diye düşünüyorum. Yani resmen yarı  görmüyorsunuz.Bir şeyler yapmalıydım bu sefer kesin  kötü şeyler olacaktı. Arkadaşım  doktoru aradı, " en yakın göz hastanesine gitsin"  diye bir cevap geldi. Telefonu kaptım elimden. "Bakın doktor bey"  dedim,  "beni çabuk iyileştir, kör oluyorum, bana kötü şeyler oluyor" dedim sinirimden ağlaya ağlaya. .Arkadaşım sakinleştirmeye çalışıyor. Şansıma adam John Hopkins te işe başlamış. İş yerime çok yakın. Acilen aldı beni muayeneye , "sakin ol,  gözünde bir şey yok, bu migrene benziyor"  falan dedi. Muayene ettikten sonra beni nörolojiye yönlendirdi.
Nörolog  beni muayene ettikten sonra "Endişelenmeyin bu AURA MIGRANIA(migren)  dedi. "Bu migren çeşidinde daha çok görme problemleri yaşanır "dedi. Evet zaten migren vardı ama en azından ne olduğunu öğrendim .Umarım yaşamazsınız ama yaşarsanız benim gibi panik olup, kendinizden geçmeyin diye bilgilendirmek istedim sizi. Şimdi evde dinleniyorum .İyiyim.Sağlıcakla kalın, öperim. :)
Bakın şu zigzaglı saat pili gibi olan görüntü var ya tüm nesnelerin üzerinde o görüntüyü gördüm önce,  sonra da görüntüler ekteki fotoğraftakiler gibiydi.













7 Temmuz 2012 Cumartesi

EX AŞKIM, EX AŞKIM!

Kimi zaman kulaklarını tıkar, gözlerini yumarsın tüm yalanlara. Görmek istemediğin için görmez, duymak, istemediğin için duymazsın. Aşkın içine 'Acaba?" girdi mi boka sararsın...

Güzel erkekler tehlikelidir. Güzel ve zeki erkekler şeytandır. Karizmatik, zeki, ve zengin erkekler seni asla mutlu edemezler.Adam rahat dursa da bütün kadınlar ona " evlenilecek, ağa düşürülecek potansiyel erkek' gözüyle baktıkları için o ilişkide rahat nefes alamazsın. Şansını çirkin erkeklerden yana kullan.

SEÇME ERKEKLERDEN SEÇME YORUMLAR!

- "Ya, seninle bir şey konuşacağım; Ben evlenmeyi düşünmüyorum, evlilik bana uymuyor. Senin de yaşın geldi, ben seni oyalamak istemiyorum"
....
İlişki biter. Aradan  birkaç ay geçer: telefonun çalar, eski sevgili arar. "Naber canım, seni çok özledim ben.Ya, ben evlendim ama çok pişmanım, seni unutamıyorum. Ben sana karşı kendimi çok suçlu hissediyorum."
"Karının yanına dön!"...

- Telefon edersin ama o telefon hiç zamanında açılmaz. Neden ? Neden ? Neden?
Daima mı toplantıdasın?  Beş dakika sonra döner. "Müsait değil miydin?" dersin. "Evet" der. Ama ne yapıyordur, neden müsait değildir belli değil. "Ya,  neden açmıyorsun şu telefonu. Bir kere de aç dersin. "Ay yine başladın paranoyaya" der. Sen dırdırcısındır çünkü...

- Eminsin , başka birileri daha var ama sadece yakalayamıyorsun. Yakalayıp yüzüne gözüne tükürmek istiyorsun  ama o ne yardan ne senden geçmek ister. Bir konuşmanın ortasında "Hani o gece beni aradın ya, neredeydin ?" dersin. Cümle çok net anlaşılsa da 'Ne?" diye sorar. Ama hep böyle zamanlarda kulaklarının duymamazlığı tutar. Arada zaman kazanacak adam, yalan bulacak..

-Eski sevgiliden gelen mesajlara neden bozuluyorsun hayatım, Bitmiş, gitmiş işte"
 "E, neden hala aşklı maşklı cevap yazıyorsun peki ona?"
  Ne aşkı ya, şiir!
 Ay,  hepiniz  böylesiniz!(Yine suçluyuz)

- Sevgilinin evindesindir. O çok yorgun ve uyuyakalmıştır. Sonra dolaptan bir şeyler alıp içersin. Sarhoş olursun. Adam horul horul uyumaktadır. En sonunda sıkılır eve gitmek istersin. Ama istersin ki; o uyansın ve "Nereye gidiyorsun, gitme"  falan desin. Ayakkabılar giyilir, 'Ben gidiyorum, çok sıkıldım" dersin. Karşı taraf narkoz almıştır sanki. Ses yok. Cümle tekrar edilir. Homur homur bir ses çıkar " Tamam,  gidiyorsan git.  Taksi telefonu var orada, ara".  (Çüşş!!)

-Sevgiliyle ayrı yakalarda yaşamak bir ilişki için en büyük felaketlerden biridir. Köprü trafiği denen, asla bitmeyecek olan bir sorun vardır. Sevgiliye Cuma akşamı bir sürpriz yapmak istersin. Her şey tamamdır. Telefon açılır. "Bu akşam geçsene bu tarafa, güzel bir  plan yaptım" .
 "Aaa, keşke önceden söyleseydin?".
 " Neden ?
 "Ya, ben hayatta geçemem o trafikte karşıya.  Taksimde olacağım ben bu akşam.
" Hımm, peki. (Vapur da yoktur aslında karşıya geçen)
Gece ararsın. Fonda müzik,  hatun sesleri. Öyle bir ses tonu takınır ki, sanırsın kuru temizlemeye verdiğin ceket için arıyorlar.. E, etrafta hatunlar var, ağzını yüzünü yamultursa kadınlar anlayacak, adamın kısmetleri kapanacak.
(Karşı tarafta oturan sevgiliden uzak durun)

- Ben tatile çıkıyorum dersin sevgiline. " Yaaa, çok kıskandım şimdi seni. Ne güzel! Rahat rahat yüz."
 "Öküz!  Sen de atlayıp gelsene! Güzel güzel yüzmüş. Çocuk havuzunda yüzen çocuklara söylüyor sanki...

- "Ben asla sevgilimi aldatmam, çok ucuz bir şey bu!.. Bir erkek neden aldatır sence sevgilisini? Her şey tamamsa neden başka birine ihtiyaç duyar?"  der .
Aradan birkaç ay geçer. Adama gelen gizli telefonlar ve mesajların neticesinde düpedüz aldattığı anlaşılır. "Hani sen aldatmaya karşıydın?" diye mesaj yazılır. Cevap gelir: "Ama seninle öyle bir arkadaşlığımız yoktu ki bizim?"
(Nasıl bir arkadaşlığımız vardı?)...

- "Bir kız çocuğum olmasını o kadar istiyorum ki" der adam bir gün.
  "Oh, çok güzel . Ben de çok istiyorum"
 "Ama bu bir şans tabii. Birini seveceksin, evleneceksin, çocuk yapacaksın; şansım çok az "
 "Hı?" Nasıl yani?"

- Bir hafta aramayan sevgiliye. "Ne oldu, bir sorun mu var? Görüşmek istemiyorsan açıkça söyle. Hiç hoşlanmıyorum böyle imalı hareketlerden " dediğimde "Ya, yapma, saçmalama. Nefes alacak vaktim yok"
Bir hafta sonra Beyoğlunda bir hatunla baş başa içki içerken görüntülenir...
 
- Sevgilinin evinin bir odasında sırtını dönmüş bir hatun fotoğrafı çerçeveli bir şekilde duvarda durur. "Aa. kim bu? " Kardeşin mi?
"Yok, değil. Kim peki?
Ya, boş ver... kimse kim. Birisi işte. Amma meraklısın sen yaaa!..

- Ben gideceğim bir gün Datça'ya, kimseye haber vermeden. Arayacak arayacak, bulamayacaksınız beni. Siz var ya siz, göreceksiniz o zaman.
(Biz kim? demiştim o zaman . BİZ' in birkaç kızdan oluştuğunu sonradan anladım )

-Mutfakta ona çok güzel bir tatlı yaparken, "Bu kadınlar çok çakal ,biliyorsun değil mi"
"Hı; evet , bazen."
 "Bak, ben hayatımda bir tek kadını sevdim; o da karımdı. Onun kadar anlayışlı kadın görmedim ben. Ben ayrılmak istiyorum dediğimde peki dedi. Tek bir soru sormadı. Haa, bir de nişanlanmıştım. Onu da çok sevdim ama beni çok kızdırdı. Evdeki eşyalarını toplayıp, kapının önüne koydum bir gün.
( Elinde süt şişesiyle bir süre boşluğa bakılır. Bu tatlıyı yapmasam mı?..O tatlıyı hiç yapmayacaktım aslında ben)


21 Mayıs 2012 Pazartesi

METROSEKSÜELLER VE GETTOSEKSÜELLER













METROSEKSÜEL VE GETTOSEKSÜEL ERKEK ARASINDAKİ FARKLAR

Sonu” seksüel”  olan tanımlamalar aldı başını gidiyor. Ben yetişemiyorum artık..Metroseksüel"i tam sindirmiştim ki,  karşı mahallenin oğlanları “ Bizi de yaz, bizi de yaz” diye  üşüştüler…..


Metroseksüel erkekler beyaz atlet giymezler, Getto seksüeller hiç çıkartmazlar.
Metroseksüel erkekler boxer giyer, Getto seksüel ne bulursa,
Metroseksüeller  yıllanmış şarap içer, Getto seksüeller köpek öldüren,
Metroseksüel erkeğin çevresinde yazarlar, çizerler, sinemacılar olur. Pipo içer, film festivalinden bahseder. Getto seksüel manavla, kasapla, kaportacı Hüseyin usta ile çay içer. Bedava ot bulursa,  mahalle kenarında duvarın dibine çömer, içer.. 






Metroseksüeller manikür pedikür yaptırır, Getto seksüeller manikür pedikür yaptıranlara “ibne “ der, selam bile vermez.

Metroseksüel ‘in bol bol kadın arkadaşı olur. Gettoseksüel’in tek kadın arkadaşı sevgilisidir..

Metroseksüel erkek  kız arkadaşını "fil taşağında havyarlı brepöf"  yemeye götürür, Getto seksüel  Hacıoğlu Lahmacun’a

Metroseksüel erkek sporla ilgilenir, düzenli olarak spor yapar. Gettoseksüel ayda bir halı saha maçı.

Metroseksüel’in burnunda,kulaklarında kıl yoktur. Getto seksüellerde kılın yanında bonus olarak et benleri vardır.

Metroseksüel erkek sevgilisinin yanına gitmeden önce  çükünü özel sabunla yıkar, Getto seksüel ‘bırak yaa, kokar mokar tok tutar “ der,

Metroseksüel tatilde Kamboçya’ya, Peru’ya gider. Getto seksüel ,kadının olduğu herhangi bir memlekete(parayı bulursa tabi)

Metroseksüel erkek sevgilisine kiraz ve çilek ikram ederken, tabağının içine buzlar koyar. Tek tek sevgilisinin ağzına götürür. Getto seksüel ‘Neriman, yavrum, bi çay koy da içelim”der

Metroseksüel Sevgilisini arkadaş gurubuyla tanıştırır; beraber yemek yaparlar. Getto seksüel,  arabası yıkanırken Kaportacı Selim amcanın dükkanındaki sandalyede bekletirken, çay ısmarlatır ve Selim amcayla tanıştırır.

Ve ve geldik en önemli kısıma..Getto seksüel gözünüze baka bakaaaa organını yerinden kımıldatır, sağa sola çeker, yerleştirir, beğenmez, avuçlayıp yeni baştan düzenler ama bir metroseksüel asla ve asla bunu yapmaz..

Metroseksüellerin asla kullanmadığı kelimeler;
Bizim hanım
Bayan arkadaşım
Aynısı kaynımda var
Her şeyin bir ilki vardır.
Ayyy, şaka gibi..
Hadi leenn…
Kafam güzel
Feys


Gettoseksüellerin asla kullanmadıkları kelimeler, cümleler
Girlfriend’im,
Notebook’umu almamışım
Vize işlemlerini başlattım
Jet lag oldum














23 Nisan 2012 Pazartesi


SEN DE BU KADAR SEÇİCİ OLMA AMAAAAA!  DİYENLERE CEVABIMDIR...

Eşek sikişmiş sikişmiş ,ölmüş ve orada günlerce kalmış gibi kokan ağzından doya doya  öpmeliydim değil mi? Ne olacak, o da insan ama..Kokar mokar tok tutar hem..

“Bugün bir kız gördüm, o kadar güzeldi ki evlenme teklif edecektim neredeyse” gibi bir cümleyi “bugün anneme  çiçek gönderdim” edasıyla söylediğinde, ona bakarak , ‘Yaaa, ne güzel, keşke ben de görseydim o kızı ‘ deyip, heyecanını paylaşmalıydım, değil mi? Ben var ya, ben ; o kadar kıskancım ki, bu ulvi duygularını anlayamadım adamın... 

Baş başa kalacağımız tek günde  “Ben annemi kahvaltıya getireceğim ama”  demesini olgunlukla karşılamalıydım, değil mi? (Kadın onu dokuz ay, belki daha kısa bir zaman karnında taşıdı, besledi,  büyüttü, tabii ki öncelik onun.)

“Aaaa,  bende prezervatif yok ki, sende var mı?”  Dediğinde  “Sen bekle, yorulma; ben bi koşu eczaneden alırım” demeliydim . Adam bütün gün çalışmış, yorulmuş,  bir de sevişecek, daha çok yorulacak. Bir de adama prezervatifi yok diye kızıyorum. Başka arzum? Git al!  ölür müsün? .. ne olacak ki?..

Özel olarak hazırladığım sofradan kalkıp, yarım saat hatunun biriyle geyik yaptığında “, ne güzel, ne kadar iyi niyetli, bütün telefonlara cevap veriyor, kimseye kabalık yapmıyor, canımmm”  diye düşünmeli ve ona yemekten sonra bir de amarettolu tiramisu ikram etmeliydim(kendi ellerimle yaptığım)...

Ağzını şap şup,şapur şupur şapırdatarak yemek yediğinde, hatta o esnada konuşarak ağzındakilerin harmanlanmış halini gösterecek hale geldiğinde  “çok ayıp “ dememeliydim,  değil mi? 

Romantik bir akşamda "ay, ishal oldum;  aşağıdan yukarıdan gidiyoré  dedikten sonra, ondan tiksinmemeli,: 'güzel bir sevişmeyi hak ettin'  demeliydim, değil mi? 

En damardan aşk şiirlerini telefonunda” BİRİNE” yolladığını  gördüğümde, “Annesine nasıl da bağlı,  canım” diye düşünmeliydim, değil mi? Oysa ben ne yaptım? Ne yapmadım desem daha doğru olur. Adam şiir yazmış, yollamış. Bir emek var burada, emeğe saygı göstereceğime, onu kollarıma alıp, bu platonik aşkını anlatmasını bekleyeceğime, yaptığım şeye bak! Huysuz kadın işte.

İş arkadaşlarımla ilk kez tanıştıracağım akşam sünnet olmuş çocuklar gibi bacaklarını açarak oturduğunda, ayıplamamalı, “ Mutlaka bir derdi var, yoksa neden böyle otursun ki”  diye düşünmeliydim,  değil mi? Adam belki pişik oldu, belki tek gecelik bir ilişkisinden mikrop kaptı? Hiç sorma olur mu? Hemen adamı suçla!!..cık cık cık....

Alâlade bir çay bahçesinde 2 çay 2 tost hesabı geldiğinde hesap makinesini çıkartıp, kişi başına düşen miktarı iskontusuz söyledi diye, o masadan kalkmamalı, “Bu adam çok tutumlu, bundan iyi koca olur”  diye düşünmeliydim, değil mi?

‘Ben sana hiçbir zaman evlilik vaad etmedim ama ?” dediğinde,  o şarabı suratına dökmeyip, ayaklarını yıkamak için kullanmalıydım değil mi?
Oysa ben bunların hiçbirini yapmadım, görmezden gelmedim; çok ayıp ettim değil mi?

Doğru,  siz de haklısınız







1 Mart 2012 Perşembe

KÜLOT TERCİHLERİNE GÖRE ERKEKLER...



1-     Erkek slipi sevenler; Bu tip erkekler, sportif, klişe zevkleri olmayan, farklı kadın tiplerini beğenen erkeklerdir. Mesela varla yok arası meme, kısacık saçlar, çilli kızlar gibi..Anaç tipli kadınlar ve  Pamela Anderson tarzı tipler  asla bu erkeğin ilgisini çekmez. Bu adamlar  genelde; yazar,  fotoğrafçı, reklamcıdır. Teknoloji ile ilgili işler yapan ve bilgisayar yazılımı/müh. vs  olanlarına  da rastlanır. Bunlar sevdiği kadını erkek küloduyla görünce acayip tahrik olurlar. Siz, siz olun, böyle bir külot tercihi yaptıysanız ve evdeyseniz bunu lütfen postallar, ağızda bir sigara ve kısacık saçlarla kombine edin. Bacaklarınızı hafif ayrık tutarak yürüyün. Bu tip külotu giyenler bunun hakkını vermeli. Genelde ince yapılı, orta boylu ya da inceden biraz daha hallice ama asla ve asla balıketi olmayan hatunlarda hoş durduğu rivayet edilmektedir.

2-     Şort ve boxer sevenler: Bunlar kendine güvenen, ne istediğini bilen erkeklerdir. Bu erkeklerin, espri yapacağım diye maymun kılığına girmekle, dikkat çekmekle işleri olmaz. Buna gerek duymazlar. Onlar zaten her türlü kadının dikkatini çekecek kapasitededirler.  Okumayı, yazmayı severler. Çalışma masalarının üstüne oturan şortlu bir sevgilinin kucağına yaslanmaktan zevk duyarlar. Bir şeyler karalarken masanın üzerinde oturan sevgilisinin gözlerine romantik bir biçimde bakar ve “Sevgilim, çok güzel görünüyorsun ama şu sayfayı bitirmem lazım, sonra yanına geleceğim”  derler. Bunu derken gömleğinin düğmelerini açıp, yazıyı toparlayamamış olmanın sıkıntısıyla, boncuk boncuk terleyen alnını şöyle bir siler, parmak uçlarıyla saçlarını karıştırırlar.(Tam hayal edebildiniz mi? umarım etmişsinizdir). Bunlar gazeteci, kendi işini yapan insanlar, senaristler olabilir. Boxer giyen kadınların  hafif tombul kalçalı olması daha makbuldur. Kuru götlü kadınlarda paraşüt görünümü yaratır, arada oluşan boşluklardan hava girip, idrar yollarını bozabilir. 60 kilo ve üzeri hatunlarımız için çok uygundur.Hatta kalçaların bir kısmı iki yandan taşabilir, erkek bunda herhangi bir problem görmez. Türkiye ortalaması için uygun bir iç çamaşırıdır.

3-     Klasik kesim, penye, beyaz külot sevenler; Bu adamlar her türlü kadınla beraber olmuşlardır. Rus, Azeri, Japon, Brezilyalı. Görmediği vücut tipi, görmediği külot tarzı kalmamıştır. Artık özüne dönmüşlerdir. Yapmacık, sahte, doğal olmayan her şeyden şiddetle kaçarlar. Onlara göre, “lazım olan, gereken” giyilmelidir. Fantezi çamaşırlar tamamen tüketim, yapaylık, gösteriş kavramlarını çağrıştırır. “Sevgilim, lütfen penye, beyaz külotlar giy” diye sevgililerine öneride bulunurlar. O, penye beyaz külotu gördükçe, on altı yaşındaki henüz kirlenmemiş ruhunu hatırlar, Bütün bir gece beyaz külotun  üstüne kafasını koyup, orada uyuyabilirler. “Ne stringi ne deri çamaşırı? Revü'ye mi çıkıyorlar “diye bunları giyen kadınları eleştirir. Aman sakın yanına giderken düttürü Leyla donlarından giymeyin, onun gözünde “diğerlerine” benzersiniz, adam sizi evden kovar vallahi. Üniversite hocaları, bar işletmecileri, bazı yöneticiler, karikatüristler, kitapçılar, yayıncılar bu gruptandır





4-     String sevenler; Ömürleri boyunca, porno yıldızı gibi bir sevgilisi olsun istemişlerdir. Poposu askılık kıvamında olan, saçları bel çukuruna inen, topuklu ayakkabılarla kıvrım kıvrım kıvırtan sevgili hayalini kurmuşlardır.  Bu tip adamlar gösterişi sever. ”Bakın, ben bunu şey ediyorum” ifadesi yaratmaya çalışırlar. Yere eğilince belindeki kıllarıyla beraber  poposunun arasına girmiş o şeyi gördüğünde kendinden geçen erkeklerdir bunlar.  Çok kolay harekete geçerler. String giymiş bir sevgili bulmak onlar için Megan Fox'u yatağa atmakla eş değerdir.  Kaportacı, mütayit, lise öğrencileri bu gruptandır.



5-     İç çamaşırı sevmeyenler; İç çamaşırı giymeyen kadın sayısı  bir elin parmaklarını geçmez diye bilirim. Zordur nitekim ama çok da ekonomiktir. Düşünsenize külot parası vermeden bir yıl geçirdiğinizi.. Alması, giymesi, yıkaması  bir dert,   “Ay, bu pantolondan çizgisi belli oluyor” , “beyazın altında güzel durmadıııı”  diye düşünürken  harcadığınız zaman ayrı. Gelelim bunu seven erkeklere.... Nüdisttirler.  Bilim adamı, gezginler, Balıkların cinsel hayatını araştıranlar, Afrika”da vahşi hayvanları inceleyenler bu gruptandır. Bir de günübirlik ilişkiler yaşayan erkekler. Bir erkeğe iç çamaşırı giymiyorum deyin,  bakalım nasıl olacak gözleri, yüzü? Bir deneyin, deneyin.